'Türkiye insanı sivil ölüme itiyor'

Daha önce tutuklanıp serbest bırakılan şimdi de Büyükada soruşturmasında aktivistlerle telefonla konuşmak ve Bylock kullanmakla suçlanan Prof. Dr. İştar Gözaydın, Artı Gerçek'e konuştu.


Fatma YÖRÜR


ARTI GERÇEK - İştar Gözaydın, uluslararası alanda prestijli bir hukukçu ve akademisyen. Son bir yıldır OHAL’le birlikte hayatı alt üst olmuş durumda.

Helsinki Yurttaşlar Derneği Kurucusu Prof. Dr. İştar Gözaydın, 20 Aralık 2016’ta gözaltına alındı ve İzmir’e götürüldü. İlk gözaltından sonra hapishanede geçirdiği süre üç ayı aştı. Üç buçuk ay sonra yurt dışı yasağıyla serbest bırakıldı. Gözaydın'ın yargılaması sürüyor.

Ancak dava dosyalarında yer alan ifadeler ve yöneltilen suçlamalar şaşkınlık verici. İnsan hakları savunucusu ve arkadaşları Özlem Dalkıran ve Nalan Erkem ile görüşmelerinin suç unsuru olarak yer aldığı dosyalar, hukukçu alan Gözaydın’ı da avukatını da şaşkına çevirmiş.

İştar Gözaydın’la son bir yılda başından geçenleri ve davasını konuşmak için buluştuk.

Hukukçu akademisyen yaşadıklarından duyduğu şaşkınlığı ve üzüntüyü yüzünde taşıyor. Başına gelenlere anlam veremiyor.

‘ÖNCE YÖK İZNİYLE AÇILMIŞ BİR ÜNİVERSİTEDE ÇALIŞMAKLA SUÇLANDIM’

Türkiye’nin dış politikasında dinin rolü, dinsel ayırımcılık ve hukuk-siyaset ilişkileri üzerinde yoğunlaşan Gözaydın, akademik çalışmaları için bir dönem Gediz Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünde öğretim üyeliği yaptı.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından kapatılan vakıf üniversitelerinden olan Gediz Üniversitesi’nde aldığı bu görev onun hayatında bir karanlığa dönüştü.

-Nasıl başladı bu süreç?

İştar Gözaydın: “Gediz Üniversitesi’nde profesyonel olarak bir yıl görev aldım ama bu soruşturma konusu yapıldı. YÖK izniyle açılmış bir üniversite, bana gelen teklifler arasında en iyisiydi, ben de değerlendirdim.

Soruşturmalar Gediz Üniversitesi çerçevesinde başladı. Oradan hiçbir şey bulamayınca arkadaşlarımla telefon görüşmelerime kadar dosyaya girmeye başladı.

27 Aralık 2016’da tutuklama isteğiyle mahkemeye sevk edildim, tutuklandım. 3,5 ay hapis yattım. Dosyada herhangi bir şey bulunamadı, İzmir Mahkemesi dosyayı İstanbul’a gönderdi. İstanbul Mahkemesi serbest bırakılmama karar verdi.

104 gün sonra serbest bırakıldım. Zaten dayanağı olmayan bir davadan bahsediyoruz ben bir akademisyenim, din-devlet üzerine çalışan bir akademisyenim tabii ki Türkiye’de çeşitli gruplar üzerine olduğu gibi, asıl çalışma konum diyanet ama cemaat üzerine de çalıştım. Hepsi benim eleştirel yaptığım çalışmalar, bu yüzden, akademik insanların çalışmaları yüzünden hele ki eleştirel çalışmaları yüzünden suçlanması son derece çirkin bir şey.”

İKİNCİ SUÇLAMA ÖZLEM DALKIRAN VE NALAN ERKEM'LE KONUŞMAK

- Büyükada’da gözaltına alınan hak savunucularının dosyalarında, soruşturma tutanaklarında adınız bylock kullanıcısı olarak geçiyor.

Gözaydın: "Hayır bu çok net kullanmadım. Ki ömrümde bylock’un ne olduğunu bilmezdim basında çıktıktan sonra öğrendim. Bylock yok tabii ki. Ondan sonra avukatım, ‘müvekillim bylock kullanıcısı değil’ diyor, bu kez ‘aa evet değilmiş’ diyorlar. Bu korkunç bir ciddiyetsizlik.

Daha sonra arkadaşlarımla telefonda konuşmam insan hakları savunucularının soruşturma dosyasında yer aldı. ‘Özlem Dalkıran’la telefonda konuştu’ diye bir ifade var, tabii ki konuşacağım, çünkü Yurttaşlar Derneği’nden dernek arkadaşım. Eski adıyla Helsinki Yurttaşlar Derneği kurucusuyum. Bu insanlar beraber insan hakları için, hukuk için birlikte çalıştığım arkadaşlarım, tabii ki konuşacağım.”

-Aynı şekilde Nalan Erkem’le görüşmeniz de dava tutanaklarında yer alıyor?

Gözaydın: "Nalan Erkem’i de evet aradım, bu nasıl bir dava dosyasına girebilir? Bir hukuki mesele için başvurmuştum Nalan’a, beni rahatsız eden biri vardı onunla ilgili ‘ne yapabiliriz’ diye başvurmuştum, Nalan da ayrıca derneğin üyesi.

Bu durumların kriminalize edilmeye çalışılması son derece rahatsız edici bir şey, insanın hedef gösterilmesi. Bunun için her türlü hakkımı aramaya çalışıyorum.”

-Kaçma şüphesi denildi insan hak savunucularının davasında, kaçma şüphesi var mı?

Gözaydın: Hayır, söz konusu olabilir mi? Biz bu ülkeye sahip çıkan insanlarız. Eğer bu yapılacak olsaydı yıllar önce yapılırdı, hiçbirimiz yurtdışında yaptığımız doktoralardan geri dönmezdik. Kendi özelimden bahsediyorum, tüm akademik çalışmalarımı yurtdışında yaptım, böyle bir şey söz konusu olsaydı, geçen iki sene içinde Oxford’dan teklif aldım, son tahlilde gitmedim. Gidecek olsak bir dönem, iki dönemlik giderim. Burası benim coğrafyam, yurdum. Nereye gidiyoruz?

‘EN ÖNEMLİ HİSSİMİZ GÜVEN HİSSİDİR BU YOK OLUYOR'

-Burada sizin mi hedef alındığınızı düşünüyorsunuz yoksa sivil toplumun mu yani çalıştığınız üye olduğunuz sivil toplum örgütünün mü?

Gözaydın: "Her birinin ayrı ayrı, sivil toplum örgütünün de bir akademisyen olarak benim de ben sadece Türkiye’de değil uluslararası alanda bilinirliği olan bir akademisyenim. Dolayısıyla, bu şekilde hedef alınmasına bir anlam veremiyorum."

-Bu koşullarda hayatınız nasıl etkilendi? Akademik bir çalışma yapmak da mümkün değil, neler yaşıyorsunuz?

Gözaydın: Yeni terim var; 'sivil ölüm' diye, insanı buna itiyorlar.

"Her şeyden etkileniyorsunuz, en önemli hissimiz güven hissidir bu yok, her an endişeyle yaşıyorsunuz, tam rahatladım derken bu tarz karalama kampanyaları çıkıyor. Türkiye adına çok yazık bir şey, bundan olumsuz etkilenen ne yazık ki Türkiye imajı."

-Akademi bu kadar zarar görmüşken yeni başlayacak gençleri üniversitelerde ne bekliyor, okullardan ne alabilecekler?

Gözaydın: "Bu kadar soluk kaybetmekle tabii ki yetişecek yeni nesillerin olumsuz etkileneceği son derece aşikar. Çünkü bu kadroları kapatacak yeni insanların yetişmesi kolay değil, insan kaynaklarının sarfı bu, çok yazık. Bir yandan da beyin göçü yoğun şekilde devam ediyor. Sadece akademik camia değil Türkiye’nin çok değerli insanları mekan değiştiriyor."

İŞTAR GÖZAYDIN KİMDİR?

1977’de Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’ini bitirip, 1981’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

1982 yılında aynı fakültenin İdare Hukuku Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak göreve başladı.

1986-1987 yıllarında Fulbright Bursu’yla ABD’de lisansüstü çalışmalarına devam etti. 1986’da Georgetown University International Law Institute’da devam ettiği A.B.D. hukuk sistemi üzerine sertifika programından sonra, 1987’de New York Üniversitesi’nden yüksek lisans; 1991’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden doktora derecesini aldı.

1997’de doçent, 2006’da profesör unvanlarını aldı. 

Kurucuları arasında yer aldığı Helsinki Yurttaşlar Derneği’nde halen Yönetim Kurulu üyesi olan İştar Gözaydın'ın, Diyanet: Türkiye Cumhuriyeti’nde Dinin Tanzimi başlıklı kitabı 2009 yılında İletişim yayınları tarafından yayınlandı. Gözaydın’ın çok sayıda uluslararası ve ulusal yayını bulunmaktadır.

Akademik çalışmaları dışında, kurucularından olduğu Açık Radyo 94.9’ta 1995’ten beri sürdürmekte olduğu programlarında halen, son beş yıldır Johann Sebastian Bach üzerine yoğunlaşan “Mekanlar ve Çağlar içinde Ses” adlı bir müzik programının yapımcı ve sunuculuğunu sürdürmektedir.