2050’de medeniyetin sonu gelecekse biz ne yapıyoruz?



Artı Gerçek

Tüm bunlara ‘keh keh keh’ diye gülerek geçmenin ötesinde, ülkemizde olduğu gibi çevre aktivistlerini müebbet hapisle yargılamak gibi akıl almaz ayıplara başvuruluyor.


Biz sandıktan sandığa koşar, en temel haklarımızı dahi tartışmak zorunda bırakıldığımız bir zemine doğru, hep aşağıya doğru çekilirken...

“İnsan evladı kendi sonunu nasıl getiriyor? Bu gidişi nasıl duracağız?” sorusu, giderek daha yakıcı bir hal alıyor.

Belki de felaket senaryolarının sayısı arttıkça duyarsızlaştık.

Dizilerde, filmlerde bol bol işlenen kıyamet senaryoları, insanlığın geleceği konusunu ‘eğlencelik’ hale getirdi

Oysa bilim, iklim krizinin tahminlerden de önce, büyük bir medeniyet kaybına, yokluğa, yokoluşa sürükleyeceğini gösteriyor. BM’nin “sarsıcı” denen iklim raporunun bile hafif, yetersiz kaldığı biliniyor.

Okul çocuklarının dahi sokaklara döküldüğü, “geleceğimizi bizden çalmayın” diye çığlık attığı bir çağdayız.

Tüm bunlara da ‘keh keh keh’ diye gülerek geçmenin ötesinde, ülkemizde olduğu gibi çevre aktivistlerini (Gezi İntikamı davası) müebbet hapisle yargılamak gibi akıl almaz ayıplara başvuruluyor.

Biraz kafalarını kaldırsalar, biraz anlamaya çalışsalar...

Konunun, bir kesimin çıkarları veya bir başka kesimin üzerinde tahakkümü değil, hep birlikte bir çaba, çözüm arayışı olduğunu belki idrak etmeye yaklaşacaklar.

TRUMP KAFASIYLA GİDİLİRSE OLACAKLAR NE?

Kafayı kaldırsalar, ezberlerini beş dakikalığına kenara baksalar şunları görecekler:

Karar vericiler ve sermayenin, bilimin kanıtlarla sunduklarına, işaret ettiklerine karşılık önlemleri ertelemeyi, hatta reddetmeyi tercih ettiğini...

ABD Başkanı Trump’ın, iklim değişikliğinin ABD üzerindeki uzun vadeli etkileri üzerindeki tahminlerin yayınlanmasını sansürlemek istemesinin, vahameti kanıtladığını... 

ABD’nin 2 Haziran’da küresel iklim değişikliğiyle mücadele ve önlem alınmasını hedefleyen Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesinin, Türkiye dahil, bütün dünyada yaratacağı olumsuz etkileri...

Avustralya Savunma eski Bakanı, Shell’in eski yöneticisi ve bilim insanlarının yaptığı bir analize göre, Trump kafasıyla gidersek 30 yıl içinde insan medeniyetinin sonunun başlangıcı olacak:

“Gezegen ve insan sistemleri, 2050’de geri dönülmez noktaya ulaşacak. Büyük çoğunlukla yaşanamaz hale gelecek bir Dünya’da uluslar çökecek, uluslararası düzen bozulacak.”

Senaryodaki riskleri önlemenin tek yolu, son derecede radikal:

2. Dünya Savaşı’ndaki acil mobilzasyon”a benzer ölçekte, sıfır karbon salınımı hedefleyen yeni bir endüstriyel sistem kurmak.”

HAVA KİRLİLİĞİNDEN ÖLEN, TRAFİK KAZASINDAN FAZLA

Diyelim ki bu analiz çok abartılı. 2050’de çöküş filan olamayacak...

Hadi Trump gibi, Erdoğan gibi “işleri bildiğimiz gibi yapmaya” yani doğayı ve tüm kaynakları aynen talan etmeye devam edelim.

Petrol ve kömüre bağımlı ekonomi modellerine sarılalım...

Kirli sanayilerin, tehlikeli enerji türlerinin denetimden, bilimden, uzmanlıktan uzak iş yapmasına ses çıkarmayalım.

Bırakalım, her yer baca, is, pislik, atık olsun.

Şehirlerde tek bir ağaç gölgesi kalmasın, tarlalarda tek bir ürün yetişmesin.

Bırakalım insanlar, Kocaeli’nde, Tekirdağ’da, Elbistan’da olduğu gibi, kitleler halinde kronik hastalıklara yakalansın, erken ölsün. Bunu yazmak, anlatmak, Bülent Şık’ın başına geldiği gibi, “suç” olsun...

“Nasılsa bana birşey olmaz” diye, kendi gettolarımızda, küçük korunaklı alanlarımızda “inşallah, maşallah” diye yaşamaya devam edelim.

Zengin olan klimasını köklesin, damacana suyla yıkansın, fakir olan bir damla suya muhtaç hale gelsin.

Sigarayı bırakmak, bıraktırmak için mücadele edelim, “dev şirketlerin oyunu””ndan bahsedelim. Ama şimdiden Avrupa’daki en havası pis 10 şehirden sekizinin Türkiye’de olduğunu haber dahi yapmayalım. (En kirli üç şehir: İstanbul, Ankara, Bursa). Haber yapanlara “ayar” verilsin!

Türkiye’de hava kirliliğinden ölenlerin, trafik kazalarında ölenlerden yedi kat daha fazla olduğu konusunu da hiç konuşmayalım!

Söyleyin, ne kazanacağız?

Ne kaybedeceğiz?

BAYRAMLIK OKUMA ÖNERİSİ: AÇIK YEŞİL

Gezegendeki hayat, nasıl oldu da en tehlikeli ve kaotik durumlardan birine sürüklendi? Kendimizin ve çocuklarımızın geleceği, varoluşu için mücadele eden isimler ve teoriler ne? Ülkemizdeki başlıca ekoloji hareketleri hangileri ve önemi ne?

Ömer Madra&Ümit Şahin’in yayına hazırladığı “Açık Yeşil” (Can Sanat Yayınları A.Ş, 2019) teori ve pratiğiyle zevkle, kolaylıkla okunan bir ekoloji rehberi niteliğinde. Eğer Dünya’mız, ülkemiz, geleceğimize dair biraz kaygılanıyorsanız mutlaka edinin.