filistin’de neler oluyor?

büyük dönüş yürüyüşü, güncel bir hak ihlaline karşı bir savunma ya da direniş eylemi değil, tarihsel haklar için ve tabii abd’nin kudüs ve fonlarını kesme kararına da bir meydan okuma.


biliyorsunuz, geçen cuma günü gazze’de başlayan büyük dönüş yürüyüşü için on binlerce filistinli israil sınırına yürüdü. yürüyüş öncesinde sınırın iki tarafında çadırlar kurulmuştu, ciddi bir hazırlık yapılmıştı. israil bu barışçıl eyleme çok sert karşılık verdi, ben bunu yazarken ölenlerin sayısı 17 olmuştu. bunların neredeyse hepsi keskin nişancıların silahlarından çıkan gerçek mermilerle katledildi. israil, başta, (hamas’ı kastederek) öldürülenlerin silahlı gruplara mensup olduklarını, silah ya da molotof kokteyli taşıdıklarını iddia etti. ancak hamas ölenlerden sadece beşinin kendi silahlı gücü olan kassam tugayları’na mensup olduğunu açıkladı. ölenler arasında filistin demokratik halk kurtuluş cephesi’nden bir öğretmen de var ve bütün filistinli örgütler yürüyüş için çağrı yaptığı gibi fetih hariç tüm örgütlerin liderleri de eyleme katıldı. yani hamas’ın gazze’de güçlü olduğu muhakkak ama ne hamas gazze’den ibaret ne de gazze hamas’tan. dolayısıyla, hamas’ın filistin direnişinin bir parçası olması gerçeği bir yana, bu büyük eylemi ona mal etmek doğru olmaz. geçen cuma günkü eylemlerden gelen görüntüler, bu katliamın, netanyahu’nun iddia ettiği gibi israil sınırlarının korunmasına yönelik olmadığını, öldürülenlerin ellerinde bırakın silah ya da molotof kokteyli, taş bile bulunmadığını kanıtladı. şunu da vurgulamak gerek, gazzelilerin çoğu kendi topraklarında katledildi, tank ve keşkin nişancıların ateşinin yanı sıra, insansız hava araçlarından üzerlerine biber gazı atılıyordu. bütün bu şiddet, siyonist devletin bu eylem karşısındaki paniğinin de işareti.

ama tabii israil gibi yeni yasadışı yerleşimlerle filistin toprağının işgalini sürdüren, sınırlarını genişleten bir “oluşum”un sınırlarından söz ederken ne kastediyor olabiliriz?

işte 42. yıldönümünde bu yürüyüşün başladığı toprak günü, tam da bu sorunun cevabı. 30 mart 1976 yılında israil polisi, binlerce dönümlük filistin toprağını gasp etmesini protesto eden israil vatandaşı altı filistinliyi öldürmüştü. o günden bu yana 30 mart filistinliler tarafından toprak günü olarak anılıyor. ama bu filistin mücadelesinin takviminde, geçmişteki bir katliamı anmanın ötesinde israil sömürgeciliğine karşı yeni mücadele yollarının arandığı bir gün olarak değerlendiriliyor.

büyük dönüş yürüyüşü’nün son bulacağı açıklanan 15 mayıs ise, bilindiği gibi, 1948 yılında filistinlilere yönelik etnik temizlik ve katliamın sonucunda israil devletinin kurulduğu büyük felaketin nakba’nın 70’inci yıldönümü. 14 mayıs’taysa abd kudüs’te konsolosluğunu açacağını açıklamıştı.

büyük dönüş yürüyüşü’nü değerlendirmeden önce şunu hatırlatmak istiyorum. nakba sebebiyle dünyanın her yerine dağılmış filistinlilerin, ürdün nehrinden akdeniz’e uzanan tarihsel filistin’e yani israil tarafından işgal edilen yurtlarının tamamına ve evlerine geri dönüş hakkı filistin davasının en önemli meselelerinden biri. dolayısıyla büyük dönüş yürüyüşü çok büyük bir politik anlam taşıyor ve gündelik ya da taktiksel taleplerin ve bir kısmı türkiye’den de izlenen tartışmaların ve günlük siyasal aklın ötesine geçmesi anlamında filistin halkının kurtuluşu açısından devrimci bir adım. ve şiddetsiz eylemlerin, silahlı mücadeleyi reddetmeden yürütülebileceğini ve pekala etkili olabileceğini gösteriyor.

kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk, binlerce kişiyi harekete geçiren bu tür eylemler, aynı zamanda, diğer birçok halk hareketi gibi, sentetik “şiddete dayanan hareketler/şiddetsiz hareketler” ikiliğini de tanımıyor ve filistin topraklarında yaşayan filistinlilerin kendi hayatlarını ilk elden etkilemeyecek geri dönüş meselesine bağlılığını gösteriyor. büyük dönüş yürüyüşü, güncel bir hak ihlaline karşı bir savunma ya da direniş eylemi değil, tarihsel haklar için ve tabii abd’nin kudüs kararına ve trump’ın unrwa’nın (birleşmiş milletler yakındoğu’daki filistinli mültecilere yardım kuruluşu) fonlarını kesme kararına da bir meydan okuma.  

filistinli kadınların direniş içinde artan rolü, hem direnişe yoğun katılımları hem de sınırın sıfır noktasına yaklaşıp yaralıları taşımaları da dikkate değer. bir başka dikkate değer nokta, israil’in içinden yükselen seslerin, 2014’teki gazze saldırısından beri yaşanan bu en kanlı günün ardından çok daha gür çıkması.

önümüzdeki cuma günü sınıra kurulan çadırlarda ölenler için taziye yapılacağı söyleniyor. netanyahu ve erdoğan atışmalarına rağmen israil ve türkiye arasındaki askeri, diplomatik ticari ilişkilerin azalmadığını, doğalgaz anlaşmasının kapıda olduğunu hatırlatayım.

bu yazıya filistin diasporasından yol arkadaşım nikola saafin’in çok katkısı oldu.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…