Anayasada uzlaşma takıntısı



Artı Gerçek

Kelime fetişizmine dalmadan, uzlaşma kavramının cazibesine çok kapılmadan temel hak ve özgürlükler meselesini çözmek zorundayız.


Anayasa tartışması açıldığında herkesin elinde bir maymuncuk var sanki, bu maymuncuğun adı “uzlaşma”, şayet başarılır ise, şayet bir uzlaşıya varılır ise bu maymuncuğun her derde deva olacağı sanısı ve kanısı var.

İtiraf ediyorum, ben bu uzlaşma meselesini hiç anlamadım anayasa tartışmaları çerçevesinde.

Anayasanın eski adı “Esas Teşkilat Hukuku”; bu ifadenin yoğun olarak kullanıldığı dönemlerde anayasalar henüz bir temel hak ve özgürlükler belgeleri tam değil.

Günümüz anayasaları ise en genelinde iki bölümden oluşuyorlar: Birinci bölüm devletin esas teşkilat yapısını belirliyor, mesela iki meclisli bir sistem mi olacak, başkanlık mı, yarı başkanlık mı, tam parlamenter sistem mi olacak, Anayasa Mahkemesi üyeleri nasıl seçilecek, vs.

İkinci bölümde ise temel hak ve özgürlükler tanımlanıyor, kanımca esas bölüm de burası.

Ülkede temel hak ve özgürlükler, insan hakları evrensel standartlarda tanımlandığı ölçüde bir vatandaşı ülkede başkanlık sistemi mi olacak, tam parlamenter sistem mi olacak, kanımca çok da ilgilendirmeyebilir.

Bugün bu konunun bu kadar sıcak tartışılmasının nedeni vatandaşların sözde mevcut başkanlık sistemi içinde temel hak ve özgürlüklerinin ayaklar altına alınmış olmasıdır.

Emin olabilirsiniz, durum böyle olmasa başkanlık sistemi eleştirileri buralara kadar gelmez.

Anayasaları bugün yaşamsal kılan bölüm temel hak ve özgürlükleri tanımlayan bölüm ve ilgili maddeleridir.

Temel hak ve özgürlüklerde ise uzlaşma ne demek, benim bu noktaya aklım pek ermiyor.

Temel hak ve özgürlüklerin standartları evrensel düzeyde tanımlanmış durumda.

Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, AİHM içtihatı çerçevesinde ifade özgürlüğü, yaşam hakkı (idam cezası), gösteri ve toplantı özgürlükleri, inanç özgürlüğü, vs. çok net bir biçimde tanımlanmış durumda.

Temel hak ve özgürlükler alanında, mesela ifade özgürlüğü alanında uzlaşma nasıl olacaktır?

Standartları evrensel düzeyde tanımlanmış konularda uzlaşma ne demektir?

Uzlaşma ifadesi kulağa çok hoş gelen ama temel hak ve özgürlükler alanında bir anlamı olmayan bir ifadedir.

Temel hak ve özgürlükler alanında evrensel standartların aynen, evet aynen benimsenip anayasal sisteme alınması gerekmektedir.

Evet, devletin esas teşkilat yapısında tartışma ve uzlaşma olabilir, başkanlık sistemi isteyenler ile parlamenter sistem yanlıları bir uzlaşmaya gidebilirler ama yukarıda da ifade ettiğim gibi vatandaşın temel hak ve özgürlükleri mutlak olarak garanti altında olduğu bir sistemde bu uzlaşmanın önemi marjinaldir çünkü uzlaşma sonucu çıkacak kararın temel hak ve özgürlüklere bir etkisi olmayacaktır ve vatandaşın temel meselesi de budur.

Kimse “yerli ve milli” bir komplekse kapılmadan, “ülkenin özel koşulları” gibi anlamsız ifadelere girmeden temel hak ve özgürlükleri en gelişmiş, en ileri noktalardan, uluslararası kurumlardan “adopte” etmeliyiz.

Anayasanın temel hak ve özgürlüklere ilişkin maddelerinde başka bir rahatlatıcı çözüm görülmemektedir.

Kelime fetişizmine dalmadan, uzlaşma kavramının cazibesine çok kapılmadan temel hak ve özgürlükler meselesini çözmek zorundayız.

Bu “uzlaşma” kavramına takıntılı olanların birisinin mesela ifade özgürlüğü alanında, inanç özgürlüğü alanında, yaşam hakkı alanında nasıl bir uzlaşma önerebileceklerini gerçekten çok merak ediyorum.

Bu alanda her uzlaşma arayışı standart düşürme arayışından başka bir şey değildir.

Futbolün küresel örgütlenmesi toplumsal konuları iyi anlamak için çok iyi bir örnektir.

“Bizim ülkenin tarihi, sosyolojisi farklı demek aslında ben futbolü “üç korner bir penaltı” kuralına göre oynamak istiyorum demektir.

Tarih tarihtir, sosyoloji sosyolojidir, toplumu anlamak için çok önemli bilim dallarıdır, anayasa yapmak için değil.

Fransız düşünür, yazar Albert Camus’nün “Tarihe maruz kalmak istemiyorum” (Je ne veux pas subir l’histoire) ifadesi neden Camus’nün büyük bir yazar olduğunun en iyi göstergesidir.