23 Haziran'da sandığa giderken İstanbul ile ilgili hatırlamanız gerekenler



Artı Gerçek

İhanetin gözümüzün önünde nasıl işlendiğini 10 başlıktan elbette çok daha fazlasıyla kayıtlara düşmek mümkün, bu yazı sadece 23 Haziran için bir hatırlatma. İhanetin bedeli olabilsin diye...


Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz yıllarda bir konuşmasında sarf ettiği, "Kadim şehirlerin en önemli güzelliği, ana karakterlerini kaybetmeden yeniyi bünyelerinde eritmesi, özlerinden katarak yeniden yoğurmasıdır. İstanbul bu açıdan gerçekten müstesna bir şehirdir. Ama biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hala da ihanet ediyoruz. Ben de bundan sorumluyum" sözleri herkesin zihnine yer etmiştir muhakkak...

Evet, bu kente ihanet ettiniz, işbilmez partili güruhuyla, yandaşıyla el birliğiyle ihanet ettiniz, hatta moda deyimle canına okudunuz. Ne tarih dinlediniz, ne kültürel varlık, ne orman, ne deniz, ne hava, hiçbir şeyin kıymeti yokmuşçasına çiğneyip çiğneyip yediniz, yetmedi etrafınıza yedirdiniz, semirirken semirttiniz. 

Her bir İstanbullu'nun hakkı olan ve İstanbullu için harcanması gereken belediye kaynaklarını siyasal islamcı derneklere, eş dost akraba vakıflarına, ne idüğü belirsiz cemaatlere akıttınız. Kendi kendine fazlasıyla yetebilecek konumdaki İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni dev bir borç batağına soktunuz. Belediye iştiraklerindeki yolsuzlukların boyu dağları aştı, bir kere yüzünüz kızarmazken, vakıflara, derneklere çektiğiniz kıyakların haberlerini utanmadan sansürlettiniz.

Ranttan, talandan, gasptan öyle bir gözünüz dönmüştü ki, ne ayıp dinlediniz ne günah. Dindarız diye diye ahlak size hiç lazım değilmiş gibi çaldınız, çalınmasına göz yumdunuz...

İstanbul'a öyle bir kapılandınız ki, 31 Mart yerel seçimlerinin ardından İstanbul'u kaybetmemek için sergilediğiniz tutum, buranın rantına, kentin talanına nasıl da bağımlı hale geldiğinizi en net biçimiyle ortaya serdi. 

23 Haziran'da İstanbul için tekrar seçim vakti. Henüz milli görüş gömleğinin yırtılıp atılmadığı dönemlerden alacak olursak 25 yıldır bu kente ziyadesiyle ihanet ettiniz, zarar verdiniz, tarihi, kültürel, doğal varlıklarını yok ettiniz. Şimdi yine milyonlarca İstanbullu ülkede demokrasi varmış gibi yapacak, Türkiye'nin en tartışmalı seçimlerinden biri için sandığa gidecek, oy kullanacak. 

23 Haziran sabahı oy kullanmak için sandığa gidecek İstanbullular'a sandık başına gitmeden önce kente yönelik işlenen ihanetlerle ilgili son bir hatırlatma yapalım. TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu genel bir sosyal medya çalışması yapmış, onun biraz daha genişletilmiş haliyle sandıkta zarfı atarken gözümüzün önünden geçmesi gerekenleri sıralayalım.

Yeşil Alanlar: İstanbul'da en az 15 metrekare olması gereken kişi başına düşen yeşil alan miktarı mezarlık, kavşak, bulvar gibi pasif alanlar da dahil 5,98 metrekareye geriledi. İstanbul'da imar izni verilerek Fatih Ormanı gibi pek çok doğal yaşam alanı ranta açıldı. Dünya şehirleriyle ilgili istatistiksel raporlar yayınlayan World Cities Culture'ın son raporunda İstanbul, sahip olduğu yüzde 2.2'lik yeşil alan oranıyla 34 şehir arasında son sırada yer alıyor. 

Dolgu Alanları: İstanbul'un farklı yerlerinde yapılan dolgu alanların yüzölçümü 2,34 kilometrekare olan Heybeliada'dan büyük bir alana ulaştı. Yenikapı sahil dolgusuyla birlikte dünya mirası listesinde yer alan tarihi yarımadanın haritadaki görünümü değişti. Aynı Yenikapı'da olduğu gibi Maltepe sahili doldurularak kent suçu işlendi. İktidarın 1 Mayıs gibi geleneksel anma ve kutlamalar için Maltepe dolgu alanını işaret etmesi ve bunun da uygulanıyor olması ekolojik, kentsel ve ekonomik yıkım politikalarını meşrulaştırdı. Aynı durum Kadıköy'de Haydarpaşa sahili için de geçerli. Sahil doldurularak kimliksizleştirilmek isteniyor.

Kentin Silueti: İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 2011 yılında İstanbul'un simgeleşen siluetini hukuksuz biçimde bozan gökdelenlere göz yumdu. İstanbul'un tarihi yarımadası Boğaziçi siluetini etkileyen onlarca gökdelene imar izni verildi. İstanbul'un tarihi siluetine sızan Zeytinburnu'ndaki üç gökdelenle ilgili alınan hiçbir karar uygulanmadı. Gökdelenler tıraşlanmaktan kurtulurken, Haliç Metro Köprüsü tüm itirazlara rağmen "silueti bozmayacak" denilerek tamamlandı. Taksim Meydanı başta olmak üzere meydanlar amaç ve özelliklerinden uzaklaştırıldı, ağaçsızlaştırıldı, kimliksizleştirildi. Taksim'e cami projesi yükselirken, AKM yıkıldı, yok edildi. Yerine hala yeni bir proje inşa edilmiş değil.

Tarihi Miras: Galataport projesi kapsamında, İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 2.10.2002 gün ve 14294 sayılı kararıyla "korunması gerekli kültür varlığı" olarak tescil edilmiş, aynı kurulun 05.03.2015 tarih ve 3210 sayılı kararıyla koruma grubu I olarak belirlenen Karaköy Yolcu Salonu yıkıldı. Haliçport projesiyle altı asırlık miras talan ediliyor, arkasındaki büyük bir yerleşim alanını da etkileyecek planlara ve projelere kapı aralanıyor. Kabataş İskelesi beton Martı Projesi için harcanan milyonlardan sonra hala gerçek anlamıyla kullanılamaz durumda.

Ulaşım Sorunu: İstanbul, dünyada en çok trafik sıkışıklığı yaşanan kentler listesinde ikinci sırada. Ekonomi ve İş Araştırmaları Merkezi'nin (INRIX) raporuna göre, geçen yıl İstanbul'da bir şoför yılda ortalama 6,5 gününü trafikte bekleyerek geçirdi. Milyonlarca insanın her gün yolculuk ettiği mega kentte raylı sistemin payı yüzde 18,07, karayolunun payı yüzde 78,15, deniz yolu ulaşımının payı ise yüzde 3,77. Deniz yolu ulaşımda yok denecek kadar az kullanılırken, kent trafik, hava kirliliği, vakit ve enerji kaybına mahkum edilmiş durumda. 

Depreme Hazırlık: 1999 depreminden sonra belirlenen deprem toplanma alanları imara açılarak gökdelenlere ve alışveriş merkezlerine dönüştürüldü. Kentsel dönüşüm projelerinde risk değil rant dikkate alındı. İstanbul'daki 496 deprem toplanma alanının çoğu AVM ve rezidans oldu, şu anda sadece 77 toplanma alanı kaldı. Toplanma alanlarına her geçen gün yeni imar planları yapılıyor. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) İstanbul'da küçük boşlukları, çocuk parklarını, cami avlularını ve hatta benzin istasyonlarını dahil ederek (aslında afet toplanma alanı niteliği taşımayan alanları da dahil ederek) 2 bin 354 toplanma alanı olduğunu belirtti. Ancak, bu noktaların nerelerde olduğu ise muamma. 

Hava Kirliliği: Dev bir şantiyeye dönen İstanbul, yoğun trafik ve ve doğalgaza gelen yüksek zamlar nedeniyle odun ve kömüre geri dönülmesi yüzünden nefes alınamaz hale geldi. Hava kirliliğinin çok yüksek seviyelerde olduğu İstanbul'da, doğru düzgün ölçüm bile yapılmıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün limit değerleriyle kıyaslandığında ölçüm yapılan 46 istasyonun tamamında özellikle kış aylarında limitlerin aşıldı. İstanbul için ise hava kirliliği karnesi çok kötü. Üstelik istasyonların ölçüm yapmadığı gün sayısı o kadar yüksek ki, çoğu zaman İstanbul halkının nasıl bir hava soluduğunu dahi bilinemiyor. Ayrıca Türkiye'de kirletici parametreler için belirlenen sınır değerler Dünya Sağlık Örgütü'nün belirlediği sınır değerlerin çok üzerinde. 2018 yılı PM10 için yıllık ortalama sınır değer Türkiye'de 44 mikrogram/m3 iken DSÖ'nün belirlediği değer 20 mikrogram/m3.

Mega projeler: Sağlıklı, adil ve herkes için eşit bir kent hakkı başta üçüncü köprü, üçüncü havalimanı, Avrasya Tüneli gibi projelerle yerle bir edildi. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, bir vakit İstanbul'un yüzde 44'ünün ormanla kaplı olduğunu söylemişti. Velev ki doğru olsun, İstanbul, AKP belediyeciliği sayesinde milyonlarca ağacını kaybetti. Orman, su ve hava gibi herkesin eşit ve adil biçimde faydalanması gereken kent hakları ihlal edildi, kuzey ormanları tahrip edilerek İstanbul'un ciğerleri söküldü. Kent, ekoloji, çevre örgütlerinin her türlü karşı çıkışına, uyarısına ve işbirliği çağrısına kulak tıkanarak, sağlıklı bir kent için korunması gereken su varlıkları, dereler, orman alanları, parklar yok edildi, havası kirletildi. Ekonomik olarak verilen devlet garantileriyle mega projelerin maliyetleri yurttaşın sırtına bindirildi. Kanal İstanbul tehdidi ise halen gündemden düşmüş değil.   

İmar Barışı: 24 Haziran seçimleri öncesinde hem oy toplamak hem de gelir elde etmek uğruna kaçak yapılar, imar affı düzenlemesiyle devlet eliyle yasal hale getirildi. Bu uygulama ile kaçak yapılaşma ve kamu arazilerinin işgal edilmesi özendirildi. İstanbul'da bir bölümü iktidara yakın büyük sermaye gruplarının hukuka aykırı olduğu yargı kararları ile kesinleşen, yıkılmasına veya para cezası uygulanmasına hükmedilen inşaat projeleri yasal hale getirildi. Hazine arazisine, tarihi mekanlara, kıyılara, orman alanlarına yapılan binalar, oteller, AVM'ler imar affıyla yasal zırha büründü. Oysa, Çevre Şehircilik Bakanlığı'nın 2017 verilerine göre İstanbul'da 1 milyon 528 bin 782 yapı bulunuyor. İstanbul Kartal'da üstelik imar barışına başvurusu olan ve geçtiğimiz aylarda yıkılan apartman benzeri 600 bin yapı var. Kaçak, denetimsiz, yasadışı yapılar kentte yaşayanların güvenliğini her gün tehlikeye atıyor. 

Altyapı Sorunları: Sınırları ve nüfusu giderek genişleyen İstanbul'un altyapısı çok yetersiz durumda. Rantı ve inşaat alanlarını genişletmek için dere ıslahı adı altında yapılan çalışmalar doğal su akış yollarını tahrip etti, dereler kanallar hapsedildi, her yağış sonrası sular yükselerek sellere, taşkınlara neden oluyor, binaları su basıyor. Yapılaşma ve betonlaşma ile yağmur suları toprakla buluşamıyor, beton yüzeylere dökülen yağmur suları caddeleri, sokakları esir alıyor, kent altyapı yetersizliği ve yanlış projelerin kurbanı olarak kaos ortamına teslim oluyor, trafik çilesi katlanıyor, deniz seferleri duruyor, deniz kenarlarında su taşkınları yaşanıyor, insanlar bu ve benzeri tehlikelere maruz kalıyor. 

İstanbul, kaynakları öyle kötü yönetildi ki, asalak ve etrafındaki şehirlerin kaynaklarını sömüren bir kent haline geldi. Ne suyu yetiyor, ne tarımsal üretimi yetiyor, ne gıdası yetiyor, sürekli başka kentlerin kaynaklarıyla açığını kapatmaya, obezliğini dindirmeye çalışıyor. 

İhanetin gözümüzün önünde nasıl işlendiğini bu 10 başlıktan elbette çok daha fazlasıyla kayıtlara düşmek mümkün, bu yazı sadece 23 Haziran sabahı için bir hatırlatma... İhanetin bedeli olabilsin diye...