CHP bu skandalı geçiştiremez

Bu öyle bir skandal ki, milyonlarca seçmenin güveni, umudu yerle bir edildiği gibi, yeni rejime dikensiz gül bahçesi armağan etti.


Benim gündemim ne bu ucube rejim, ne de bu rejimin taammüden yol verdiği ‘kaza’ adlı katliamlar. Artık demokrasi, hukuk, yasalar ve anayasanın hükmünü tümden yitirdiği bir yönetim sistemiyle baş başayız. 

Konu bu. 

Ve artık kabul edin ki yalnızız.

“Millet İttifakı” adlı muhalefet blokuna bel bağlayan her vatandaş, şapkasını önüne alıp düşünmeli. 

Bu blokta yer alan partilerin hiç biri politika sahnesinde ilk kez çıkmadı. Adları değişse de ülkenin bugün içine düştüğü kabusta hepsinin payı var.

Hepsi ‘devletin bekası’ ile demokratik hukuk devleti arasında tercih yapmaları gerektiğinde ‘beka’ uğruna diktatörlüğün inşasına destek verdiler.

Dokunulmazlıkların kaldırılmasından çözüm sürecine karşı çıkmaya, Cizre’nin, Sur’un, Nusaybin’in yerle bir edilmesinden Afrin’e asker yollamaya, Yenikapı’ya koşmaktan atı alanın Üsküdar’ı geçmesine göz yummaya…

Yenikapı Ruhu’nda buluşmak yerine FETÖ’nün suç ortaklarından hesap sorulsa, ‘darbe’ denilen girişimin arka planı zamanında sorgulansa şimdi başta CHP olmak üzere  muhaliflerin susturulmasında FETÖ’cü suçlaması çok işlevli bir silah olarak kullanılamazdı. 

Anayasa’ya sahip çıkılsa Selahattin Demirtaş hapiste olmaz, son gün HDP’nin bütün müşahit ve sandık kurulu üyeleri tutuklanmaz, yüzlerce sandık sahipsiz kalmaz, yasalar bu kadar kolay çiğnenemezdi.

Sur, Nusaybin, Cizre yıkılırken evrensel insan haklarına sahip çıkılsa demokrasi kapatılan bir parantez olamazdı.

Afrin’e karşı çıkılsaydı, ABD’nin bugün Suriye’de Türkiye’ye Menbiç dahil yeni savaş alanları açmakta olduğu konuşulamaz, savaş kabinesi kurulamaz, ekonomik krizi gölgeleyecek yeni cenazeler için hazırlık yapılamazdı.             

Muhalefet olarak sorumluluklarını yerine getirmedikleri için, her kritik adımda, kendilerine oy veren yurttaşların geleceği yerine ‘beka’dan yana tavır alarak iktidar güçlerinin yanında hizalandıkları için ve hâlâ hiçbir şey değişmemiş gibi milletvekili koltuklarında rahatça oturdukları için hesap sormalıyız.

Bizim asıl meselemiz ne Recep Tayyip Erdoğan ne de ittifak yaptığı ‘derin’ güçler.  Sorunumuz muhalefet olduklarını zannettiğimiz partilere bel bağlamak.

İşin ironik yanı, o ‘beka’ için artık kendilerinin de tehdit olarak görüldüğü bir siyasal sistemi hep birlikte getirdiler.

Bu onların sorunu, deyip geçebilseydik keşke.

Ülke bir ‘Başkan Baba”nın iki dudağı arasında kalmasın diye Millet İttifakı’na oy veren milyonlarca insanın tek tek yaşamları da tehdit altında artık.

Eğitimleri, iş hayatları, evlilikleri, arkadaşlıkları, inançları, inançsızlıkları, yaşam biçimleri, kültürel hayatları, sağlıkları, yiyecek içecekleri, giyim kuşamları… Bugünleri ve gelecekleri …

Hepsi bir yana artık adaleti hukukçular değil, siyasal İslamcılar dağıtacak.

Yani ülkenin yüzde 50’si, yalnız yaşamın başka alanlarında değil yargıda da evrensel hukukun değil şeriatçıların adalet anlayışına, insafına, vicdanına terk edilmiş durumda.

Bu ağır tablo, Millet İttifakı’nın eseri ama en başta CHP’nin.

Referandum gecesi oynanan tiyatronun bin beteri bu seçimlerde oynandı, seçmenler figüran yerine kondu.

Canını dişine takarak seçim kurulları önünde sabaha kadar bekleyen partililer ve Mehmet Ali Çelebi’nin Urfa gibi kritik illerde sandıklara sahip çıkma çabası dışında bir tek parti yöneticisi bile bu sorumluluktan azade olamaz.

Celal Başlangıç’ın “CHP önce bu faturaların hesabını vermek zorunda” başlıklı yazısını okumayan okusun.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu milyonlarca seçmeni kandırdı mı yoksa kandırıldı mı, acilen açıklama yapmak zorunda.

Adil Seçim Mobil Platformu’nun işleyişinden sorumlu olan o bilişim şirketi kime ait? Ne zaman kuruldu?

Bu şirketi bulan, güvenen, seçim öncesi ekranlarda ‘her tür deneme yapıldı. Sonuçları AA’dan önce vereceğiz” iddiasında bulunan CHP’li yetkililer bu skandalı geçiştiremez.

Bu öyle bir skandal ki, milyonlarca seçmenin güveni, umudu yerle bir edildiği gibi, yeni rejime dikensiz gül bahçesi armağan etti.

İnsan ister istemez 'Erdoğan’ın ittifak yaptığı derin güçlerin bir kolu da CHP’de mi?' diye soruyor.

CHP’li Barış Yarkadaş’ın söylediğine göre, seçim gecesi, “adam kazandı” dendiğinde henüz oyların yüzde 27’si gibi sonucu tümden değiştirecek bir rakam Platforma ulaşamamış, yani kayıtlara hiç girmemiş. 

CHP’li Haluk Pekşen’in iddialarına göreyse seçim gecesi yurt dışında kullanılan 1 milyon 486 bin oyun yani yaklaşık toplam oyların yüzde 3’ünün Türkiye’deki sayım döküm işlemleri ancak sabaha karşı 04.00’de tamamlanmış.

 Ama “adam” saat 12:00’de seçimi kazanıyor”!

CHP bu gariplikleri açıklamak zorunda.

Seçim gecesi kendi seçmenlerini katliam tehdidi karşısında yalnız bırakan Kemal Kılıçdaroğlu hiçbir şey olmamış gibi kamuoyunun karşısına çıkıp Srebrenitsa Katliamı’nı kınama konuşması yapabiliyor. 

Elbette ki ülkenin neredeyse yüzde 60’nın seçimler için ortaya koyduğu motivasyon ve azim en gerçek gelecek umudu olarak orada duruyor. Ama bu gücü yeniden yeşertmenin ilk adımı CHP yönetiminden ve o gece karanlığa karışan Millet İttifakı bileşenlerinin tümünden hesap sormak olmalı.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…