Galasını Afrin'de yapacak bir belgesel: Jiyan

'Jiyan', 21'inci yüzyılın ilk çeyreğinde Suriye’nin kuzeyinde yarattıkları dönüşüme 'kadın devrimi' adını veren Kürt kadınlarını anlatan ilk uzun metrajlı belgesel.

HABER MERKEZİ - Dün Kobane’de bu gün Afrîn’de direnen kadınlar kim? “Terörist mi, özgürlük savaşçısı mı?” “Kadın devrimi” ne demek? Jiyan’ın hikayesi bütün bu sorulara yanıt arayan ilk uzun metraj belgesel olarak gala gösterimini 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde Kuzey Suriye Federasyonu Afrin Kantonu’nda yapacak.

Drama İstanbul Film Atölyesi Basın Bülteni'nde filmin tanıtımına dair şunlar yer alıyor:

İnsanlık tarihi, özellikle 19 ve 20. yy da, tarihçilerin devrim sıfatını uygun gördüğü sayısız olaya tanık oldu. 

21'inci yüz yılın ilk çeyreğinde ise ilk kez Suriye’nin kuzeyinde yarattıkları dönüşüme “kadın devrimi” adını veren Kürt kadınlarından haberdar olduk.

Jiyan’ın Hikayesi, tarihin bu ilk “kadın devrimi” iddiasına bakan, ilk uzun metraj belgesel film olma özelliğini taşıyor.

Dünya basını, kendilerinden “Kürt Kadın Özgürlük Haraketi” olarak da söz eden kadın savaşçıları Kobane direnişi sırasında farketti.

Kısa bir süre içinde gelmiş geçmiş, askeri bakımdan en eğitimli, çok yüksek tekniğe sahip, kalabalık milis örgütlenmelerinden biri olan, kadın ve insanlık düşmanı IŞİD, ilk yenilgiyi Suriye’nin kuzeyinde Kobane şehrinde YPJ'liler karşısında yaşadı.

Şimdi de ÖSO cihadistleri ve TSK karşısında benzer bir direniş içinde “kadın devrimini savunduklarını” söylüyorlar.

'HER ŞEYE DEĞERDİ'

Filmin yapımcılarından ve yönetmeni olan A. Haluk Ünal da 2014 Kasım’ında, Kobane direnişi günlerinde, Suriye’ye girmiş.

O günden itibaren 2015 yılının Ağustos ayına kadar 7 ay boyunca Rojava'nın her üç kantonda (Kobane, Cezire, Afrin) kamerasıyla kadın devrimi iddiasını, savaşı ve yeniden inşa sürecini kamerasıyla izlemiş.

Bunca riski göz almaya değermiydi peki?

Ünal’a göre fazlasına da değermiş:

“Sanatın görevi insana bakmak, onu anlamak, sınırlarını kavramak, bu anlamda bilgi üretmek, insanlığa önemli sorular yöneltmektir. Şehirdeki fabrika ve plaza kölelerine her açıdan bakıyoruz, peki ya devrim için savaşan insan? Sanatçı bakmazsa kim bakacak? Hele bütün bunlar burnunun dibinde olup biterken, kamerayı çevirmemek kendime ihanet olmaz mıydı? ”

Bir yandan Irak, bir yandan IŞİD, diğer yandan Türk Devletinin ablukası altında, savaş koşullarında,  halkın yaşadığı yoklukları paylaşarak çekimleri tamamlamışlar.

UZUN BİR POST PRODÜKSİYON

Suriye’den toplam 150 saate yakın görüntüyle dönmüş, Ünal:

“Kendimi şöyle hissediyordum; sanki birileri 150 saat çekmiş, getirip önüme koymuş, al bundan bir film yap demiş. Oturdum kurgu setinin aylarca başına bütün görüntüleri tek tek izledim ve tasnif ettim.. Bu, aynı zamanda karşılaştığım, tanık olduğum ve öğrendiğim herşeyi sindirme ve ikinci bir öğrenme süreci oldu.”

Bir yıl boyunca kaba kurguyla uğraşmış, sonra da filmin üretim sürecine nitelikli bir kurgucuyu eklemek için Fransa, Almanya, Çekoslavakya, Bulgaristan’da  araştırma yapmışlar. Sonunda aradıkları kalitede ve uygun durumda bir editörü Yunanistan’da bulmuşlar. Böylece Apostolos Karakasis ile çalışmaya başlamışlar.

Ünal da Yunanistan’a yerleşmiş bu arada.

İnce kurgu, 6 ay sürmüş. Renk düzeltme, ses tasarımı, mix işlemleri de Yunanistan’da ARTCUT adlı stüdyoda gerçekleşmiş.

Filmin Dünya TV haklarının satış temsilciliğini Londra merkezli Espresso medya üstlenmiş.

Filmin yapımcısı ve yönetmeni Türkiyeli olmasına karşın, her filmin galasını kendi ülkesinde yapma hakkını kullanamıyorlar.

“Türkiye faşist bir diktatörlükle yönetiliyor” diyen yönetmen, Avrupa’da sürgün yaşamını kabullenmek zorunda kaldığını anlatıyor.

Film’in ilk gösterimini 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Rojava’da, şimdiki adıyla Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu’nda yapmayı planlıyor.

Filmin festival yolculuğu da Şubat sonuna kadar netleşecek.

Sonra da filmin Dünya sinema gösterimleri turnesi için Avrupa’dan Latin Amerikaya uzun bir yolculuk planı var.