CHP içindeki yürekli insanlar

Bu durumda muhalefet, 'Meclis’te sabahlara kadar kahramanca mücadele ettik, ama…' diyerek kenara çekilemez. Çekilmemeli. Hatta toplumu sokağa demokratik haklarını savunmaya davet etmeli.


AKP’nin seçimlerle ilgili yeni düzenlemeleri içeren yasayı Meclis’ten geçirmesi daha şimdiden seçimler üzerine gölge düşürdü. Ama ne gam! Kılıçdaroğlu, Selin Sayek Böke’nin bu duruma itirazen söylediklerine “Boykot olmaz!”, “Zaten kazanacağımız seçimi neden boykot edelim ki” cevabını hemen yapıştırıverdi. Yani “Dert etmeyin, AKP ne yaparsa yapsın seçimin galibi biziz” demeye getirdi, büyük bir yüreği genişlikle. Zaten geçenlerde “Referandum’un sonucu yüzde 51.2 ‘hayır’dı” diye biraz geç de olsa bir açıklama yapmıştı ya! İşte yine benzer bir açıklama da önümüzdeki seçimlerin sonucunda da yapar geçerdi. Dedik ya! Ne gam!

Doğrusu Erdoğan büyük bir aldırmazlıkla Cumhuriyetin taşlarını sökmeye devam ediyor. Şimdi de İstiklal Marşının güftesine takmış durumda. Anlaşılan bu güfte kendisini yeteri kadar heyecanlandırmıyor olsa gerek ki biraz mehter marşı sosuyla yenilenmesini istiyor. Onu da torunuyla ilgili söylediklerinden anlıyoruz. Aynı gün torunun bile evde “mehter marşıyla” yürüdüğünü söylemişti.

Ulus devletler insanlığın vazgeçilmez icatlarından değil kuşkusuz. Dolayısıyla ulus devleti devlet yapan vidaların değişmezliğini söylemek istemiyorum. Kaldı ki böyle bir şey söylemek de bana düşmez. Çünkü ben bu vidaların değişmesi yönünde yeniden düşünülmesi gerektiğini söyleyenlerden biriyim. Ama çok kimlikli olup da bu denli kutuplaşmış bir toplumda bu vidaların biraz gevşetilmesinin bile nelere yol açacağını henüz bilmiyoruz. Sanırım bu işi yapanlar da toplumun sessizliğine bakıp “Devam yaa! Bir şey olmaz!” diyerek boyuna pedala basıp duruyorlar. Allah hayırlara vesile etsin. Başka ne diyelim?

İnsan kabul edilen değişikliklere bakınca şaşırmadan da edemiyor? Vazgeçtim zarfların ve pusulaların mühürsüz de olsa geçerli sayılacağı ya da aynı binada oturanların farklı sandıklarda oy kullanabileceği gibi “neden?” sorusuna tutarlı cevap verilmesi mümkün olmayan düzenlemeleri, bir partinin ittifaka dahil olmakla yüzde 10 barajını geçme şansı elde edilebilme düzenlemesi nasıl savunulabilir acaba? Partinin yüzde 3 oyu var ama ittifak başarılı olunca sanki yüzde 10 barajını geçmiş gibi kabul edilmesi nasıl bir mantığa sahip dersiniz?

Bence bu düzenleme asla kabul edilmemesi gereken bir düzenleme. Bu, zaten çarpuk çurpuk demokrasimizden kala kala elimizde kalan en önemli araca dinamit koymakla eş değer. Maalesef iktidar partisi bunu da yaptı. Herkesin gözünün içine baka baka, “Devam yaa! Bir şey olmaz!” diyerek bunu da yaptı.

Bu durumda muhalefet, “Meclis’te sabahlara kadar kahramanca mücadele ettik, ama…” diyerek kenara çekilemez. Çekilmemeli. Hatta toplumu sokağa demokratik haklarını savunmaya davet etmeli. Üstelik bu davete hiç kimse, ne teröristler diyerek, ne teröre yardım ve yataklık edenler diyerek, ne Fetöcüler ve ne de darbeciler diyerek karşı çıkamaz. Çıkamaz çünkü bu davet, dünyanın her yerinde “meşru” kabul edilen demokratik seçim hakkı için yapılan bir davet olacaktır.

Bu demokratik tepki, “Ben Adalet için yürüyorum, isteyen benimle yürüsün” kaçak cümlesine dayanarak Ankara’dan İstanbul’a yürümeye benzememeli. Bu daha çok, geçenlerde Hindistan’da haklarını almak üzere yürüyen çiftçilerin yürüyüşüne benzemeli. Çıkarılan seçim yasasının yeniden görüşülmesi ve parlamentoda bir uzlaşma üretilmesi amacı etrafında ve bu kez bütün büyük şehirlerden Ankara’ya doğru bir yürüyüş olmalı. Böyle bir yürüyüşü muhalefet organize edebilir mi? İçinde CHP de olursa neden olmasın? CHP’nin içindeki yürekli insanlar olursa anlamında…

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…