Erdoğan, Aydın Doğan’a talimat verdi mi! Veya kimin midesi geniş!

Türk medyası yapı itibariyle medya patronları, kendi işlerini gördürmek amacıyla, gazete ve televizyonları sayesinde hükümete yardaklanır.


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iftar davetine katılan, bu daveti almaktan aşırı mutlu olduğu fotoğraflardan anlaşılan Aydın Doğan, yine köşe yazarları üzerinden kendisini savunmakla meşgul. Hürriyet’te her dönemin yıldız köşe yazarları vardır; bu yazarların asli işlevi ise Doğan’ı rakip iş adamlarına, siyasetçilere karşı savunmak, Doğan’ın rakip gördüğü isimlere her yöntemle gücüm etmektir.

Hürriyet’in varlık nedeni aslında budur. Aydın Doğan’ın Hürriyet öncesi ve sonrası mal varlığını kıyaslayan bir araştırma yapılsa, Doğan’ın bu stratejisinin çok başarılı olduğu, hedefine ulaştığı görülür.

Aydın Doğan bir medya patronu değildir, elinde medya gücü bulunan bir iş adamıdır. Sirkeci’de yedek parçacığından başlayan serüveni sonrası bugün geldiği nokta, bu stratejisinin kendi açısından gayet başarılı olduğun göstermektedir: Daha çok para sahibi olmak, bitmek-tükenmek bilmeyen bir iştah ile para peşinde koşmak.

Ancak Doğan’ın medya gücüyle gelebileceği deniz bitti: Şimdi tam biat zamanı. Erdoğan zaten kendisine tam biat etmeyen, teslim olmayandan haz etmez. Onun için en büyük mutluluk, bundan 15 yıl önce kendisi için ‘‘Artık muhtar bile olamaz’’ diyen Hürriyet’in patronunu teslim almış olmaktır.

Sonuç olarak Doğan, 1990’ların başından 2000’ki yılların başına kadar Türkiye’yi fiilen yöneten İstanbul sermayesinin önemli bir temsilcisiydi. Kasımpaşa’dan çıkma Erdoğan, başbakanları dize getiren, balan indiren bu isimleri birer birer dize getirdi, teslim aldı.

Güç peşindeki bir siyasi kimlik için teslim almak; dize getirmek, biat ettirmek yenmek kadar önemlidir; hatta daha önemlidir. Bunu daha iyi anlamak için 1930’lardaki Stalin terörüne bakmak yeter. Stalin, Komünist Parti’de kendisini küçük gören kurucu entellektüel kadroyu sadece tasfiye etmemişti mesela, işkencelerle iradelerini kırmış, teslim almıştı.

Bu açıdan Doğan’ın tam teslimiyeti Erdoğan açısından bir zaferdir. Eminim ki, iftar sonrası aile arasında Aydın Doğan’ın tutumu konuşulmuş ve epey bir espri konusu yapılmıştır.

Önce bir anekdot…

SABAH’ın henüz kirlenmediği, gazetecilik yaparak para kazandığı döneme ilişkin bir anı… Yanılmıyorsam Sabah’ın İkitelli binasının altındaki bardayız. Gazete bitmiş, patronla viskimizi içiyoruz. Medya o zaman geniş bir yelpaze… Patronlar, arada dönemin başbakanı merhum Turgut Özal’ı ziyarete gidiyor… Dinç Bey bana dönüp, ‘‘Bu adamlarla Başbakan'a gitmeyi seviyorum’’ dedi.

Nedeni sorduğumda şu cevabı aldım:

‘‘Ben medyanın sorunlarını, baskı makinesi-gazete kağıdı ithalatındaki sıkıntıları konuşmak istiyorum. Onlar, devletten kıyak iş peşinde koşuyor…’’

Gazeteciliğe bakış açımı etkileyen bir konuşma olarak zihnime işlendi. Siyasetçiyle iş konuşulmaz, haber ve gazetecilik konuşulur. Nokta.

Sonradan başta kendisi ve yönetici kadrosu bu ilkeyi pervasızca çiğnedi ve en ağır bedeli Dinç Bilgin ödedi.

Doğan Grubu’na dönersek…

Önce şunu söyleyeyim: Kendi binasına taşlı-sopalı saldırının hesabını bile soramayan, sahip çıkamayan bir medya grubunun CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Adalet Yürüyüşü’ne sahip çıkmasını beklemek tam bir aymazlıktır.

Peki, Hürriyet gazetesi, CHP’li Aykut Erdoğdu’nun ‘‘Erdoğan, Aydın Doğan’a talimat verdi’’ sözlerinden neden bu kadar rahatsız oldu? Cevabı basit: Tiraj ve rating kaygısından.

Sözcü gazetesine yönelik operasyonun ardından Odatv sitesi, Sözcü’nun boş sayfalı nüshasının 400 bin sattığını; bunun en yakın rakibinin iki katı olduğun yazmıştı. Bu demektir ki, bir dönem 1 milyon satan Hürriyet’in satışı 200 binlere düşmüş, bedava dağıtılanlar da dahil.

Ratingleri bakarsak, durum daha iç acısı: Ahmet Hakan’la ana haber totalde 19, AB grubunda tam 34’üncü. Kanal D’nin sıralamaya girebilen ilk programı Dağ isimli Türk filmi. O da 28’inci sıradan girmiş. İlk 10’da tek programı yok. Hürriyet ve Kanal D’de durum buysa CNN-Türk’ü siz hesap edin.

Doğan okur ve izleyici tabanını hızla kaybediyor. Hem muhafazakarlaşan kitle yüzünden, hem de laik kesim tarafından ihanetle suçlandığı için.

Erdoğan’la mutluluk fotoğrafı AKP ve bürokrasi içindeki konumunu güçlendiriyor ama fotoğrafı gören her muhalif, Hürriyet almayı, Kanal D izlemeyi bırakıyor.

Onun için Aydın Doğan, Ahmet Hakan üzerinden CHP’li vekil ile kavga ediyor e şu açıklamayı yapmak zorunda kalıyor:

‘‘Şu kadarını söyleyeyim: Ben siyasetçi değilim ve siyasi kimlik taşıyan insanlarla mecbur bırakılmadıkça polemikten hep uzak durdum. 40 yıldır ülkemde bağımsız yayıncılık yapıyorum. Türk basın tarihinin en uzun süre yayın sahipliği yapan tek kişiyim.
Emir ve talimatla yayıncılık, bizim fıtratımıza uymaz.
Öte yandan Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu şekilde suçlanmasını haksız ve etik dışı bir davranış olarak görürüm.’’

O zaman dönüp arşive bakalım. Karton fabrikası için teşvik telefonlarını, POAŞ’ı, Dışbank’ı kenara bırakıp Hilton ve rafineri meselesine dönelim...
Doğan Grubu’nun patronu Başbakan’dan medya patronluğu kimliğini kullanarak randevu alır ama Ceyhan’da rafineri ile Hilton Oteli meselesini görüşür. Ardından yaptığı açıklama sonrası ortalık karışır. Çünkü, Erdoğan’ın kendisine ‘‘Biz orayı, bizim Ahmet’e söz verdik’’ dediğini iddia eder. Yıl 2008’dir…

Önce Aydın Doğan:

‘‘Mesela, Tayyip Bey’e Hilton konusunda hiçbir şey söylemedim. Tayyip Bey’e gittim, ‘Ben Ceyhan’da rafineri kurmak istiyorum. 2,5 milyar dolar param var. Sizden teşvik istemiyorum, kredi istemiyorum. Direkt üç bin 500 kişiye endirekt 15 bin kişiye iş veriyorum. Türkiye’nin ithal ettiği mamulleri yapacağım ve kendim tüketeceğim’ dedim ‘Ne istiyorsun’ dedi. ‘Bana müsaade verin’ dedim. ‘Avusturyalılarla beraber sadece şey istiyorum’ dedim. ‘Samsun’da kursan olmaz mı’ dedi. ‘Olmaz efendim’ dedim.’Niye’ dedi.

‘Ben Amerikalılara araştırma yaptırdım, 1,5 milyon dolar para harcadım. Onlar bana bu işin ancak güneyde olacağını söylediler’ dedim. ‘Orayı bizim Çalık’a söz verdim’ dedi.

Aynen böyle. Dedim ki ‘Efendim Çalık da yapsın, ben de yapayım. ‘Putin var o işin içinde’ dedi. ‘İtalyanların en iyi şirketi var. Berlusconi var’ dedi.

O arada kendisi bana sordu, ‘Hilton’u ne yapacaksın’ diye? Ben de kendisine, ‘Valla Hilton’u aldık, biz bunu aileye bir mülk olarak aldık, şu anda ne yapacağımı bilmiyorum ama bu haliyle Hilton demode olmuş, yenilenmesi lazım. Rantabl olması için yanına bazı ilave şeyler yapılması da lazım’ dedim. O da ‘Ben belediye başkanıyla konuşayım’ dedi.”

Bunun üzerine dönemin Başbakanı Erdoğan çıkar bir hafta boyunla şu zehir zemberek açıklamaları yapar:

‘‘Böyle gazetecilik olur mu? Kusura bakmayın bizim mezhebimiz, karnımız sizin ki kadar geniş değil, böyle bir iftirayı sineye çekemeyiz. Yolsuzluğun yalanı bile bize ağır gelir. Bulursanız yanlış bir iş, deliliyle belgesiyle ispatlayarak ortaya koyacaksınız. Biz de gereğini yaparız. 5 gün bekledim. Samimi olsaydınız cevap hakkına saygı gösterirdiniz. Gerçekler ortaya çıktığında iftiralarınızı düzeltirdiniz. Doğruları yazmak sizin asli göreviniz. Ancak tek taraflı iddialarla medya terörü estirmeye devam ettiniz. Kuru gürültüye pabuç bırakacak değiliz. Geçti o günler.

Aydın Doğan'dan maaş alan kalemşörlere bir çift sözüm var; tarafsız ve bağımsız olmak demek, patronunuzun çıkarlarından da bağımsız olmak demek. Siz bağımsız olsaydınız patronunuz hakkında yayınlanan kağıt kaçakçılığı olayını da sorgulamanız gerekmez mi? Yoksa bu iddialar haber değeri taşımıyor mu? Hilton oteline imar talebi de mi haber değeri taşımıyor. Bu talebe başbakan müsaade etmediği için yaygaralar başladı. Bana mahkemeye verseydin diyorlar, müsaade etmedim ki mahkemeye vereyim. Belediye başkanımı da aradım, böyle bir yanlışa düşme dedim. Zaten kendisi de gerekli cevabı aldı.’’

Rafineri üzerinden başlayan kavga Wikileaks’e şöyle düşer:

‘‘Türkiye’nin Murduch’ı ile Tango: Aydın Doğan Türkiye’de birkaç günlük gazetenin ve 3 büyük televizyon kanalının sahibi.
Doğan’ın medyadaki yüzde 30-40 oranındaki kontrolü ile halk önünde güçlüdür. Türk medyası yapı itibariyle medya patronları, kendi işlerini gördürmek amacıyla, gazete ve televizyonları sayesinde hükümete yardaklanır.
Bu sayede medya patronları hükümetlerin cömertliklerinden yararlanır, işlerine gelmeyen durumlarda hükümeti cezalandırır.”
Yani…

Yanisi şu: Türkiye’nin hala en büyük medya patronu Cumhurbaşkanı ile görüşüyor… Ne basın özgürlüğü, ne hapisteki gazeteciler, ne demokrasi konuşuluyor.

Bence talimat da konuşulmamıştır. Belki Doğan, yerli araba üretimine talip olmuştur!

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…