Beka Oyun, Kardeşlik Oyum (1)

Beka Oyun, Kardeşlik Oyum (1)
Asker, polis, bürokrasi ve iş dünyası üzerinde kurulan hâkimiyet ve kullanılan propaganda yöntemleri yardımıyla otoriter yapı gücünü pekiştirmekle kalmaz, halkı Üçlü Bir’liğe de ikna eder.

Suat TAŞKESEN*


Otoriter karakterli devletlerde, devletin çıkarı ile otorite ve onun etrafında kenetlenmiş grubun çıkarları arasında kesin bir ayrım yapabilmek oldukça güçtür. Hele ki bu yapılar uzunca bir süredir halkın önemli bir kesiminin desteğini şu ya da bu şekilde alabilmişlerse çıkarlar arasındaki ayrım daha da muğlâklaşır.

Asker, polis, bürokrasi ve iş dünyası üzerinde kurulan hâkimiyet ve neredeyse tüm değerlerden bağımsız biçimde kullanılan propaganda araç ve yöntemleri yardımıyla otoriter yapı gücünü pekiştirmekle kalmaz, aynı zamanda halkı Kutsal Üçlüye yani Üçlü Bir’liğe ikna eder. Buradaki kutsal üçlü uhrevi Baba, Oğul ve Kutsal Ruh değil fazlasıyla dünyevi Devlet, Millet ve lideri nezdinde somutlaşan Otoriter Yapıdır.

Üçlü Bir’lik en büyük yalandır ve büyük yalanın sürdürülebilirliği ancak ve ancak onun çeşitli mekanizmalar içinde durmaksızın üretilen küçük yalanlarla örtülmesi ve gizeme dönüştürülmesiyle mümkündür. Günlük küçük yalanların stratejik büyük yalanı örtmesinde en önemli rol propagandaya düşmektedir. Propaganda otoriter yapının varlığını sürdürebilmesi, hâkimiyet alanlarını derinleştirebilmesi ve kaçınılmaz sonunun stresiyle başa çıkabilmesinin en etkin aracıdır.

Tarihte de sıklıkla görülmüştür ki bir siyasal söylemin geçerliliği ile onun siyasal propaganda olarak kullanılmasındaki etkinliği arasında doğru orantılı bir bağlantı yoktur. Çoğu zaman tamamen yanlış varsayımlara ve saçma fikirlere dayanan bir siyasal söylem kitleleri peşinden koşturabilirken, daha geçerli ve daha gerçekçi söylemler halk desteğinden yoksun kalabilmektedirler. Otoriter yapıların beslendikleri yer tam da burasıdır. Kendilerini sınırlayıcı herhangi bir değer yoktur aslında. Hal böyleyken geçerliliği ve gerçekliği, büyük yalanlarının gizemiyle ve küçük yalanlarının coşkusal duygu patlamalarıyla ezip geçerler. 

Belli bir erginliğe ulaştıktan sonra propagandalarının amacı artık ikna etmek değil ayrıştırmak, engellemek, sindirmek ve nihayetinde stratejik bir kullanım değeri kalmayan muhalifleri yok etmek üzerine kurulur. Propaganda başlık ve konularının gündeme getirilme süreci dağınık kişi ve birimlerce değil lider ve/veya liderlik ekibindeki iletişimci kişiler üzerinden yönetilirken, onay, destek ve itaat süreçleri ulaşılabilir her türlü kişi, kurum ve araçlarla sağlanır. Değerlerden ziyade gizem ve duygular çok daha önemli olduğu için sözlü, yazılı ve davranışsal sembollerin kullanımına büyük özen gösterilir. Semboller aidiyet duygusunu somutlaştırır; onu görünür, dokunulur ve sosyo-politik zeminlerde paylaşılır unsura dönüştürürler. 

"Biz" hedef kitlesinin ve "öteki" hedeflerin seçilmesinin de yine ayrı bir önemi vardır. Üçlü Bir’lik (devlet, millet, lider) bağlamında düşünüldüğünde hedef kitlenin (biz) az çok belli olduğu iddiası vardır ya da belirlilik kurgusuna belli bir güven söz konusudur. Üstelik burada propaganda sadece belirli fikir, inanç ve duyguların güçlendirilmesine hizmet ettiği için ki görece daha tutarlıdır.

Asıl belirsizlik ya da tutarsızlık "öteki" hedeflerin seçiminde ve güncel siyasetteki stratejik kullanımlarında kendini gösterir. Nitekim iç ve dış dinamiklerle biçimlenen güncel siyasetin katı argümanlar üzerinden biçimlendirilip sürdürülebilmesi mümkün değildir.  Bununla birlikte "değerden yoksun" otoriter yapılar bununla da başa çıkmanın yollarını kolayca geliştirebilirler. Arşivleri yakmak ve hafızalara ket vurmak pahasına anlık çıkarlarının uyuştuğu herkesle işbirliğine gidebilir, herhangi bir değeri yok sayabilir veya sahiplenebilirler.  Ya da tam tersine o gün hedeflerinde olan "ötekileri" Üçlü Bir’liğin (biz) bekasına karşı konumlanmış dış düşmanlar, iç hainler ya da iç-dış şer ittifakı olarak kolayca suçlayabilirler. Ötekileştirici propaganda yapılırken, olgular ya da neden-sonuç ilişkileri üzerinden akıl yürümek yerine kışkırtıcı ve nefret uyandırıcı söylemlerle hedef kitlenin (biz tanımında yer alan halk) duygularının pekiştirilmesi zorunluluktur.

Burada iç muhalefeti sürekli bir biçimde dış düşmanla işbirlikçi olarak gösterme çabası aslında Üçlü Bir’liğe dolaylı vurgu anlamını taşır. Öyle ki bu çaba devletin çıkarıyla milletin ve otoriter yapının çıkarının aynı olduğunu, aralarında bir ayrım olmadığını, tam tersine bu ayrımı koymaya çalışmanın beka sorununa neden olacağını iddia eder.

Oysa beka yalan gerçekler ise çok farklıdır. Bugün, devletin çıkarı ile meşruiyetini derinleştirerek serpilmek isteyen otoriter yapının çıkarının bütünüyle farklı olduğunu göstermek hepimizin birincil görevi olmalıdır. 31 Mart seçimleri bu anlamda önemli bir sınavdır.

Beka Oyun, Kardeşlik Oyum!


*Dr. Siyaset Bilimi

Öne Çıkanlar