Afrin’de işlenen suçlardan kim sorumludur?

Mağdurların AİHM ve diğer uluslararası ve bölgesel insan hakları kurumlarına başvurma hakları vardır. Suç yerinin Türkiye dışında olması hukuki ya da cezai sorumluluğu etkilemeyecektir.


Dr. Fatma KARAKAŞ DOĞAN*


Afrin’e yönelik başlatılan ve kontrol etme süreci ile birlikte yerleşik olmaya doğru giden askeri müdahalenin uluslar arası hukuka aykırılığının irdelenmesi, benzeri olaylarda örnek oluşturması bakımından anlamlıdır. Siyaseten sorumluluk ve çatışma hukuku kuralları bu konuda geniş kurallar manzumesi sunmaktadır. Bu yazının konusu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, Afrin harekatı sırasında ve halen devam eden kontrol etme sürecinde meydana gelen suçlardan ve insan hakları ihlallerinden sorumluluğudur.

Afrin'e askeri yönelimin resmen başladığı 20 Ocak 2018 tarihinde, Türkiye Cumhurbaşkanı tarafından resmen açıklandı. Kıbrıs adasının kuzeyinde yayınlanan Afrika gazetesi isimli yerel bir gazete 22 Ocak 2018 tarihli manşetinde, “Kıbrıs’a Barış Harekatı, Suriye’ye Zeytin Dalı Harekatı; Türkiye’den bir işgal daha” ifadelerine yer verdi. Saatler içinde Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kuzey Kıbrıs'ta bir gazete ahlaksızca bir başlık atmış... Türk ordusunun Kıbrıs'tan sonra yeni bir işgal yaptığını söylüyor. Bu ne ahlaksızlıktır bu ne edepsizliktir. Kuzey Kıbrıslı kardeşlerim böyle bir durum sergilemeyen zata Kuzey Kıbrıs'ta cevap vermeli" talimatını verdi. Birkaç saat içinde Afrika gazetesinin etrafı sarıldı, camları indirildi. İçeride bulunan ve linç ile karşı karşıya kalan gazete çalışanları “Madımak ruh halini yaşıyoruz” diyerek durumu özetlediler. Profesyonel linç ekibi gazete binasına Türk bayrağını dikip ritüeli tamamladı. Gazetenin işgali başarı ile sonuçlanmıştı.

Aslında Afrin’e yönelik saldırının insani boyutunu bizzat yaşanmışlıklarından, hukuki boyutunu ise tecrübelerinden yola çıkarak Kıbrıslılar anlamıştı. 1974 yılında Türkiye'nin adaya askeri harekat düzenlemesi, sonsuz acılara ve kayıplara yol açmıştır. Kıbrıslıların bu acılı döneme dair hatıraları unutulur gibi değil. İşin hatıra boyutu bireysel ömürlerimiz bakımından anlamlıdır işin hukuki boyutu ise bir görev olarak incelenmeye değerdir. İşte bu acıların bir kısmı AİHM başvurularına konu oldu. AİHM, Kıbrıs harekatından ve adanın Kuzey tarafının kontrol ediliş biçiminden kaynaklanan insan hakları ihlallerinden Türkiye’yi sorumlu tuttu. Türkiye, 1974 yılındaki askeri harekat sırasında veya işgal sonrasında kaybolan/öldürülen Kıbrıslı Rumların yaşam ve yerlerinden edilmiş kişilerin mülkiyet haklarının ihlalinden dolayı ağır tazminatlara mahkum edildi. Kıbrıs Türkiye Devletinin resmi sınırları içinde değildir ancak AİHM işgal edilen bölgelerin Türkiye tarafından kontrol ediliyor olmasını ve faillerin de Türk Silahlı Kuvvetleri üyesi veya onların yönlendirmesi ile hareket eden yerel silahlı güçler olmasını, sorumluluk için yeterli saydı. Nitekim bu kuvvetler Rum halkından olan kişileri öldürmüş, işkenceden geçirmiş, evlerini yağmalamış ve mülkiyetlerine el koyarak sonrasında da mülkiyete erişimlerini engellemiştir.

Afrin ile Kıbrıs arasındaki hukuki benzerlik, AİHM'nin kararlarında yer almaktadır. Bir devlet sadece kendi resmi sınırları içinde meydana getirdiği hak ihlallerinden değil, sınırları dışında olmakla birlikte bizzat kontrol ettiği resmi güçleri tarafından sınırları dışında meydana getirdiği hak ihlallerinden de sorumludur.

Afrin'e yönelik askeri harekatın Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi bir kararı olduğu bizzat açıklanmıştır. Gerek TSK mensubu gerekse TSK'nın emri ile hareket eden ÖSO adındaki yapıya/yapısızlığa mensup kişilerle birlikte bu harekat yapılmıştır öyle ki bu kişilere gösterilen cömertlik çatışmalarda ölmeleri halinde şehit sayılmalarına kadar vardırılmıştır.

Bu harekat sırasında Afrin köylerinde veya şehir yerleşim merkezinde çok sayıda sivilin yaşamını yitirdiği, yaralandığı, ev ve eşyalarının zarar gördüğü uluslararası insan hakları örgütleri tarafından tespit edilmiştir. Normal bir döneme geçildiğinde yaşanan acıların boyutu kuşkusuz daha net görülecektir. Türkiye adına yapılan resmi açıklamalarda en azından şehir merkezinde yaşanan ve görüntülere yansıyan yağma ve hırsızlık olayları üstü kapalı teyit edilmiştir. Halen Afrin, fiili yöntemlerle kontrol edilmektedir. Yapılan ev aramalarında, yakalama ve tutuklamalarda nasıl bir kuralsızlık içinde hareket edildiğini tahmin etmek zor değil.

Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından Afrin ve çevresinde yürütülen askeri harekattan maddi ya da manevi olarak zarar görenlerin bizzat ve yaşamını yitirenler adına yakınlarının, Türkiye iç hukuk kurallarına ve AİHM başta olmak üzere uluslar arası ve bölgesel insan hakları kurumlarına başvurma hakları vardır. Suç yerinin Türkiye dışında olması hukuki ya da cezai sorumluluğu etkilemeyecektir.


* Ceza Hukuku Doçenti / Bremen Üniversitesi Hukuk Fakültesi
[email protected]