'AK Parti birilerinin adamı davasına dönüştü'



Artı Gerçek

Dikkatleri çeken istifa açıklamasıyla gündeme gelen AKP İzmir Güzelbahçe Belediye Başkan Adayı Cem Kavur'la seçim sonrası AKP hakkındaki düşüncelerini konuştuk.


Bugüne kadar söyleşi yapmak istediğim AKP'li siyasetçilerden isteğimi geri çevirmeyen ilk kişi İzmir Güzelbahçe Belediye Başkan Adayı ve eski İl Yönetim Kurulu Üyesi Cem Kavur oldu; bundan dolayı da kafamdaki çoğu soruyu boca ettim üstüne. Partisinden istifa edip siyaseti bırakmasaydı eğer, bu söyleşiyi yine benimle yapar mıydı diye sorduğumda “Elbette yapardım. Düşüncelerim ve duruşum belli, istediğinizi sorabilirsiniz” cevabını verdi. Tartışma kültürüne değer veren, özeleştiriye açık ve demokrasinin şartlarına inanan biri olarak, partisinden seçim sonrası istifa eden ilk siyasetçi olmasına rağmen AKP’ye hâlâ çok bağlı; bundan dolayı birçok soruya sıra dışı, beklenmedik ya da beni şaşırtan cevaplar vermediğini söyleyebilirim.   

İzmir doğumlu Kavur, muhafazakâr milliyetçi bir gelenekten geliyor. Siyaset dilinde de kucaklayıcı bir üslubun çok önemli olduğuna inanıyor. Partisinin özeleştiri yaptığı ve 2001 ruhuna geri döndüğü taktirde küskünlerin gönlünü alacağına ve geçmişteki ivmeyi yakalayacağına inanıyor. Kendi deyimiyle “kirlenmemek için” istifa etmesine rağmen, temiz siyasetin mümkün olduğunu düşünüyor ve bunun için kadroların değişmesi ve gençleştirilmesi gerektiğini söylüyor. YSK’nin seçimin yinelenmesi kararını prosedür olarak doğru, siyasi etik olarak yanlış buluyor ve bu kararın baskı altında verildiğine inanmıyor. Seçim kararını AKP'nin aldırdığını düşünen tabanın tepki gösterdiğini ve İstanbul seçimlerinin tekrarlanmasının partiye zarar verdiğini söylüyor. Son zamanlarda çeşitli konularla gündeme gelen Maliye ve Hazine Bakanı Berat Albayrak’ın bakan olarak gerekli liyakata sahip olduğunu ama en büyük şanssızlığının Erdoğan’ın damadı olmasından kaynaklandığını düşünüyor. Ege Toplumsal Düşünme ve Geliştirme Platformu'nu kuran Cem Kavur, halen derneğin başkanlığını yürütüyor.

"TURAN ÜLKÜSÜNE EN YAKIN PARTİNİN AK PARTİ OLDUĞUNA İNANDIĞIM İÇİN GELDİM"

Çocukluğumdan beri soldan hiç ayrılmamış İzmir gibi bir şehirde isme değil de partiye oy vermek bir gelenektir. Burhan Özfatura dönemi hariç…  Gerçekten doğru aday ve strateji olsa, AKP’nin İzmir’de kazanma ihtimali var mı?

Böyle bir konuya değindiğiniz için çok teşekkür ederim. Türkiye’nin her yerinde İzmir CHP’nin ve solun kalesi olarak gösteriliyor. AK Parti iktidar olana kadar bu böyle değildi. AK Parti’den sonra böyle oldu. Bunun sebebi de İzmirliyle AK Parti uyum sağlamadı. Ama olmaz diye bir şey yok. İzmir ve İzmirli farklıdır. Bir dahaki seçimde her şey farklı olabilir.

Bir İzmirli olarak bizlere “Gavur İzmir” denmesi beni çok rahatsız etmiyor ama bundan rahatsız olan insan çok; bu neden söyleniyor sizce?

Öncelikle ‘Gavur İzmir’ neden denir, neden kullanılmıştır onu bilmek lazım; bizim çocukluğumuzda büyüklerimiz Konak, Karataş ve Alsancak bölgesine indiğinde “Ben Gavur İzmir’e gidiyorum” derdi. Bunun da sebebi Levantenlerin ve gayrimüslimlerin oturduğu bölge olduğu için. Bu söylem asla aşağılama anlamında kullanılmamıştır. Sayın Cumhurbaşkanımız da bu söylemi kullandıysa aşağılama anlamında kullanmamıştır.

Siz neden AKP’yi tercih etmiştiniz? Partide sizi çeken neydi?

Benim siyasi ve dünya görüşüm belli. Benim inandığım bir davam, hayalini kurduğum bir ülküm var. İlayı Kelimetullah davasına, Turan ülküsüne en yakın partinin AK Parti olduğuna inandığım için geldim. Gitme sebebim ise bu şartların AK Parti ve Sayın Cumhurbaşkanımız nezdinde değiştiğine inandığım için değil, daha alt kadrolardaki yöneticilerimizle uyum sağlayamadığım için…

Bu hafta partinizden istifa ettiniz. İstifa geleneğinin olmadığı ve koltuk sevdasının çok güçlü olduğu bu ülkede, sizi bu kararı vermeye iten şartları kendi cümlelerinizle duymak istiyorum.

Bir partide veya bir STK'da faydalı olamıyorsanız ve olacağınıza inanmıyorsanız, istifa mekanizması en doğru karardır. Ben de bunu AK Parti’de sağlayamadığımı düşünüyorum. AK Parti’nin yerel yöneticileri ile gerekli uyumu sağlayamadım. Tabanda ise gerekli birleşmeyi sağladığıma inanıyorum.

“Kirlenmemek için istifa ettim” cümleniz dikkat çekti. Temiz siyaset mümkün mü?

Kirlenmemek derken bunu sadece AK Parti özelinde söylemedim. Şu anda bütün partilerde durum aynı; eğer ki parti içi muhalefet yaparsanız sizinle ilgili olmadık söylemler yapılabiliyor. Yapıldıktan sonrada iş işten geçmiş oluyor. Bu söylemi onun için kullandım. Tabii ki de temiz siyaset mümkün. Ama bunun için öncelikle kadrolu siyasetçilerden arınmamız lazım. Gençlere ne kadar önem verirsek o kadar temiz siyasetçi çıkarırız.

“Dava adamlığı ile girdiğim siyasi zeminde dava yerine birilerinin adamı olanları görünce…”; bu cümlenizdeki dava ile ne kastediyorsunuz? Neyin davası bu? 

Dava Allah’ın davasıdır. İlayı Kelimetullah davasıdır. Hep dediğimiz gibi amaç kişilerle değil, kurumsal yapıyla olması lazım. Şu anda durum kişilerin üzerine döndü. Ben de bu sebeple o döngünün içinde olmak istemedim.

“Şu anki kadrolar ne yazık ki beraber yol yürümekten çok uzaklar. Güven vermiyorlar” dediniz. Eğer kadrolar parti içindekilere bile güven veremiyorsa, halka güven vermesinin imkânı yok. Sanki bu güvensizlik dört yıl evvel Yüce Divan’a gönderilmesi gereken Egemen Bağış, Muammer Güler, Zafer Çağlayan ve Erdoğan Bayraktar gibi isimlerle başladı. Bu isimlerin partinize büyük zarar verdiğini düşünüyorum. Siz ne dersiniz

Bakanlarımızla ilgili verilen karar o gün için doğru bir karardı. Bugün ve yarın için doğru olup olmadığına tarih karar verecektir. Ben de zarar verdiğini düşüyorum. Ama buradaki zarar onların suçlu olup olmamasıyla alakalı değil. Önemli olan bu suçlamanın gündeme gelmesiyle alakalı.

Ama halkın gözünde yolsuzlukları çok ayyuka çıktığı için Yüce Divan’a gönderilmemeleri partiye olan güveni sarsmış olabilir.

Yüce Divan'a gönderilmemesi bence doğru karardı. Belki belli bir kısım gitmelerini istedi ama bu bir ekip işiydi, onun için de göndermediler. Yaptılar veya yapmadılar daha sonra Genel Merkez gerekeni yaptı.

"BEN VE BENİM GİBİ TÜM TABANDAKİ ARKADAŞLAR, KÜSKÜNLERİN PARTİYE OY VEREREK SEÇİMİ KAZANABİLECEĞİNİ DÜŞÜNDÜ"

AKP kulislerinde “31 Mart gecesi, Erdoğan seçim sonucunu kabullenmişti ancak Bakan Albayrak ve çevresinin seçimin yenilenmesi durumunda partiye küskün olan seçmenle seçimin kazanılabileceği konusunda Erdoğan'ı ikna ettiği” konuşuluyor ve bu hezimetin büyük bir yüzdesi de Albayrak’ın üzerine yıkılıyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bakan beyin böyle bir yorumda ve telkinde bulunduğunu sanmıyorum. Ama ben ve benim gibi tüm tabandaki arkadaşlar sizin dediğiniz gibi küskünlerin partiye oy vererek seçimi kazanabileceğini düşündü. Bu yüzden bu söylemler ortaya çıktı.

Kadrolardan bahsetmişken Berat Albayrak, Maliye ve Hazine Bakanı olmak için gerçekten de gerekli özelliklere sahip miydi? Dışarıdan bir bakan görevlendirmek ve bu kişinin aileden olması sizce hata mıydı?

Bakan beyin en büyük şansızlığı Sayın Cumhurbaşkanımızın damadı olması zaten. Bunun dışındaki özellikleriyle bakanlık yapabilecek şartlara haiz biri. Aileden biri olması tepkilere yol açtı.

Cumhuriyet'ten Emine Kaplan, parti içinde kabine ve parti yönetimindeki revizyonun zaman geçirilmeden yapılması, kutuplaştırma siyasetinin terkedilmesi, parti içi gruplaşmalara Erdoğan’ın müdahale etmesi gerektiğinden, aksi takdirde partinin bir sonraki seçimlerde daha büyük bir güç kaybına uğrayacağından bahsetmiş. Sizce AKP’nin bir özeleştiri yapması gerekir mi? Eğer hatalarından ders alırsa geçmişteki ivmesini yakalama şansı var mı? 

Tabii ki de gerekli. Bence gereken özeleştiri yapılacak ve bunun sinyalini Sayın Cumhurbaşkanımız verdi zaten. Bu özeleştiri bence AK Parti’nin daha önce oy alıp da şimdi alamadığı seçmenle ilgili olmalı. Teşkilatlarda görev almış küskünlerle ilgili olmalı. Bu yapılırken de ne kadar büyüklükte ve ne kadar detaylı bir çalışma yapılacak bilemem. Eğer ciddi bir çalışma yapılırsa aynı ivmeyi yakalayacağı muhakkaktır.

Peki, YSK’nin gerçekten de hiçbir baskı olmadan seçim kararını aldığını düşünüyor musunuz? Bu konuda pek çok spekülasyon yapıldığı için sizin düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum.

Ben bu konuda bir baskı olduğuna inanmıyorum. Baskı oldu ise de kraldan çok kralcıların yaptığı hata dolu bir hamledir. Bana göre seçim keşke yenilenmeseydi.

Sizce YSK’nin aldığı İstanbul seçiminin iptal kararı doğru bir karar mıydı peki?

Prosedür olarak doğru, siyasi etik olarak yanlış bir karardı. Sonuçta bu kararı bir parti değil, Yüksek Seçim Kurulu verdi…

Bu kararın partiye ve seçim sonuçlarına zarar verdiğini düşünüyor musunuz?

Tabii ki de oy kullanan seçmen bu kararı AK Parti’nin aldığını düşündü ve tepki verdi.

Bu seçimde 31 Mart'ta sandığa gitmeyen yüzde 3-4’lük kendi seçmen tabanınızdan olan bir kesim sandığa gitti ve İmamoğlu’na oy verdi. Bu seçmeninizin bir sarı kart gösterme arzusu muydu yoksa Mustafa Yeneroğlu’nun söylediği gibi parti içinde yaşanan ‘ahlaki üstünlüğü kaybetme’ seçmenin gitmesine mi sebep oldu?

Ahlaki üstünlüğünü kaybetme söylemi benim için çok ağır bir söylem olur. Bana göre teşkilat yapılanmalarında yapılan hatalar, taban tarafından görüldü. Sizin de dediğiniz gibi taban tepkisini uyarı niteliğinde gösterdi.

Ekonominin genel durumu bu seçim sonuçlarını ne kadar etkilemiştir sizce?

Bence çok etkiledi. Seçmenin maddi sıkıntısı varsa oyunu kullanırken yerel mi genel mi diye bakmıyor ve bakmaz da. Şu anda ekonomik olarak bir sıkıntı var. Bu konuda neler yapılacak hep birlikte göreceğiz.
 

"TÜRK HALKI İMAMOĞLU’NU MAĞDUR OLARAK GÖRDÜ VE YANINDA OLDU"

Kendi adıma yandaş medyanın karşı tarafa olan orantısız ve hunharca saldırılarının ve -fanatik muhaliflerin isimlendirmesiyle- “aktroller”in sosyal medyadaki hareketlerinin bu anlamda İmamoğlu’na yaradığını düşünüyorum. Sosyal medyayı aktif kullanan ve medyayı tanıyan biri olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

Rahmetli Erol Olçok’tan (Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti'nin reklam danışmanı, 15 Temmuz’da Boğaziçi Köprüsü'nde hayatını kaybetmişti) sonra AK Parti reklam ve seçim çalışmalarında bir sıkıntı yaşandı. Bununla birlikte sahte hesaplardan sahte paylaşımlar yapan kişiler, bu paylaşımların geniş bir kitleye dağıtılmasını sağladı. Bunların sonucunda AK Parti, Sayın İmamoğlu’nu mağdur bir aday haline getirmiş oldu. Türk halkı da mağdurun yanında oldu; bu bugüne kadar hep böyleydi ve böyle olacak da…

35 yıl sonra ilk kez CHP’den bir aday bu kadar oy aldığı için, bu seçim AKP için büyük bir hezimet sayılıyor. Ayrıştırma politikalarının da bunda büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Bundan sonra AKP’nin MHP dışındaki diğer partilerle de daha sıcak bir temasta bulunması ve kendilerini desteklemeyen seçmenleri de kucaklaması mümkün mü sizce? Ya da nasıl mümkün olabilir?

Yönetim ve tabandaki arkadaşlar da birbirini kucaklıyor aslında. Ama ne zamana kadar? Seçim çalışmaları başlayana kadar. O gün maalesef tüm dostlarımızın içinden fanatik siyasetçiler çıkıyor. Çünkü artık siyasette ideolojiler ve davalar gitti, takım tutar gibi fanatizm, fanatikler geldi. Ne zaman ki birbirimizin düşüncelerine saygı duymaya başlayacağız, o gün çok şey değişecek. Bunun mümkün olması için en üstten en alta kadar birbirimizin fikirlerine saygı duymalıyız. Bunu da yapabilmemiz için önce konuşmayı değil dinlemeyi öğrenmeliyiz.

Binali Yıldırım’ın seçim sonrası hiç beklemeden rakibini kutlaması, demokrasi adına çok olumlu bir adımdı. Kendisi bunu parti için bir kayıp değil de ülke adına bir kazanç olarak gördü ve bu her iki taraf için de çok önemliydi. Bu iyi bir dostluğun başlangıcı olabilir mi?

Çok güzel ve yerinde bir konuşmaydı gerçekten. Bu saatten sonra önemli olan tabandaki dostlarımızın birbirlerini siyasi görüş ve partileriyle değil, insani özelikleri ile değerlendirmesi için başlangıç olmalı. Bence iyi bir dostluğun başlangıcı oldu da çünkü benzer açıklamalar Sayın İmamoğlu’ndan da geldi. İlk adım tavandan geldi, bundan sonra tabanda da güzel söylemlerin olması lazım. Birbirini kucaklayan bir üsluba çok ihtiyacımız var.

“KURULACAK YENİ PARTİNİN SADECE AK PARTİ İÇİNDEN OY ALACAĞI DÜŞÜNÜLÜRSE ÇOK UZUN ÖMÜRLÜ OLMAZ”

Etnik kimlikleri kucakladığı politikaları ve hak gasplarına ses çıkarmaları sayesinde AKP iktidar oldu. Türkiye’de konuşulmamış konuların üzerine gidiyor ve ilk kez bir açılımdan bu kadar net bahsediliyordu. Bu şekilde iktidara geldiği halde, etnik kimliklere tekrar saldırılmaya başlanması, “Affedersin Ermeni, Alevi, terörist” gibi ifadelerin kullanılması ve her defasında bir beka söyleminin yapılması, partinin ilk yıllarda güttüğü politikalardan çok uzaklaştığını gösteriyor. Neden 180 derece bir dönüşüm oldu sizce? Halkın beklediği söylemler miydi bunlar? 

Çok güzel ve anlamlı bir soru. AK Parti iktidarından önce insanlar birbirine siyasi görüşünden tutun da etnik kimliğinden, dininden bahsedemezdi. AK Parti ile bir özgürlük dönemi başladı. Ama dediğim gibi ne zaman insanlar takım tutar gibi partilerini tutmaya başladı, o gün eskiye geri döndük. İnsanları insan olduğu için değil, partisine, etnik kimliklerine, dinine göre yargılamaya başladık. İzmirliyse olmaz, Kürt ise olmaz, Sünni ise olmaz, Alevi ise olmaz; olmazlar çoğaldıkça dostluklar bozulmaya başladı. Olmazları ne kadar aza indirirsek dostluklar o kadar büyür. Ben İzmir’de Kürt kardeşlerimizin ağabeyi konumundayım. Sağ olsunlar sayarlar severler. Her dertlerine sevinçlerine ortak olmaya çalışırım. Mesela Diyarbakırlı bir kardeşimize görevlendirme yapılacaktı, hakkında “çok iyi çocuk ama Diyarbakırlı olduğu için olmaz” demişler. Beni aradılar, kardeşimizin hakkını sonuna dek savundum. Çünkü görevinin etnik kimliğiyle ne alakası var ki? O gün partimizin üst kademesine söylediğimi size de söyleyeyim; “Ben AK Parti bir ümmet partisi, insana dayalı bir parti olduğu için geldim…” Aldığım tepki de aynı yöndeydi. O gün sorunu çözdük. Ama bahsettiğiniz sorun şu anda tüm partilerimiz için geçerli. Bence halkın beklediği ama bizim uzak durmamız gereken söylemler sizin belirttiğiniz ifadelerdir. Benim için bu söylemleri kimin başlattığı değil, kimin bitireceği önemli.

Peki, partinizin geçen aylarda özellikle CHP seçmeni için “vatan haini”, “terörist” gibi ifadeleri kullanması aşırı değil miydi? İktidar herkese eşit durması gerekirken, diğer kitleyi ve kendileri gibi düşünmeyenleri bu kadar kötü bir üslupla yaftalaştırmasında, kendi seçmeninizin de bir tepkisi olmuş mudur sizce?

Daha önce söylediğim gibi bu konu sadece AK Parti’nin değil Türk siyasetinin sorunudur. Bu sorun ancak ve ancak tabandaki dostlarla çözülür. Bütün partilerdeki dostlarımız birbirleri yaftalamayı bırakırsa üst kademede doğal olarak bu üsluptan uzak duracaktır.

"Sadece AKP yapmıyorsunuz" diyorsunuz ama başka hiçbir partinin, kendisine oy vermeyenler için "terörist" ifadesi kullandığını duymadım.

Ben de AK Parti ve sağ görüş için kullanılan daha ağır yaftalamalar örnekleyebilirim, ama bu olayı daha da büyütür. Önemli olan oyların kutsallığını anlamak ve demokrasiyi yaşamak... ‘Eğer demokrasiyi yaşıyor ve yaşatabiliyorsak’; bu sözleri söyleyen değil söyletenlerin karşısında oluruz.

Sizce öncelikle ilk olarak AKP’nin atması gereken adım nedir?

AK Parti’nin ilk olarak hep söylenen 2001 ruhuna geri dönüp küskünlerle barışması gerekiyor. AK Parti’nin yapması gereken, oy vermeyen seçmene 2001 ruhunu tekrardan anlatması ve hatırlatmasıdır.

Parti içinde de başkanlık sistemiyle ve ayrıştırıcı üslupla başlayan bir bölünme yaşanıyor ya da söylemler bir bölünme olduğu doğrultusunda diyelim. Bu konuda neler söylersiniz?

Başkanlık sistemi doğru bir sistem. Tabii ki de teoriyle pratiğin bir araya gelmesi zaman alacaktır. Yanlış yapılandan daha fazla doğru yapılmıştır. Yanlışların düzeltilmesi için zamana ihtiyaç vardır. Bu sistem sadece AK Parti için değil Türkiye için önemlidir. Tabii ki de fikir ayrılıkları olacaktır ama bu ayrılıklar bizlerin gelecek adına ilerlememize vesile olur.

Başka bir parti kurulsa -Babacan’ın parti kuracağı söylentiler arasında- AKP büyük bir kan kaybeder mi aynı kafayla giderse?

Yeni bir parti kurulma ihtimali çok yüksek. Kurulacak partinin sadece AK Parti içinden oy alacağı düşünülerek kurulacaksa çok uzun ömürlü olmaz gerçi. Aslı varken kimse suretine itibar etmez çünkü. Yeni kurulacak parti tüm eğilimlere ve insan üzerine kurulursa başarılı olabilir ancak.

MHP ile ortaklık genelde ve sizin bölgenizde AKP’ye kazandıran bir şey mi gerçekten?

O konu tartışılabilir. Neden derseniz, Anadolu’nun MHP’lisi ile sahilin MHP’lisi farklı yapılara sahip… Anadolu’da ya birinci parti ya da ikinci parti AK Parti, bu nedenle birleşme fayda sağlıyor. Ama sahilde ya AK Parti'lisin ya da değilsin. Bu yüzden ne kadar faydalı olmuştur bilemem.

Peki, AKP için de her şey çok güzel olacak mı sizce?    

Bu sorunun cevabını istifa etmiş biri olarak benim vermem çok doğru olmaz. Ama benim için önemli olan ülkem ve ümmet için hayırlısı ne ise o olması. Son sözüm hep birlikte olmazları azaltıp, olurları çoğaltalım. İşte o gün her şey çok daha farklı olacak…