Demokrasimizi Allah korusun!

Ürpertici bir demokrasi ve özgürlük anlayışı parlamenter demokratik hayatımızın ortasına geldi oturdu.


Türkiye bir yıl önce askeri darbeyi sivil halkın direnişiyle önlemiş bir ülke konumunda bulunuyor. Resmi olarak durum aynen böyle... Silahlı kuvvetlerin içinde büyükçe bir grup asker silahlı bir kalkışmaya girişmiş, buna karşılık sivil halk da kendini tankların önüne atarak askerlerin girişimini önlemişlerdi.

Böylesi bir sivil direniş hareketi demokrasinin ve özgürlüklerin en büyük güvencesi haline gelir, dünyanın her yerinde... Ama Türkiye'de böyle değil. Darbeye direnen büyük kitle darbeyi atlatan Hükümet temsilcilerinin katıldıkları açık hava mitinglerinde ve salon toplantılarında en çok "idam isteriz" talebini dile getiriyorlar.

Oysa idam baskı rejimlerinin siyasi enstrümanı olarak bilinir. Askeri diktaya karşı koyan özgürlükçü sivil direnişçilerin idam isteriz diye tutturdukları görülmemiş bir şey olarak tarihe geçiyor.

Siyasi ortam darbeden bir yol sonra bir yıl öncesine göre çok daha riskli bir görünüm arzediyor. Tabii bu risk özellikle kendilerini iktidar yapılanmasın dışında tutan tarafsız kitleler ve kurumlardan, en radikal muhaliflere kadar genişliyor.

İktidar elde ettiği avantajlı durumu, muhalefetin çanına ot tıkamak için elinden geleni ardına koymayarak kullanıyor.

 

Türkiye'de artık sayıların bir önemi kalmadı. Darbeyle ilgili olarak 50 bini aşkın kişinin tutuklandığını resmi makamlar açıklıyor. Devletten atılanların sayıları ise 120 bini aşmış durumda. Hapisteki gazetecilerin sayısı ise çok az: Sadece 156! Hapisteki siyasetçi sayısı da daha 50 olmadı bile!..

Bütün bu sayıların üzerine çıkan rakamı da en üst makam telaffuz etti: 50 milyon kişinin geleceğini kurtardık dedi.

Türkiye'nin devamlı olarak 80 milyonluk güçlü bir ülke olduğunu da aynı ağızlar söylüyorlardı daha düne kadar...

Aradaki 30 milyona ne oldu?

Ülkenin birlik ve beraberliğini tek başına temsil yetkisi almış olan kişi tarafından "yok" sayıldı.

Türkiye'de siyasetin dili giderek çığırından çıkmaya doğru ilerliyor.

Artık ülkede sivil toplum kuruluşu katında bir kabul gören, resmi belgelerde de "organize suç örgütü lideri" sıfatlı kişi coşkulu bir ifadeyle esas diktatörlüğün ne zaman başlayacağını ve hangi icraatları yapacağını son derece diplomatik bir dille açıkladı:

-Bütün herkesi bayrak direklerine asacağız!

Ama bunun zamanı konusunda tuhaf bir tarih verdi:

-Cumhurbaşkanımızın bu dünyadaki misafirliği bittikten sonra!!!

 

Ürpertici bir demokrasi ve özgürlük anlayışı parlamenter demokratik hayatımızın ortasına geldi oturdu.

Bütün Anayasalar vatandaşların can ve mal güvenliğini garanti altına alan metinlerdir. Bizim Anayasamız da böyledir. Ama öyle gelişmeler yaşanıyor ki, demokrasi ve vatandaşların can güvenlikleri için en sağlam madde Anayasa da olmayan aşağıdaki madde haline geliyor:

-Demokrasimizi Allah korusun! 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…