'Arabesk adalet' sarkacında gazeteciler

Babasından azar işitip sigaya çekilen çocuklar gibi hesap verme günü geldi. Ahmet Altan ekranda, Nazlı Ilıcak ise mahkeme salonunda. İtirazları var. 'Atılı suçları işlemedik' demek için


Gülten SARI


80 kişilik salon tıka basa dolu. Pür dikkat başlamak üzere olan yargılamayı temaşa etmeye hazırlar. O salona girmek, koltuklardan birine oturmak tam bir lüks. Az sonraki "adalet dağıtımına" şahitlik etmek her kula nasip olmasa gerekti. Öyle de oldu. 

Adaletin kapısına yığılan kalabalıklar randevu saatine tam vaktinde gelirken, karşı taraf henüz hazır değil. 10'da başlaması gereken duruşma bir türlü başlayamıyor. Her an "duruşma başlar da kapıda kalırım" korkusu yaşayan bir avuç kalabalık et ete yapışmış vaziyette geçiş turnikelerine dayanmış vaziyette. Kimler yok ki aralarında: Gazeteciler, tutuklu yakınları, uluslararası gazetecilik ve hak örgütleri temsilcileri ve az sayıdaki destekçiler.

ILICAK: BEN SADECE MUHALİF YAZILAR YAZDIM haberi için tıklayınız

Buluşma adresi 26. Ağır Ceza Mahkemesi. Ama olmuyor. Salon küçük mü küçük. Gelenlerin 4'te birini bile alacak kapasiteden yoksun. Bir anons duyuluyor: Herkes zemin kattaki 27. Ağır Ceza'ya. Toplu koşma, kızıl elmaya ulaşma yarışı başlıyor. 

Ama o da ne hazırlıksız yakalanıyor güvenlik görevlileri. Bir anda salona doluşuyor herkes. Oysa duruşma salonu koridoruna dikilip "arabesk drama" yaratma oyunu oynanacaktı  daha. İlki, "Listede adı olmayanlar giremez" diye kükreyecek, öteki "Gazeteci olsanız bile sınırlı sayı var" deyip gözüne kestirdiklerinin salona doğru seyirtmesine izin verirken, diğerleri "maymunlar cehennemi"nden kaçıp kurtulanları gıpta ile izleyecekti. 

"İyi çocuk olursanız şirinleri görebilirsiniz" oyunu da denebilir buna. Ancak "Arabesk drama" daha iyi. Basit olduğu kadar ilkel dürtülere hitap eden, kaçmacalı-kovalamacalı, aksiyonu bol bir oyun. Muhtemelen hayatı boyunca doğru düzgün bir sorumluluk almamış insanları; hayatını özgürlükleri ve güçlünün gadrine uğramışları savunmakla geçen aşırı sorumluluk sahibi insanların karşısına diken bol duygu çatışmalı bir tiyatro. 

EN KIYMETLİ KOLTUKLAR-ZÜMRÜDÜ ANKA KUŞU

Havasız, kara koltuklarla kaplı mahkeme salonu "sihirli sandık." Şimdi o sandıktan çıkacaklara kilitli gözler. 
Tutuklu yargılanan köşe yazarlarından  Ahmet Altan Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile ekranda; Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak, Zaman Gazetesi görsel yönetmeni Fevzi Yazıcı, Zaman Gazetesi reklam müdürü Yakup Şimşek ve güvenlik analisti Tuğrul Özşengül ise salonda.

Ancak daha çekilecek çile var. Hakim, 247 sayfalık iddianameyi okumaya başlıyor; kan ter içinde. Havalandırma zayıf. Arabesk drama sürüyor. Baygın bakan gözler, üç saate yakın iddianamenin okunmasını bekliyor. Kiminin çişi geliyor, kimi girebilmek için saatlerce pazarlık ettiği kara sandalyesini terk ediyor. Çekilecek gibi değil.

EVRENDEKİ KÖTÜLÜKLERİN KAYNAĞI 17 İSİM

Hakim okumaya devam ediyor. Prosedürlere sıkı sıkıya bağlılık olsa gerek. Hoş pek çok davada böyle bir uygulama yok. Ama bu davanın arabesk draması, aktörleri nedeniyle bol kepçe.


İddianame ilerledikçe içinden cinler, periler, Deccaller, Gulyabaniler, Freddy Kruegerler fışkırıyor. Arabesk drama tavan yapıyor.

"Terör örgütü" "darbe" "FETÖ" "paralel" "Fethullah Gülen" "beyin yıkama" "Bank Asya" "mahrem imam" "duygusal şantaj" "terör örgütünün medya ayağı" gibi tamlamalar binlerce kez tekrar ediliyor. 

"Dünyanın bütün kötülüklerinin sorumlusu Ahmet ve Mehmet Altan ile birlikte yargılanan 15 kişi olmalı" düşüncesine gark olmamak neredeyse imkansız. Tek bir iyi kelime yok. Tevhid-i Selam'ından Tahşiye soruşturmasına kadar tüm soruşturmalar bu davanın iddianamesinde.

Çok meraklıyız cemâziyelevvelin sayılıp dökülmesine. Gülen'in gençliğine kadar indi satırlar. Tarihte bir yolculuk. Arşiv TV'ye bağladı mahkeme. Bir an, "Ne adammış ama. Herkesin beynini yıkamış, herkesi "mankurt" yapmış. Sonra da anayasal düzeni yıkmak için adamlarıyla 15 Temmuz gecesi kalkışmış. Ama o kadar da becerikli değilmiş. Başaramamış" düşüncelerine gark ediyor.

Ama bir türlü tutuklu yargılanan Altanlar, Ilıcak ve "kaçak" durumdaki 11 gazetecinin bu süreçlerle, bir dolu alakasız dava ile bağına sıra gelmiyor. Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki kadrolar tasfiye edilip yerlerine Cemaatçi kadrolar yerleştirilmiş. Hala bu suçlama ile yargılananlar arasındaki bağa sıra gelemiyor. 

Türkiye'yi her türlü "kötü yola düşüren", bu iddianameye göre, kesinlikle bu 17 isim.  

"FETÖ SİNSİ BİR ÖRGÜT"                                                                                     
Üç bitmeyen şarkı tadındaki saatin ardından nihayet iddianamenin okunması tamamlanıyor. Artık sahne Nazlı Ilıcak'ın. Sesi titriyor. Topluyor durumu. Savcının "FETÖ" tespitine katıldığını beyan ediyor. 

"Bunların ne kadar sinsi bir örgüt olduğunu darbe günü anladım" diyor. O da tüm yaşamını sayıp döküyor. 60'lara ışınlanıyor tüm salon. 

"Hak savundum, hep kendi ayaklarım üzerinde durdum. Hiçbir dini gruba angaje olmadım" diye savunuyor kendini. Hatırlatmadan da edemiyor: Vakti zamanında  Erdoğan'a da, başörütülü olduğu için Meclis'ten kovulan Merve Kavakçı'ya da bunun için sahip çıktım" deyiveriyor. 

Bir köşede ara ara öfkelenerek duruşmayı izleyenlerden biri suçlamalara isyan ediyor: Bu dava, bir çocuğa uyku öncesi masal diye anlatılır. 

KAR TOPU ADALET SARAYINA GELİRSE

Kaçak konumdaki savcı Zekeriya Öz ile oynadığı kar topu, Ilıcak'ın önüne çığ olarak çıkıyor bu kez. İddianameye bu foto da eklenmiş. "Röportaj için süslü foto arayışının bir ürünü" minvalli bir savunma yapıyor ve soruyor: O dönem Öz, hakkında suçlama bulunan bir savcı değil ki. Neden bu kare suç unsuru sayılıyor ki?

Bugün Gazetesi'ndeki serüvenin baş kahramanlarından biri Abdullah Gül. Çünkü Ilıcak'ı bugün malvarlığına ve şirketlerine el konulan "kaçak" iş adamı Akın İpek'e yönlendiren, gazeteyi onun alabileceğini Ilıcak'ın kulağına fısıldayan Gül imiş. 

Ilıcak hayati bir de soru soruyor: İpek'in 5 yıldızlı otelinde ağırladığı siyasiler dururken, benim telefon görüşmelerim mi suç teşkil eder olmuş?

5'Lİ YONCA

5 isimden bahsediliyor Ilıcak'ın ara sıra görüştüğü. O isimler, savcıya göre, darbeyi bilen insanlarla temas etmişler. Sütlaç kaşığı salçalı yemeğe banarsa hikayesi galiba. Buna itirazı var Ilıcak'ın. Hepsi ile iş ilişkisi çerçevesinde ara sıra temas ettiğini hatırlıyor ama "Bana da söyleyin. Ne konuşmuşum bu insanlarla. İddianamede yok" diyor. 

Buradan hareketle "terör örgütü üyesi olmadan örgüte bile isteye yardım etme" suçlamasının hedefi oluyor. Buna da itirazı var Ilıcak'ın. Ya bu beş isimle ahbap çavuş ilişkisi içindeki siyasetçiler?

Ilıcak, savunmasıyla çifte standartı ayan beyan ortaya koyuyor. En taze örneklerden birine başvuruyor. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın en yakın çevresindeki 16 askeri yetkilinin "FETÖ"den alındığını aktarıyor. "Akar bile bilemezken bu kadar FETÖ'cü ile çevrili olduğunu, benim bu beş kişiyle ilgili darbeye karışma olarak ifade edilen durumu bilmem nasıl beklenir ki!"

Üç saat iddianame okuyan hakim belli ki yorgun düştü ve akşam 7 gibi davayı ertelediği kararını açıkladı. Oysa Ilıcak iddianamesinin sadece 5. sayfasına gelebilmişti. 247 sayfalık iddianameye karşı 5 sayfalık savunma. Arabesk drama yine sahnedeydi. 

Salı sabahı saat 10'da yine sözleşti tutuklu isimler, yakınları ve gazeteciler. Arabesk dramanın ikinci bölümü çekilecek. Bolca ter, adrenalin, gözyaşı ve kötülükle dolu olarak. Bir taraf randevusuna hep geç geliyor. Ne de olsa arabeskin raconu böyle..