‘Adalet’ hukuku bıraktı, Saray’ın arka bahçesinde çay topluyor

Siz Türkiye’de “Adalet”i, dünyanın en büyük “Adalet Sarayları”ndaki savcılar ve hakimler sanıyorsunuz. Ama artık “Adalet” Saray’ın arka bahçesindeki çay toplayıcısı gündelikçinin adıdır!


ABD’ye doktora yapmaya gitmişti Serkan Gölge.

2010 yılında Amerikan vatandaşı oldu.

2013’te NASA’da uzman olarak çalışmaya başladı. ABD’nin prestijli bilim dergilerinde makaleleri yayınlandı.

2016’nın yaz aylarında Antakya’daki ailesini ziyarete geldi.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra polise bir ihbar edildi; Gölge CIA için çalışıyordu ve ‘FETÖ’ örgütünün gizli bir üyesiydi...

Evleri basıldı. Tek delil olarak bir dolarlık banknot bulunmuştu. O da kardeşinin odasında ve bu dünyada tam 11.7 milyar adet bir dolarlık banknot vardı.

Yaklaşık bir yıl önce tutuklandı Gölge. ABD’den birlikte geldiği karısı Kübra da iki çocuğuyla birlikte Antakya’da “adaletin tecelli edip” kocası Serkan’ın serbest bırakılmasını bekliyor.

Mayıs ayındaki ikinci duruşmaya Gölge’yi ihbar eden kişi de çağrılmıştı.

Bu kişi Gölge’nin eniştesinin kardeşiydi.

Hatta aralarında aile mirasıyla ilgili bir tartışma da vardı.

İhbarcı uzak akraba mahkemede Gölge’yi hayatında sadece birkaç defa gördüğünü söylemişti:

“Hiçbir delilim yok. Sadece şüphelerim var. Çünkü Amerika’da çalışıyor. Onun CIA için çalışıyor olabileceğini düşündüm. Onun bir suçu olup olmadığını sizin bilmeniz gerekiyor. Ben Cumhurbaşkanı’nın ‘devlete yardım edin’ çağrılarını dikkate aldım.”

İhbarcının bu ifadesine karşın mahkeme Gölge’nin tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Gölge, bugün yeniden mahkemeye çıkacak.

Bu “adaletsiz” dava ile ilgili bütün gelişmelerden haberimiz olmasını sağlayan belki de tek gazeteci olarak Tuğba Tekerek de bugün Antakya’daki duruşmada olacak.

Bu “adalet”in Saray’dan ne kadar korktuğunu gösteren en somut davalardan biridir.

Çünkü “FETÖ”cü olarak haksız yere tutuklu olarak yargılananları serbest bırakan, haklarında takipsizlik kararı veren, hatta beraat ettiren savcıların, yargıçların başına neler geldiği ortada.

En hafifinden sürgün... Kötüsü gelirse meslekten ihraç... Daha da kötüsü ‘FETÖ’cülükten yallah cezaevi...

Bu da Saray’ın “adalet”i.

Bugün başka bir dava daha var.

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ bugün yargıç karşısına çıkacak.

Yüksekdağ davası da Türkiye’de yargının nasıl da AKP siyasetinin emrine girdiğinin somut bir göstergesi.

Çünkü Yüksekdağ hakkında hazırlanan fezlekelerin büyük bölümünde suç isnat tarihleri 2011, 2012 ve 2013 yılları.

Ancak fezlekelerin hazırlanma tarihleri, çözüm sürecinin sonlandırılmasından sonra ve özellikle Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın “Dokunulmazlıklar kaldırılmalı” açıklamalarını yaptıkları 2016 yılının ilk dört ayı içersindedir.

Bugün yapılacak duruşmaya katılım çağrısında bulunan HDP’li kadın vekillerden Filiz Kerestecioğlu bu duruma dikkat çekip Türkiye’de yargının gırtlağına kadar siyasetin içine battığının en açık örneklerini anlattı:

“Figen Yüksekdağ’ın AKP nezdinde milletvekilliğini düşürdüler. ‘AKP nezdinde’ diyoruz, çünkü karar Anayasa’ya açıkça aykırı olmasına rağmen Meclis’te çoğunluk olan, yargıyı tamamen kontrol eden iktidar partisi ne derse o oldu.”

Merdivende oturan vekile fezleke... Barış çağrısı yapan vekile fezleke... Hatta o da yetmedi AKP yargısı “Erdoğan’a hakaret ettiği” gerekçesiyle mahkum ettiği HDP’li vekile bir de siyaset yasağı koydu.

Yani AKP yargısı, iktidar partisinin lehine Meclis’in üzeri bir konuma büründü. Onun da üzerinde Saray var elbette.

Gelinen bu noktada Türkiye’de yargının AKP’nin arka bahçesi olmasının ötesine geçip milis gücü, hatta tetikçisi olmayı üstlendiğinin sayısız örnekleri var.

Bugünkü iki yargılamada; Antakya’daki Gölge’nin ve Ankara’da Yüksekdağ’ın yargıç karşısına çıkmasında biz Türkiye’de hakimlerin Saray’dan ne kadar korktuğunun ve Saray’ın dümen suyunda ne kadar siyasallaştığının iki somut örneğine bir kez daha tanıklık edeceğiz.

İşte böyle bir süreçte CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı “Adalet Yürüyüşü” 20. gününe girmiş olacak.

Elbette süreç HDP’nin “Adalet yürüyüşü”ne katılımından rahatsız olanlara da “adalet”in herkes için olduğunu öğretecek; eğer bu güne kadar öğrenememişlerse...

SHP Lideri Erdal İnönü’nün söylediği “Yarım gebelik olmayacağı gibi yarım demokrasi de olmaz” sözünü bugüne uyarlayalım; “Yarım gebelik olmayacağı gibi, yarım adalet de olmaz...”

O zaman “Adalet” pankartınızın bir ucuna Kürtleri de yazacaksınız kaçınılmaz olarak.

Ancak şunun hakkını vermek gerekir ki, tek bir sözcük olan “Adalet”le, en pasif eylem biçimlerinden biri olan “yürümek”le CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu anamuhalefet lideri oldu olalı en parlak çizgisini yakaladı, toplumun en derindeki sızısına parmak bastı.

15 yıllık iktidarı boyunca AKP Gezi direnişinden sonra ikinci kez gündemi elinden kaçırıyor ve bütün çabalarına, tehditlerine karşın “adalet”in altında kalıyor.

Saray’daki, iktidar partisindeki, yandaşlardaki panik de bundan dolayı.

Çünkü “Saray adaleti”nin hak, hukuk tanımazlığı önce iktidar partisini çürüttü.

İktidara payanda olmaya kalkan MHP’nin Devlet Bahçeli kliği çoktan çürüyüp dökülmeye başladı.

Hatta, Ortodoks yapısına karşın “AKP’nin adaleti”ni göklere çıkaran Perinçek’in Vatan Partisi de aynı çürümeden payını aldı.

Hatta yandaş medya bile “adalet” üzerinden birbirine girdi.

“Saray’ın adaleti”ne destek veren toplum içersinde çürüyüp eriyor.

AKP gündemi elinden kaçırdı. Yandaşlar kararsız ve şaşkın.

“Adalet yürüyüşü”nü kriminalize etmeye çalışıyor.

“FETÖ için yürüyor” diyorlar.

“PKK için yürüyor” diyorlar.

Hatta, “DHKP-C için yürüyor” bile diyorlar.

Ama bir tek “Bu ülkede adalet var kardeşim, niye yürüyorsunuz” diyemiyorlar.

Siz Türkiye’de “Adalet”i, Balkanların, Ortadoğunun, Asya’nın ve hatta Avrupa’nın en büyük “Adalet Sarayları”ndaki savcılar ve hakimler sanıyorsunuz ama ciddi biçimde yanılıyorsunuz.

Çünkü “Adalet” artık Saray’ın arka bahçesindeki çay toplayıcısı gündelikçinin adıdır!

 

 

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…