Fasulye gibi nimetten sayılıyorsun Erdoğan...

Türkiye içinde top senin olduğu için takımda oynuyorsun ama artık yurt dışında fasulye gibi nimetten sayılıyorsun Erdoğan. Her geçen gün daha kötüye gidiyor durumun.

Sabah 08'30 gibi kalkmıştım, 11 günlük hapis maceram biteli 1 hafta filan olmuştu. Bütün Türkiye gözümün önündeydi ve kendimce çıkar yol aramaya, daha doğrusu bulmaya çalışıyordum. Telefonuma baktım ki Nesin Vakfı'nda aramışlar. Elim ayağım birbirine dolandı, ilk aklıma gelen ağabeyim Ali olması gerekirken, hiç aklıma gelmedi bile, çünkü daha 2 gün önce oradaydım ve orada olmadığını biliyordum. Telaşlandım, çünkü o saatte bana Vakıf'tan telefon gelmez, hemen telefona sarıldım ve "Ne oldu, çocuklara bişey mi oldu, havuza düşen mi oldu?" diye sıralamaya başladım. Karşımdaki kızcağız "Yok Ahmet ağabey, Amerikan konsolosluğundan aradılar, seninle görüşmek istiyorlar, numaranı istediler ama vermedim, onlar numaralarını bıraktılar, sana mesajla geçeceğim." dedi.

Güvensizlik insanları hangi noktalara getiriyor, hapisten yeni çıktığımdan olacak, kızcağız sahte bir numarayla oyun oynayabileceklerini düşünüp numaramı vermemiş. Neyse, aradım numarayı, ABD başkonsolosu ve büyükelçisi, geçmiş olsun dileklerini söylemek için benimle ve beraber tutuklanan arkadaşlarım Erol Önderoğlu ve Şebnem Korur Fincancı'yla görüşmek istemişler.

Erol sınırsız gazeteciler Türkiye temsilcisi, Şebnem'in kariyeri dünya çapında, ben sade bir gazeteci ve yayıncıyım, yani onların yanında fasulye gibi nimetten sayılırım. Neyse, üçümüz de kabul ettik görüşmeyi ve görüşme saatinden yarım saat önce Erol'la otelin önünde buluştuk, çay içerek neler söyleyeceğimizi tartışıyoruz ki aynı konuları söylemeyelim. Sıra bizim onlara soracaklarımıza gelince Erol'a "Darbe günü ve tarihini soracağım!.." dedim. Erol o soruyu sormamamı söyledi gülümseyerek.

Kabul ettik ve toplantıya başladık. Üçümüz de ortalama 20'şer dakika konuştuk. Daha sonra kısa sorularımızı sorduk, onlar da kendi düşündüklerini söylediler. 2 saate yakın görüştük neredeyse. Şimdi yazacağıma dikkat edin. Toplantıdan çıktık, ayrı ayrı işlerimize gittik ve ben akşamüstü Kadıköy'e arkadaşlarımla buluşmaya gittim. Saat 21 sularıydı ve Boğaz Köprüsü'nün 1 tarafı tanklarla trafiğe kapanmış, Ankara'da F 16'lar uçmaya başlamıştı. Hemen ilk mesajımı yolladım twetter'dan "Hava darbe kokuyor..." diye. Sevgili Erol sayesinde tarihi soruyu kaçırmıştım.

O soruyu neden sormak istemiştim, çünkü Erdoğan darbe yapılması için elinden geleni yapıyor ve bunu lehine çevirmek için çabalıyordu. "Darbe Bavulum Hazır" diye yazı yazmıştım aylar önce.

Gelelim ABD görüşmesine, Erdoğan sayesinde fasulyeden nimet olmadığımı anladım önceki gün. Beni Erdoğan kurtardı, kendi payıma 40 dakika görüştüğüm toplantının benzerinden Erdoğan 20 dakikada çıktı. Bunun 10 dakikasını çeviri olarak aldığınızda geriye bişey kalmadığını anlarsınız. Nezaketli geçtiğini düşünüp eşit zaman diliminde konuştuklarını varsayarsak Erdoğan'a 5 dakikalık bir zaman kalıyor ki, bu buluşmanın neden yapıldığını anlamak için müneccim olmak gerekmiyor.

Şimdi daha da komiğime giden bişey var ki, o da günümüz gazeteciliğini çok iyi anlatıyor. Herkes yarış halinde Erdoğan – Trump görüşmesinin nasıl geçtiğini anlatmaya ve yazmaya çalışıyor. Türkiye tarafından bakarsak "5 dakikada Beşiktaş" dışında bişey gözükmüyor. ABD açısından baktığımızda "Kore'de ne güzel savaşmıştınız, o sayede NATO'ya girmiştiniz, bunu unutma ve Şangay Mangay diye mırıldanıp tepemi attırma. Sarraf'ı unut, NATO subaylarını biran önce çıkar..."

Türkiye içinde top senin olduğu için takımda oynuyorsun ama artık yurt dışında fasulye gibi nimetten sayılıyorsun Erdoğan. Her geçen gün daha kötüye gidiyor durumun.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…