Afrin’de Kuvayi Milliye, şimdi Suriye Milli Ordusu, aslı El Kaide!



Artı Gerçek

Cihatçı örgütlerden devşirilen Özgür Suriye Ordusu’nun paralı askerleri şimdi de Kuzey Suriye harekatında savaş suçları işlemeye devam ediyor.


Kuzey Suriye harekatının birinci haftasında, ABD’nin baskısı ile yapılan ateşkesle ilgili tartışmalar devam ediyor.

Anlaşmanın kapsamına, içeriğine ve uygulanmasına ilişkin belirsizlikler hatta tutarsızlıklar kafaları karıştırıyor.

Daha işin başında ABD tarafı, yapılan anlaşmaya ‘Ateşkes’ derken, Ankara bunu kabul etmeyerek yapılanı, ‘Harekata ara vermek’ olarak nitelendiriyor.

Ateşkesin iki devlet arasında yapılabileceğini, oysa burada bir terör örgütüne yönelik -savaş tanımını da kabul etmeyerek- operasyonun söz konusu olduğunu ileri sürüyor.

Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ABD’nin ateşkes için masaya oturma çağrılarına, “Biz teröristlerle masaya oturmayız” diye yanıt verdiğini biliyoruz.

Buna rağmen ABD yetkililerinin bu süreçle ilgili olarak SGD (Suriye Demokratik Güçleri) ile sürekli iletişim kurarak, onların da görüşlerini alarak ateşkes anlaşmasını oluşturdukları da bir gerçek.

İktidarın, “Ateşkes sözünü kabul etmiyoruz” açıklaması, bu temasların dolaylı üçlü görüşme sayıldığı gerçeğini değiştirmiyor.

Karşıda bir devlet yok ama savaşılan bir örgüt, daha doğrusu Suriye’nin Kuzey Doğusu'ndaki halkları, toplulukları temsil eden bir siyasi yapının organize askeri güçleri bulunuyor.

Ve bu güçleri Türkiye’den başka hiçbir ülke terörist olarak kabul etmiyor.

Buna karşılık Türkiye’nin savaşa sürdüğü ve maaşları devlet tarafından ödenen Suriye Milli Ordusu’na bağlı militanlar kimlerden oluşuyor dersiniz?

Ortada çok ironik bir durum var.

Kuzey Suriye harekatından birkaç gün önce alelacele Urfa’da kurulduğu ilan edilen Suriye Milli Ordusu aslında ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) denilen ve Suriye iç savaşının başından itibaren önce ABD ile Türkiye tarafından kurulup donatılan daha sonra tamamen Türkiye’nin kullandığı paralı askerlerden ve değişik derecelerde cihatçılardan oluşturulan bir silahlı grup.

Grup deyip geçmeyelim. Şu anda Milli Ordu olarak yeniden örgütlenen bu gücün 100 binin üzerinde militanı olduğu söyleniyor.

Türkiye bu silahlı cihatçı militanları Suriye’de değişik isimler altında değişik amaçları için kullandı. Bir örgütten ötekine geçip, arada üniforma değiştirse bile aslı aynı olan çetecilerden oluşan bu gruba hep ÖSO denildi.

Bunlar yeri geldikçe ‘Ilımlı cihatçı’, bazen ‘Rejim muhalifi’, olmadı ‘Suriye Milli Ordusu askeri’ kılıklarına büründüler. Ama çoğunun aslı El Kaide örgütünden gelme. IŞİD’den ayrılıp bu güce katılanların sayılarının da bir hayli fazla olduğu biliniyor.

Bu militanlar Türkiye’nin Kuzey Suriye’de Rusya’nın izniyle yaptığı ilk işgal harekatı olan Fırat Kalkanı operasyonunda görev aldılar.

Daha sonra Rusya’nin onayı ile gerçekleşen Zeytin Dalı operasyonunda yine TSK’nın (Türk Silahlı Kuvvetleri) öncü kıtaları olarak Kürt savaşçıların üzerine sürüldüler.

ÖSO’nun nasıl bir ordu(!) olduğu Afrin harekatı ile ortaya çıktı.

KÜRTLERİN EVLERİ VE ZEYTİNLİKLERİ YAĞMALANDI

Afrin’de girişilen işgal harekatı nedeniyle evlerini, tarlalarını, zeytinliklerini terk ederek göçmek zorunda kalan Kürtlerin evleri, malları, bahçeleri ve zeytin varlıkları ÖSO çeteleri tarafından yağmalandı.  

Zor kullanma, katliam ve kadınlara yönelik tecavüz olayları dünya medyasına yansıdı.

Özellikle yağma ve talan olaylarının görüntülü olarak yayınlanması büyük tepkilere neden oldu. TSK bu olayların bir kısmını kabul etmek zorunda kaldı ve sorumlular hakkında soruşturma açılacağını duyurdu.

Tabii bu güne kadar bu soruşturmaların nasıl sonuçlandığı, daha doğrusu sonuçlanıp sonuçlanmadığına ilişkin herhangi bir açıklama yapılmış değil.  

Ama bu olaylar ÖSO’nun kirli ve kanlı künyesine yazılarak belgelenmiş oldu.

O günlerde ÖSO militanlarının marifetleri ile ilgili iddiaların medyaya yansıması nedeniyle çıkan tartışmalar ve eleştiriler üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları hala tazeliğini koruyor.

Aradan çok uzun bir zaman geçmiş değil.

Erdoğan, 20 Ocak 2018’de TBMM'de partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada ÖSO için, “Terör örgütü değil, milli bir yapıdır. ÖSO, tıpkı Kuvayi Milliye güçleri gibi sivil bir oluşumdur. ÖSO’nun bizim kahraman askerlerimiz ile yan yana çarpışması iftihar edilecek bir görüntüdür” demişti.

ÖSO militanlarının giriştiği yağma ve talan eylemleri hakkında çıkan haberlere de atıf yaparak, “Her sivil oluşum gibi burada da yanlış yapanlar çıkarsa kendi içlerinde muhasebesini yaparlar. Orası kendi meseleleridir.” diyerek konuyu ÖSO’ya havale etmişti.

Tabii durum öyle değildi. ÖSO, iktidarın en güvendiği kalemlerin de açıkça belirttiği gibi Genelkurmay’a bağlı olarak çalışan, devletten maaş alan, bütün ihtiyaçları karşılanan, TSK’nın uzantısı bir ordu gibi örgütlenmiş ve o tarihlerde mevcudu 40 binler civarında olan cihatçı karakteri ağır basan bir oluşumdu.  

O nedenle ÖSO’nun işlediği savaş suçları doğrudan TSK’yı ve iktidarı ilgilendirmekteydi.

ÖSO içinde yanlış yapanlar hakkında ciddi bir soruşturma yapılmadığı için daha sonra Afrin’de soygunlar, insan hakları ihlalleri ve yağmacılık devam etti.

Topraklarından kovulan Kürtlerin evlerine devlet tarafından yerleştirilen cihatçı çete mensupları bu sefer de Afrinli köylülerin el koydukları zeytinlerini, zeytinyağlarını yok pahasına Türkiye’ye satarak talanı sürdürdüler.

O tarihlerde Türkiye’deki ticaret örgütleri hiç sıkılmadan, utanmadan Afrin’den gelen zeytinyağlarının iç piyasaya ve ihracata olumsuz etki yaptığını tartışıyorlardı.

İlgili bakanlar ise bu rezaleti soruşturacaklarına tartışmalara katılıp, Kürtlerin el konulan zeytinyağları hakkında ilginç(!) açıklamalar yapıyorlardı.

SURİYE MİLLİ ORDUSU İŞBAŞINDA: İNFAZ, KATLİAM, İŞKENCE

Kuzey Suriye harekatında ön saflarda cepheye ve cephe gerisine gönderilen Suriye Milli Ordusu’nun aslı işte Afrin’de faaliyet gösteren bu unsurlardan oluşuyor.

Bu ordunun mensupları harekatla birlikte icraatlarına da başladılar.

İlk vukuatları genç bir Kürt kadın siyasetçi ve arkadaşlarının toplu infazları oldu.

Suriye Gelecek Partisi’nin Eş Başkanı Hevrin Halef'in ölüm haberi ilk olarak harekatın üçüncü günü Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) tarafından duyuruldu.

SOHR'un haberinde, Halef ve şoförünün de aralarında olduğu 9 kişinin Tel Abyad'da arabalarından indirilerek infaz edildiği bildirildi.

Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) yapılan açıklamada da, "Aracından indirilen Halef, Türkiye destekli paralı unsurlar tarafından infaz edildi"  denilerek cinayet Suriye Milli Ordusu’yla ilişkilendiriliyordu.

Daha sonra yapılan otopsi sonucunda Halef’e vahşice işkence yapıldığı ortaya çıktı.

İnfaza ilişkin video dünyanın bütün büyük TV istasyonlarından yayınlandı ve büyük bir infiale neden oldu. Bütün yayın organları bu cinayetten “Türkiye yanlısı“ güçlerin sorumlu olduğunu vurguladılar.

Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri bu infazın bir savaş suçu oluşturduğunu belirttiler.

Tabii Kuzey Suriye’deki harekat sırasında işlenen savaş suçları bu kadar değil.

Şimdi bunların hepsi listeleniyor ve TSK’ya bağlı bir unsur olarak ilan edilen Suriye Milli Ordusu adındaki teröristlerin icraatları belgeleniyor.

Ankara’nın kurup, eğitip, donattığı ve TSK’nin emrine verdiği Suriye Milli Ordusu bu…

Daha fazla yoruma gerek var mı?