Demokrasinin ben hali

 

İşimize geldiği noktada demokrasi ve ifade özgürlüğüne atıf yapmak içinde bulunulan halin acziyetini göstermekten başka bir işe yaramıyor.

CANAN KAFTANCIOĞLU

Kimi kavramlar vardır, kendin için değil insanlık için, insanlık adına savunacağın. İhtiyacın olduğunda hatırlayıp sonrasında tozlu raflara kaldırmaya gelmeyen… Demokrasi örneğin, ifade özgürlüğü, eşitlik gibi. Amasız, fakatsız her durumda ve koşulda, herkes için, ödün vermeden hatırlanması, içselleştirilmesi ve uğruna mücadele edilmesi gereken. Adının önünde adalet kelimesi olan bir bakanın yani Bekir Bozdağ’ın demokrasi ve fikir özgürlüğünü ne zaman hatırladığına bir bakalım.

2 Mart Perşembe günü Bekir Bozdağ’ın, Almanya’da gerçekleştireceği Evet mitinginin son dakika iptal edilmesine dair; “Toplantıya saatler kala toplantının yapılmasını iptal edildi. Başka yerde toplantı yapmamız için de polis engel çıkardı. İzinleri alınmış bir buluşmayı yapma fırsatı bulamadık. ifade hürriyeti özgürlüğü konusunda konuşan, eleştiri yapan Alman makamlarının Türk toplumunun toplantı yapmasını engellemeleri kabul edilemez. Demokrasi ile izah edilebilir bir şey değildir. Toplumun toplantı yapmasına izin vermeyen demokrasi olabilir mi? Daha önce de bunun örneklerini gördük” açıklaması düştü ekranlarımıza. Hangi gerekçeyle olursa olsun yurtdışı ya da memlekette yapılacak bir referandum çalışmasının iptal edilmesini doğru bulacak değilim. Ortada bir seçim varsa seçimin taraflarının her koşulda çalışabilmesini savunmak demokrasinin olmazsa olmaz gereğidir. Bu gereği savunmak da demokrasiye inananların görevi. Ancak bu noktada “Almanya’da yapılacak miting için devlet olanakları kullanılmış mıdır?” sorusunu buraya bırakalım.

Mağduriyetimiz üzerinden doğruyu hatırlamak ve işimize geldiği noktada demokrasi ve ifade özgürlüğüne atıf yapıyor olmak ise içinde bulunulan halin acziyetini göstermekten başka bir işe yaramıyor. Nasıl mı? Onlarca örnekten sadece birkaç tanesi yazacaklarım…

Geçtiğimiz günlerde Samsun’da Haziran Hareketi’nden HAYIR bildirisi dağıtan arkadaşların çalışması hukuksuz bir şekilde valilik kararıyla durdurulurken Bekir Bey’in aklına demokrasi ve ifade özgürlüğü gelmiş miydi? Peki İstanbul Maltepe’de Hayır çalışması yapan Devrim bıçaklandığında? Yine İstanbul’da Hayır duyurusu yapan ses araçları gerekçesiz bir şekilde emniyet tarafından taciz edilip çalışmaları engellendiğinde? Geçmişte Barış Bildirisine imza koyan, bugünlerde ise hayırdan yana tavır koyacağını açıklayan akademisyenler görevlerinden uzaklaştırıldığında? O kadar çok ki örnekler yazmakla bitmez. Yazdıklarım sadece referandum sürecine dair tonlarca örnekten sadece birkaç tanesi.

Geçmişe dönüp ifade özgürlüğü ve anti demokratik uygulamalar nedeniyle mağdur edilen ve hala edilmeye devam eden gazeteci, sanatçı, siyasetçisinden tutun toplumun her kesiminden insanlarımızı çokça görmekteyiz. Yukarıda yazdığım ve yazamadığım onca örneği Bekir Bozdağ’a “oh olsun etme bulma dünyası” demek için hatırlatmadım. Öyle düşünürsek Bozdağ’dan farkımız kalmaz. Derdimiz yanlışa benzemek değil, yanlışı doğruya evirmek ise,Bekir Bozdağ’a Voltaire’nin “Fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile veririm” sözünü hatırlatarak ihtiyaç hissettiği zaman hatırladığı kavramların birazcık empati ile görevini yaparken de hatırlamasını salık verelim. Çıkmadık candan umut kesilmez diyerek…

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…