12 Eylül'ü cezaevinde karşılayanlar anlattı: Kalkın darbe oldu



Artı Gerçek

'Cezaevinde nöbet tutan arkadaşımız bizleri 'kalkın darbe oldu' diyerek uyandırdı.'


Ozan ÜNER


ARTI GERÇEK- 12 Eylül 1980'de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ülke yönetimine Milli Güvenlik Konseyi adlı cunta yapılanmasıyla darbe yapmasının üzerinden 38 yıl geçti. 12 Eylül darbesinin geride bıraktığı izler halen silinmedi. 12 Eylül'de darbeye karşı başlatılan direnişle sembolleşen Metris Askeri Cezaevi ve Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi'nde kalanlar 38 yıl sonra yaşadıklarını anlattılar. 

Artı Gerçek'e konuşan Diyarbakır 5'Nolu Cezaevi'nde kalan BDP Van eski milletvekili Kemal Aktaş ile ismini vermek istemeyen Metris Askeri Cezaevi firarisi, 12 Eylül 1980 darbesi sonrası yapılanların büyük bir insanlık suçu olduğunu, faillerin yargılanmadığını ve ancak yaşananların hiçbir zaman belleklerden silinemeyeceğinin altını çizdiler.

'UNUTAMIYORUM'

"Cezaevinden 300-400 metre uzaklaştıktan sonra geriye dönüp baktığımda orada yaşadığımız işkenceleri unutamıyorum." 

Bu sözler, Metris Askeri Cezaevi'nden tünel kazarak kaçan TKP/ML davasından idam cezası almış firari bir tutukluya ait. Adını güvenlik kaygılarından dolayı paylaşılmasını istemeyen firari tutuklu, üzerinde İşçi-Köylü gazetesi bulundurduğu için gözaltına alınıp işkenceli sorgusunun ardından tutuklandığını söyledi. O dönem gözaltına alınan her devrimcinin işkence gördüğünü hatırlatan firari tutuklu, "12 Eylül'ü ilk radyodan öğrendik, daha sonraki günlerde dışarıyla iletişim kuramıyorduk" dedi. 

Şubat 1980'de sorgusunun ardından Alemdağ Cezaevi'nde götürülerek tutuklanan ve darbe sonrası Sağmalcılar, Sultanahmet ve Metris Cezaevi'nde kalan firari, 1987 yılında idam cezasının Yargıtay tarafından onaylandığını belirtti.

Firari, "Marksist Leninist Silahlı Propaganda Birliklikleri (MLSPB) davasından tutuklu iki arkadaşımın idamını unutamıyorum" dedi.

'RADYODAN ÖĞRENDİK'

Firari tutuklu, bir CIA ajanının dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter'a darbeyi "Bizim çocuklar başardı" sözleriyle haber verdiğini hatırlatarak 12 Eylül'ün ABD'nin isteği üzerine yapıldığını söyledi. "Cuntanın gelişini cezaevinde karşıladık. Bir sabah uyandığımızda, askeriyenin radyodan yönetime el koyduğu anonsu geçiliyordu" diyen firari, darbenin kendileri için şaşırtıcı bir şey olmadığını beklediklerini söyledi.

'SULTANAHMET İŞKENCE MERKEZİYDİ'

Sağmalcılar'dan Sultanahmet Cezaevi'ne sevk edilen firari tutuklu, burada her türlü işkenceyi gördüklerini belirterek "Hazırola geçme, tek sıra olma, benzeri gibi yaptırımlar uygulanmaya çalışıldı. Söylenenlerin hiçbirine uymayınca, tek tek çıkarıp askerler toplu dayakları, falakaları, elektrik gibi bilinen işkencelerini uyguluyorlardı" dedi.

'TEK TİP KIYAFET'

Firari tutuklu, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından 'tek tip' kıyafetin yeniden gündem olması üzerine; 1984 yılında cezaevlerinde tutuklulara karşı hayata geçirilmeye çalışılan 'tek tip kıyafet' uygulamasına ilişkin "Cuntanın 'tek tip elbise' uygulaması bir teslim alma aracıydı. Bizler de o dönem üstlerimizdekileri parçalayıp atıyorduk. Bu açıdan bugünkü tartışmaya baktığımızda cezaevlerindeki yaşanan tutum da doğru ve verimlidir. Her ne kadar AKP iktidarı bunu 'FETÖ'cülere uygulayacağını söylese de bütünlüklü olarak toplumsal eylemelerden tutuklananları kapsayacağı açıktır" diye yorumladı.

Metris Askeri Cezaevi'nde 1984 yılında tek tip kıyafeti giymeyeceklerini ilan eden tutukluların başlattıkları ölüm orucunda TİKB davasından tutuklu Mehmet Fatih Öktülmüş ile birlikte Devrimci Sol davasından tutuklu Haydar Başbağ, Hasan Telci ve Abdullah Meral adlı 4 kişi yaşamını yitirmişti.

'SAVUNMAM ALINMADAN İDAM CEZASI VERDİLER' 

"Tek tip elbiseyi giymediğim için savunmam alınmayarak 1986 yılında Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından 'gıyabında' hakkımda idam cezası verildi." diyen firari tutuklu kendisiyle birlikte aynı davadan kalanlarla Metris Askeri Cezaevi'nde tünel kazmaya karar verdiklerini aktardı.




'TÜNEL KAZMAYA KARAR VERDİK'

Firarın nasıl yapıldığını ise şöyle anlatıyor:

Metris Askeri Cezaevi'nde askerlik yapan bizimle aynı örgütten olan bir arkadaşımız istihbarat verdiği gerekçesiyle yakalanıp tutuklandı. Arkadaşımız cezaevini çok iyi bildiği için hazırlıklarımızı yapıp çalışmalara başladı. Bizi telaşlandıran tek şey toprağın yapısıydı. Hangi özelliği olduğunu bilmiyorduk; çünkü kazarken toprağın cinsi çok önemli oluyordu. Tüneli kazdığımız yer bahçenin içerisindeki lağım sularının birleştiği bir yer vardı. Biz kapağı kaldırıp kazmaya başladık.

Planlama çok iyiydi. Kapaktan aşağıya indiğimizde ranza ve masalardan yaptığımız çalışma aletleriyle kazmaya başladık. Çıkardığımız toprakları ilk başta kanalizasyonda eritiyorduk. Ama bir müddet sonra kanalizasyon tıkanmaya başladı. Dolayısıyla bu şekilde devam edemedik. Yeni yöntem bulmuştuk. Koğuş tavanında bir delik açarak top şekline getirdiğimiz toprakları oraya atıyorduk. Sayım yapmaya gelen askerler olduğu zaman tüneli kazan kişi için banyoda süsü veriyorduk. 

'YAKALANIYORDUK'

Nöbetçi arkadaşın bir anlık dikkatsizliğiden kaynaklı, bir askerin camlara asılan battaniyeleri görmesiyle koşmaya başladı. Biz de 10 dakika içinde tüneldeki arkadaşı çıkarıp etrafı temizledik ve her şey olağan gözüküyordu. Baskına gelen askerler bir şey bulamamışlardı ama şüphelenmişlerdi. Daha sonra tünelin fark edilmemesi için bir ay ara verdik kazmalara. Şubat 1988'de Metris'in boşaltılacağı haberleri gelmeye bşlayınca çalışmalarımızı hızlandırdık. Önceleri gündüzleri kazarken şimdi geceleri de kazmaya başlamıştık. Bunun için pamuktan, çarşaftan ve arkadaşlarımızın saçlarından iki tane kukla yapıp yataklara yatırıyorduk. Askerler fark etmiyordu bile.

'IŞIĞI GÖRDÜK'

60 metrelik tünelin sonunda ışığı gördükten sonra gece 12'de herkese haber verildi. Herkes hazırlandıktan sonra üçüncü kattan aşağıya sarkıttığımız halatlarla inip tünele girdik. Tünelden çıktığımızda hepimiz çok heyecanlıydık. İlk olarak ben özgürlüğü, temiz havayı hissettim. Tünelden çıkıp 300-400 metre gittikten sonra mola verdik. Sonra dönüp arkaya baktığımızda cezaevinin ışıkları yanıyordu. Kimimizin aklında sabah bizleri bulamayınca ne diyecekler varken, kimimiz de yaşadığımız işkenceleri düşünüyordu. Kale gibi aşılmaz denilen yerin ne kadar kağıttan olduğu duygusuna kapılmıştım.

KEMAL AKTAŞ: DARBEYİ DİYARBAKIR CEZAEVİ'NDE KARŞILADIM

8 Mayıs 1980'de askeri bir operasyonla yakalanıp ve işkenceli sorgusunun ardından Sıkı Yönetim Mahkemesi'nin verdiği karar doğrultusunda Diyarbakır Cezevi'nde tutuklu kalan eski BDP Van Milletvekili Kemal Aktaş, "12 Eylül darbesini orada karşıladım. Darbeden sonra ekim ve kasım gibi orada kalan tutuklular, hepimiz 5 noluya nakledildik. Yani 1980'den 1988'e kadar 5 nolu cezaevinde kaldım" dedi.

'İLK SALDIRI MAZLUM DOĞANLARA'

Darbeden önce cezaevinde baskının ayyuka çıkmadığını hatırlatan Aktar, 12 Eylül sonrası ilk sert müdahale PKK yöneticilerinin bulunduğu Hayri Durmuş, Kemal Pir, Mazlum Doğan'ların kaldığı Diyarbakır 1'Nolu Cezaevi'nden gerçekleştiğini anlattı. 

'KALKIN DARBE OLDU'

"Cezaevinde nöbet tutan arkadaş saat 4 gibi radyoda askeri marşların çaldığını ve bildirinin okunduğunu duyunca "Kalkın darbe oldu" diyerek bizi uyandırdı" diyen Aktaş refleks olarak pencerelerden dışarıya baktıklarını söyledi.

'TEK KELİME KÜRTÇE İÇİN BİR AY COPLA DAYAK YEDİM'

Diyarbakır Cezaevi'nin sıradan bir cezaevi olmadığına dikkat çeken Aktaş, özellikle Kürtlerin buraya getirilerek özgürlük mücadelesinin engellenmek istendiğini söyledi. Aktaş, kendilerine dayatılan ilk kuralın "Ben Türküm" deme zorunluğu olduğunu söyleyerek, "Cezaevinde her şey bir işkence aracına dönüştürülüyordu. Bir yıl sonra babam beni ziyarete geldiğinde Kürtçe 'Tu çawani" sorusuna "Ez başım" diye yanıt verdiğim için derhal apar topar bizi ayırıp özel sorgulamaya aldılar. Saatlerce merdiven altında bekletildim. Sadece bir kelime Kürtçe konuştum diye "Bana hangi örgütsel mesajı dısarıya gönderdin" diyorlardı. Ve bu olaydan ötürü 25-30 gün copla kaba dayak yedim" dedi.

Bir yıl fiili direniş yaptıklarını belirten Aktaş, "Bizim mahkemeler 24 Nisan 1981 yılında başlamıştı. Toplu olarak çıkartılıyorduk ve siyasi savunma veriyorduk. Mahkemeye  toplu şekilde birbirimize kelepçelenerek gotürülüyorduk. Ellerimizi kanatırcasına sıkıyorlardı. Bizlere ilk önce siyah bir mont vardı, onları giydirmişlerdi. O siyah montların hepsi pislik içinde, sidik kokuyordu. Belli bir süre sonra vazgeçildi" diye konuştu.

'CEZAEVİ YÖNETİMİ DİRENİŞ ÜZERİNE GERİ ADIM ATTI'

Aktaş yaşanan baskılar üzerine PKK kurucularından Mazlum Doğan ve 'Dörtler' olarak anılan Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmir Öner'in kendilerini ateşe vermesi ve 14 Temmuz'da Hayri Durmuş, Kemal Pir, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz'ın ölüm orucunda yaşamını yitirmesi üzerine cezaevi yönetiminin geri adım attığını belirtti. 

Aktaş en unutamadığı anın ise arkadaşı Cemal Kılıç'ın ölümü olduğunu anlattı. Aktaş, zihinsel ve bedensel engelli olan Kılıç'ın Esat Oktay tarafından zorla İstiklal Marşı'nı ezberlettirmek istenirken götürüldüğünü ve bir daha geri gelmediğini söyledi. Aktaş "Askerler, Cemal'in giysilerini istemeye geldiklerinde o zaman öldüğünü anlamıştım" dedi.

NE OLMUŞTU?

12 Eylül 1980'de TSK Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'un oluşturduğu MGK cuntasının gerçekleştirdiği darbede ortaya çıkan sonuçlar:

Gözaltına alınanlar: 650.000        

Fişlenenler: 1.683.000     

Açılan dava sayısı: 210.000         

Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılananlar: 230.000      

Bunlardan 141-142-163. maddelerden yargılananlar: 71.500

Sivil mahkemelerde açılan davalar (1980-88): 9,508  

Yargılanan "örgüt üyesi" : 98.404

Hüküm giyen "örgüt üyesi": 21.764         

"Yurda dön" çağrısı yapılanlar: 29.000    

Vatandaşlıktan çıkarılanlar: 14.000         

Pasaport verilmeyenler: 388.000

Faaliyetten men edilen dernek: 23.700 

Hakkında soruşturma açılan dernek :                 

Toplam 644 cezaevindeki hükümlü-tutuklu : 52.000 (1990'da kalanlar)       

Toplam ölü (eceliyle): 229

Kuşkulu ölüm: 144 

Açlık grevinde ölenler: 14 

Kaçarken vurulanlar: 16    

"Çatışma"da öldürülenler: 74       

Doğal ölüm raporu verilenler: 73 

"İntihar" ettiği bildirilenler: 43       

"Nedeni belirsiz" ölenler: 2

İşkence sonucu öldürülenler: 171

Açılan işkence soruşturma veya davası: 9.962 (1982-1988 arası)    

İşkence yaptıkları suçlamasıyla yargılanan güvenlik görevlisi : 544    

1981 yılı Nisan-Mayıs aylarında ödüllendirilen güvenlik görevlisi: 1.002       

1402 Sıkıyönetim yasasına göre yapılan işlem : 18.525

Hakkında işlem yapılan memur: 7.245   

Hakkında işlem yapılan öğretmen: 3.854

Hakkında işlem yapılan güvenlik görevlisi: 988 

Hakkında işlem yapılan din görevlisi: 266

Hakkında işlem yapılan öğretim görevlisi: 120 

Hakkında işlem yapılan mülki amir: 35

Hakkında işlem yapılan hakim-savcı: 47

Bölge dışına sürülenler: 7.233

Görevlerine son verilenler: 4.891

Cezaevlerindeki gazetecilerin aldığı ceza toplamı: 3.315 yıl 3 ay

İstanbul gazetelerinin yayın yapamadığı gün sayısı: 300 gün

Gazetecilere istenilen hapis cezası: 4.000 yıl

Cezaevlerindeki gazeteciler: 31

Polisçe aranan gıyabi tutuklu gazeteciler: 13

Silahlı saldırıda öldürülen gazeteciler: 3

Yalnızca 1989'da 16 günlük gazeteye açılan dava: 394

Tazminat davalarının sayısı:211

İstenilen tazminat miktarı: 12 milyar 848 milyon

Yakılarak yok edilen gazete, dergi, kitap: 39 ton

Yok edilmek üzere depolarda bekleyen yayın: 40 ton

Basın özgürlüğünü kısıtlayan yasa sayısı: 151

Yasaklanan yayın sayısı: 927

Yasaklanan film sayısı: 927

Kağıt oranlarının artış oranı: 13

Haklarında idam cezası istenenler: 7.000

Ölüm cezası verilenler: 517

Askeri Yargıtay'ın onayladığı idam cezası: 124

Dosyası Meclis'te bulunan idam hükümlüsü: 259

İnfaz edilen idam cezası: 50

İnfaz edilen sol görüşlü idam mahkumu: 18

İnfaz edilen sağ görüşlü idam mahkumu: 8

İnfaz edilen yabancı ( Ermeni ): 1

İnfaz edilen adli suçlu: 23 

1980 – 1985 yılları arasında...  

22.912 kişiye 0-1 yıl ceza verildi 

10.784 kişiye 1-5 yıl ceza verildi 

6.186 kişiye 5-10 yıl ceza verildi 

2.396 kişiye 10-20 yıl ceza verildi

939 kişiye 20 yılın üzerinde ceza verildi 

630 kişiye müebbet hapis cezası verildi

420 kişiye ölüm cezası verildi

* Bu rakamlar Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı'ndan temin edilmiştir.