2 YAE, 1 bitmeyen kavga!

Oysa Murat Belge hiçbir zaman militan olmadı, neden ondan militanlık bekleniyor? Neylersin, volontarizm kitaptaki gibi durmuyor, dünya üniversite yönetimleri yönetilip hesap bile soruluyor.


Birileri sanki düğmeye basıyor, yağmurdan sonra artan nemi bekleyen mantar gibi her yerde aynı tarz tepki patlıyor:

"Yetmez ama evetçiler olmasaydı bu melanetler başa gelmezdi." 

Eeee, yetmez evetçiler de, Türkiye'nin elitleri, üretici, medyatik, sık sık gündem olacak bir durumları mutlaka oluyor ve her defasında konu temcit pilavı: 

"Yetmez ama evet demeselerdi şu Ak Parti bugün bu durumda olamazdı."

Geçen haftanın yetmez ama evet yüzünden "sanığı" Profesör Murat Belge'ydi.       

Belge'nin 'Risk Altındaki Akademisyenler Konseyi'ne başvurduğu duyulur duyulmaz, birleşen bütün "top"lar ateşlendi:

"Kaçıyor, yetmez ama evetçi Belge kaçıyor!".

Medya, sosyal medya, kulisler hep aynı konuyu konuşuyor, "Belge dışarı kaçıyor".

Tellallar halt etsin, buna tellallık da denmez ya, resmen tellallık mezatı, kim daha fazla bağırırsa, sanki o daha "devrimci" oluyor.

En bitek, en üretken çorak toprak burada bulunuyor..

Sorulsa, kastedilen şeyler Belge'nin aklının ucuna geliyor mu acaba?

Zira onun dünya görüşü irdelendiğinde "kaçma" onun yaşamında işlevsiz bir fiil gibi görünüyor.       

Gerçi gözdağı vermek için hiç ilgisizler içeri alınıyor, haklı gerekçe aranmıyor; düşüncenin hiçbir gerekçeyle tutuklanmaması gerekiyor.

Ama Belge, teorik olarak devlet paramparça edilmeli, ele geçirilmeli vb demiyor, uzlaşmaz bir çelişkisi yok, eleştirse de devleti yaşam içinde kabul edilir bir yere koyuyor.

Nitekim Belge konuyla ilgili, "Benim İngiltere'deki akademik çevrelerle ilişkim her zaman olmuştur. Daha önce de gittim, çalıştım. Şimdi de aynı. Mesele sadece akademik." diyor.

Diyor ama gidişinin Türkiye'deki baskıların yoğun olduğu döneme denk gelmesi göze batan bir tercih oluyor, oysa Belge zaten hiçbir zaman militan olmadı, neden ondan militanlık bekleniyor?

Neylersin, volontarizm kitaptaki gibi durmuyor, pratiğe girince en üst yönetim gibi dünya üniversite yönetimleri yönetilip hesap bile soruluyor:    

"Neden varlıklı Belge gidiyor da, ekonomik zorluğu olan onca akademisyenden biri gidemiyor?"

Eleştiri korosu bu soruyu maalesef üniversite yönetimine değil Belge'ye soruyor.

Pusula yanlış olunca, üniversite yönetiminin kriterleriyle değil, Belge ile uğraşılmış oluyor.

Hele bir de konunun 'yerli malı Türkün malı her Türk onu kullanmalı' boyutu var ki, bu da kimi Türkiye solunun içinde bulunduğu durumun, aynı yerde rap rapının bir belgesini sunuyor.

"Belge Türkiye'nin malı, en verimli çağında Türkiye ondan yararlanmalı".

"Bu baskı koşullarında, halkın, demokrasi güçlerinin ihtiyacı olan bu koşullarda dışarı gitmek mücadeleye/ülkeye ihanettir!"

"Ak Parti'yi YAE ile ülkeye bela et, kendin terk et!"

Ayıkla pirincin taşını.

Gezegeni mi, gezegenin her miliminin değerli olduğunu, her halkın, her canlının, doğa parçasının kıymetli olduğunu mu anlatacaksın, ne anlatacaksın bu kadar yerinde sayan içeriğe?

Kapitalizmin kanununu yazsan yeniden ne yazar, yine kapitalizmi yazdıktan sonra mı diyeceksin? 

Teneke kutuları yerli otomobil diye yıllarca halka satan, halkı kazık yemeye hapseden devlet ve devletçi solcu desen, solcu da devletçi olmaz ki..    

'Sermayenin ve işçilerin vatanı olmaz' sözü yıllarca söylenmesine rağmen anlaşılamıyor mu veya güne uyarlanmış popülizm mi yapılıyor?

Küresel kapitalizmin üniversitesi, bilimi öğretecek bilim adamı arıyor. 

Evrenselleşemeyen yerli, kapitalizmin bile gerisinde kalıyor, yerinde sayıyor.

Siyasi gol pozisyonu, kişilik haklarına kadar uzanıyor. 

Anlaşılmıyor ama yine de anlatmak gerekiyor. 

Bu arda Altanlara da benzer husumetle davranılıyor.

İnsanın anlatmaya dili varmıyor.

Cumhuriyet gazetecilerinin davasında tıklım tıklım dolu olan mahkeme salonu, Altanlar'ın duruşmasında neredeyse boş, gelmeye fiziki engeller var ama gelmesi gerekenler maalesef misillemeci gerekçelerle düşünce suç değildir demeye gelmiyor.      

Ama esas neden de Milliyet'te çıkan Altan'ın o Atakürt adlı makalesi, ama o derinde, ona ermek büyük erdem ve vizyon gerektiriyor.

O makaleyle başlayan kampanya, devam ediyor.

Devam ediyor ama görünen, gösterimde olan, yetmez ama evet dedi, bu iktidar o yüzden geldi.

Gerçek neden görülmeyince, sol sayılan gazetelerden Birgün haberi, sanki içinden "oh olsun", dışından hissiz gibi veriyor:  Altanların cezası belli oldu.  

Hiçbir delilsiz, sadece düşüncesinden müebbet alan bir roman yazarını, gazeteci ve arkadaşlarının haberini manşetten bile veremiyor.

İnsan iyi ki "müebbet yetmez ama evet" dememiş diyor. 

Peki bu kadar kine, adavete neden olan 'yetmez ama evet' nedir, nedir bu lüzumsuz tartışmanın sebebi?

2010 yılında ak parti hükümeti, 12 eylül askeri dikta anayasasında 26. maddede değişiklik yaptı ve referanduma sundu; referandumda bazı sol gruplar değişiklikler yetmez ama evet dedi.

Ve adları 'yetmez ama evet'çiye çıktı; YAE.

Peki diğer kesim ne dedi?

12 eylül rejimi sürüyor, anayasası yürürlükteyken, değişime hayır diyerek fiilen 12 eylül cunta anayasasına evet dedi.

Yani tersinden aynı yere geldi, iki taraf da ayrı bahaneyle 'yetmez ama evet' dedi.

Zaten nitel bir farkı yok iki anayasanın ve iki tutumun.

O günden beri bu iki 'yetmez evetçi' birbirini yiyor.

İkisi de, politik yanlışlarını derinlemesine irdelemiyor.

İrdeleseler 12 eylül anayasasında da, değişikliklerde de solun taraf olacağı bir konu olmadığını görecekler. 

Değişim ya da değişmeme sadece ve sadece egemen sınıfı ilgilendiren bir statü.

Eski devletin yeni devlet olacakları kabullenmemek için didişmesinden başka bir şey değil.

Devlet içi kavgada saf olmaktan sola, halka ne! .

O dönem solun yapması gereken oy verme hakkını kullanıp geçersiz oy vermekti.

Zira oy hakkı zorlu mücadeleler sonucu kazanılmış bir hak, ondan vazgeçilemez. 

Boykot ise devrimci durum eylemi, boykot deyip parlamentoda olunmaz.  

İki YAE de aynı fidanın güller açan iki sol dalı.

Polemik pusulalı olmalı.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…