Deizm derde deva mı? - 2

İslâm’a göre birinin Allah’a iman ettiği halde aynı zamanda Resullere, kitaplara, Ahirete ve kadere inanmaması mümkün değildir.


Gençlerin Deizme kaymasına elverişli bir zemin sunan faktörler arasında; Ergenlik psikolojisini, bu asırda çok güçlenen enaniyet çıkışlı bireyselciliği, milliyetçiliği, Din’i hep yedeğine ve(ya) tekeline almaya çalışan, kitleleri onunla sömürmekte mahir Kapitalizmi ve onunla sürekli mücadele halinde olduğunu savunan ‘kıyam-ı avam Sosyalizm’i de unutmamak lazım!

Deizmin evreni yaratan tek ilah inancında Teizmle buluşması, İslâmî terminolojideki ifadesiyle onun ‘Allah’a İman’ eden bir düşünce olduğunu ispatlamaya tek başına yetmez. Tıpkı Mekke putperestlerinin inançlarına ‘Allah’a iman’ denilemeyeceği gibi! Çünkü İslâm’a göre birinin Allah’a iman ettiği halde aynı zamanda Resullere, kitaplara, Ahirete ve kadere inanmaması mümkün değildir. Bu açıdan bir Hıristiyan için belki belli bir yere kadar tutarlı olsa da bir Müslümanın deistliğinin kendi içerisinde tutarsızlığı aşikârdır.

Hem Hz. Muhammed’e inanmayacak ve fakat O’nun bildirip tanıttığı bir Allah’a iman ettiğini söyleyecek! Ya da düşünün ki milyarlarca yıldıza, galaksilere rota çizmeyi, milyarlarca sineğin kanadına nakış çizmeyi ihmal etmeyen bir Allah’a inanacaksın ve fakat aynı Allah’ın evren-kâinat ağacının en mükemmel meyvesi olan şuurlu insana bir rota çizmeyeceğini, onu başıboş bırakacağını yani kitap ve elçi göndermeyeceğini var sayacaksın! Şu farkla ki insan kendisine bunca ikramda bulunan Rabbinin çizdiği rotayı kabul veya reddetmekte sonuçlarına katlanmak şartıyla serbest bırakılmıştır. Yahu! Ağaca bakmak meyveleri için değil midir? Ağacın köküne, gövde, yaprak ve çiçeğine bu derece özene-bezene bakmak sonra da şuurlu, nazik meyvelerini kendi hallerine çürümeye bırakmak inandık dediğimiz kusursuz yaratıcının ilim, şuur ve hikmetiyle dalga geçmek değil midir?

Ama bir Müslüman deist değil de ateist veya anarşist olur mu derseniz olur. Bunun bir tutarlılığı vardır. Zaten Nihilizm, Deizm ve ateizmin tam bir örtüşme olmasa da kesişen yönleri, belli oranda geçişgenlikleri söz konusudur. Mesela devlet dahil maddi manevi tüm otoriteleri reddeden anarşistler, Hz. Muhammed’in ve dolayısıyla Allah’ın otoritesini kabul mü edecekler! Eğer ediyorlarsa onlar anarşist sayılmazlar.

Yalancı şafak siyasal İslam rüzgarında yapılan ciddi yanlışlar ve zulümlerle, tarihî saltanatçı zihniyet, çıkarcı siyasetle yüzleşip müsebbiplerini sorgulamak yerine sorunu ‘Din’in bizatihi kendisinde görmek, herkesi(mi)n ihtiyacı olan ‘İman’ı hafife almak, doğru Müslüman aktör yoksunu bu heyecanlı mahçup coğrafyanın bir kompleksi olsa gerek. Modern Çağın sorunlarına yeni, yerinde ve doğru çözümler sunmak yerine kendi dar ve sığ ufkunu bırakıp dini inancını sorgulamaya soyunmak umulur ki geçici bir hevestir! Yoksa ‘sineğin ısırmasından kaçayım derken yılanın ağzına girmek’ gibi feci bir hatadır dinci iktidarların yanlışlarını eleştirip tavır takınmak yerine zavallıca bir kaçış ve maneviyatından kopuşla Din ve İmanından soğumak!

Hz. Muhammed’e sorulmuş;

“Ümmetin hırsızlık yapar mı, içki içer mi, şunu bunu yapar mı?

O da “Evet, insandır, nefsine uyabilir!” deyince “Pekiyi! Yalan söyler mi?” diye sorulmuş.

O da “Asla!” demiş. (Kenz’ül Ummal)

İslâmın ‘doğruluk ve susmak’ dışında üçüncü yola yani yalana hiç cevaz vermediğini tüm Müslümanların bildiğini var sayıyorum. Günümüzde özellikle kurtuluş erdemimiz doğruluktan bolca taviz verip yalana sarılmanın siyaset sanıldığı kötü bir evreye çaktık.

-Erken Seçim Yok!

-Seçim zamanında 2019’da yapılacak.

-Biz İleri Demokrasiyiz!

-Ekonomimiz 7.4 büyüdü

- Döviz alan, kaybeder.

-Dolardaki yükseliş geçici!

-Bizi kandırdılar.

-Zam yok!

-Et ucuzlayacak.

-Mevki makam derdinde değiliz.

-Hepimiz kardeşiz! Yaratılanı severiz; Kürd, Türk… hepsini Allah yaratmıştır…

Şimdi yalana tahammülü olmayan bir Din’in mensubu olmakla iftihar eden bir iktidarın yukarıda sayılan yalanlarına bakıp dinden küsmek mi gerekiyor? Allah’ın kudretine iftira olan yalana ‘savaştayız; hile lazım, stratejik hamle yaptık, maslahat için, vatan için, beka için…’ gibi demagojilerle sarıldığımızda çürüme hızla artacak ve sadece günahımızı arttırmış olacağız. Diğer bir taraftan inanç olarak Deizme saplandık mı hangi sorunumuzu çözmüş olacağız? Mesela; stresi yenip, depresyonu, obeziteyi tedavi mi etmiş olacağız? Ekonomimiz mi büyüyecek, İskandinav ülkeleri standartlarında bir yaşam kalitesi mi elde edeceğiz yoksa zulmü kaldırıp halkımızı hukuk ve adaletle mi tanıştırmış olacağız?

Anlayacağımız zıt zıttını doğurur; Dindar olmayı, doğru İslâmı temsil etmeyi beceremeyince ortalığa saçılan simge ve semboller üzerinden hava atan, derinliği olmayan dinci nesiller kaba-saba iktidar oyunlarına eklemlenerek insanları Din’den soğuttular. Fakat Dinci nesillerin alternatifi Deist veya Nihilist kuşaklar değildir.

Hortlayan cehalet ve yobazlığa bir itirazı ifade eden Deizm değil; İtikadi-felsefi Deizmin en belirgin özelliği; Nübüvvet müessesesi dediğimiz Peyğamberlik kurumunu inkâr etmesidir. Yoksa tek bir Yaratanı kabul edişi değildir. Fransız deistler Voltaire (Ö: 1778) ve J. Rousseau (Ö: 1778), Amerikalı düşünür Thomas Paine (Ö: 1809. Akıl Çağı kitabının yazarı) akıllarıyla Allah’ın varlığını keşfetmeden binlerce yıl önce aciz, zayıf ve fakir yaratılışlı Adem’in çocukları sonsuz kudret, sınırsız rahmet sahibi bir Allah’a iman etmişlerdi. Hem de en akıllı insanlar olan Peyğamber öğretileriyle. Sonuç olarak;

Yezid’in alternatifi Haccac-ı Zalim değildir belki İmam-ı Ali’dir.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…