Av. Bayraktar: Adliyelerde hiyerarşik mekanizmalarla davalara müdahale ediliyor



Artı Gerçek

Av. Kazım Bayraktar’a göre, yargıdaki mevcut bürokratik ve siyasal merkezileşme var olduğu sürece hiçbir yargı reformu işe yaramayacak.


Derya OKATAN


ARTI GERÇEK - Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında AKP iktidarı tarafından hazırlanan ilk paket Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Muhalefetin eleştirdiği yargı paketine hukukçular da karşı çıkıyor. 12 Eylül, DGM’ler ve 15 Temmuz sonrası yargıyı yaşayan 38 yıllık avukat Kazım Bayraktar, bu dönemin ancak İstiklal Mahkemeleri ile kıyaslanabileceğini söylüyor. 

Bayraktar’ın dikkat çektiği en temel konu ise yargıdaki merkezileşme. Bunu bürokratik ve siyasal merkezileşme olarak açıklayan Bayraktar, yargıda her davaya müdahale edebilecek bir mekanizma kurulduğuna işaret ediyor. 

Av. Kazım Bayraktar’ın Artı Gerçek’in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

BÜROKRATİK VE SİYASAL MERKEZİLEŞME

-Yargı reformunun ilk paketi Meclis’te kabul edildi. Bu haliyle toplumun ihtiyacını karşılıyor mu?

Böyle bir ihtiyacı karşılamaktan uzak. Aslında 2010 Anayasa referandumundan bu yana birçok yargı paketi gördük. Ama bunların hiçbirisi işimize yaramadı. Tam tersi gittikçe daha vahim bir durumla karşılaştık. Bugün yargıdaki merkezileşme ancak darbe dönemlerinde ya da İstiklal Mahkemeleri dönemlerinde gördüğümüz bir merkezileşme. 

-Merkezileşme ile neyi kast ediyorsunuz?

Merkezileştirmeyi iki başlık altında düşünmek lazım. Birincisi; yasalarla getirilen bürokratik bir merkezileşme. Yani yürütmenin doğrudan yargıya müdahalesini sağlayan Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısı ve bu kurulun üyelerinin yürütme tarafından atanarak yürütmeye, daha doğrusu siyasi iktidara bağımlı hale getirilmesi. Bürokratik merkezileştirme, 2010 Anayasa referandumundan bu yana çok hızlandı. 2010 Anayasa değişikliği ile yargı, ordu, MİT gibi devletin belli kurumlarının siyasal odağa bağımlı hale getirilmesinin yolları açıldı. Bu yollar açıldıktan sonra birçok yargı paketi düzenlendi. Ama biz hep şunu gördük; ne söylenirse söylensin temel olarak merkezileştirmeyi güçlendiren, toplumda algı yaratmak için de kenar süsü diyebileceğimiz bazı maddelerin eklendiği yargı paketleri söz konusu oldu. 

İkincisi; bürokratik merkezileşmenin yanında bir de siyasi merkezileşme var. Siyasi merkezileşmeden kastım şu; yargı kurumundaki bürokratik hiyerarşiyi aynı zamanda siyasi hiyerarşi ile pekiştirmek. Bürokratik işleyişte tüm hâkim ve savcılar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na bağlıdır ama fiili işleyişte her adliyenin başında bir başsavcı vardır. Bir yargıcın ifadesidir, “eğer bir adliyede hâkim ya da savcı, başsavcı ile çelişkiye düşmüşse cehennemin ortasındadır.” Bu söz, 2012 yılında söylendi. 2012 yılındaki yargının hali içerden bakan bir hâkim tarafından böyle gözlemleniyordu. 15 Temmuz darbesinden bu yana bu cehennem daha da koyulaştı. HSK’yı, siyasi iktidarı ve Saray’ı takip eden başsavcılar, o adliye içerisinde hükmeden tek güç haline geldiler. Bunu birçok örnekte gördük; ÇHD yargılaması, Demirtaş ve diğer milletvekillerinin yargılaması vs. Bir karar veren hâkim bir gecede başka bir yere atanıp yerine getirilen hâkimle istenilen sonuç elde edildi. Dosyaların bürokratik yasal sıralaması aşılıp en arkadaki dosya bir gecede en öne getirilip Saray’ın politikaları doğrultusunda kararlar verilebildi. İşte tüm bunların arkasında siyasal merkezileşme var. Var olan bürokratik merkezileşmenin dışında işleyen fiili bir durumdan bahsediyorum. Böyle bir mekanizmanın içerisinde hangi reformu yaparsanız yapın hiçbir şey değiştiremezsiniz. Bu yargı paketinde, reform olarak göreceğimiz, demokrasi, yargı bağımsızlığı, adil yargılama adına hiçbir şey yok. 

-Pakette olumlu gördüğünüz maddeler neler?

5 yıla kadar olan hapis cezalarında istinaftan öteye gidemiyorduk. Temyiz yolu kapalıydı. Bunun açılmış olması bir olumluluk. Çünkü istinaf mahkemeleri bunu kötüye kullanabiliyordu. 5 yılın bir ay altında veriyordu temyiz edilemesin diye. Şimdi bu hesap yapılamayacak. Elimizden alınmış olan geri verilmiş oldu. Erişim engeli açısından bir ilerlemeden bahsedebiliriz. Bir haber sitesinde sadece ihlalin yapıldığı haber engellenebilecek. Daha önce de böyleydi aslında. O içeriğe erişilemiyorsa sitenin tümü engelleniyordu. Fiiliyattaki durum yasalaşmış oldu. 

Yargıyı hızlandırmak, yükünü azaltmak adına bazı düzenlemeler getirilmiş. Bunlardan birisi basit yargılama usulü. Duruşmaları ortadan kaldırıyor. Basit yargılamada, asliye ceza mahkemelerinde savunmalar yazılı alınacak ve dosya üzerinden karar verilecek. Aslında savunma hakkının ihlali için bir zemin hazırlamış oluyor. Bunun dışında, eskiden 1 yıl ya da daha az hapis ve para cezası gerektiren bazı suçlarda savcılar, 5 yıl erteleme kararı verebiliyordu. Bunu şimdi 2 yıla çıkardılar. 2 yıla kadar hapis cezası gerektiren bazı suçlar için savcılara bu yetki verildi. Mahkemelerin yükü biraz azaltılmış olacak ama çok kayda değer ölçüde azalma olacağını düşünmüyorum. Ayrıca yargıya ayrılan bütçe mesela Diyanet’e ayrılan bütçeden çok daha düşük. Bir ülkede bu kadar dava yükü varsa, o zaman buna uygun hâkim ve savcı kadrosu açılması, adliyelerin buna göre büyütülmesi gerekir. 

Bir başka önemli yanı; mevcut siyasi iktidarın yargı kurumuna siyasi müdahalesi sürekli ve artan hızda devam ederken, biz bırakalım ceza yargılamalarını hukuk yargılamalarında da şöyle bir garabetle karşılaşıyoruz: Mesela bir ticaret ya da iş mahkemesinde duruşmaya gidiyoruz, hâkim gitmiş yerine başka bir hâkim gelmiş. Yeni hâkim dosyayı incelemek için duruşmayı 4 ay sonraya erteliyor. 

ATAMALAR NEDENİYLE YARGI İŞLEMİYOR

-Atamalar ve tayinler çok mu sık oluyor? 

Çok oluyor, ben 12 Eylül’den 3-4 ay önce avukatlığa başladım, mesleki yaşamımda bu kadar atama ve tayine rastlamadım. Mesela adli nitelikteki suçlarda bir dilekçe veriyoruz, dosyaya sıra gelmesi ayları buluyor. Tam savcı inceliyor, soruşturmaya başlayacak bir bakmışız savcı değişmiş. Yerine gelen savcı yeniden inceleme sürecine giriyor. Bu kadar yoğun atamalar içinde yargının işleyişi böyle. 

-Bu atamalar hâkimler üzerinde nasıl etki ediyor?

Atamaların hâkimler üzerinde oluşturduğu müthiş baskı var. Hukuk nosyonu gelişmiş, kendisini siyasi iktidara bağlı hissetmeyen hâkimler daha uzak yerlere atanıyor ve giderek şunu da gözlemlemeye başladık; bu siyasi iktidar döneminde hatta son dönemde yandaşı olarak atanmış hâkim ve savcıların bile bir süre sonra beğenilmemeye başlandığını gördük. 

SİYASİ İKTİDAR KENDESİNE BİAT EDECEK HAKİM VE SAVCILAR İSTİYOR

-Beğenilmeme… Bir yargı mensubu için ilginç bir kavram kullandınız…

İktidarın ya da HSK’nın beğenmediği kararlar veren hâkimlerin, başka yerlere atandığına tanık olduk. Siyasi iktidar odağı kendisine tam biat edecek hâkimler arayışında. Ve bunların kolay atanabilmeleri için yargı paketi içinde değişiklikler yapıyor. HSK her şeyi ele almış durumda. Yani bir hâkim iktidarın ya da başsavcının beğenmediği bir karar verdiği zaman hemen o gece işini bitirebiliyor. 

HSK İHBARLA ATAMA YAPIYOR

-Atamalarda herhangi bir kural, kriter yok mu? 

Tümüyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun yetkisinde. Bürokratik işleyişi düzenleyen kurallar var ama HSK’nın öyle takdir yetkisi var ki, hemen bir gecede bir hâkimi başka bir yere gönderebiliyor. İkincisi adliye dışında bir takım ilişkiler gerektiren bir mekanizma var. Bunu bazı örneklerdeki sonuçlardan hareketle söylüyorum. Bir hâkimin bir gecede başka bir yere atanmasını sağlayacak olan bilgiyi HSK’ya ileten büyük ihtimalle başsavcılardır ya da başka mekanizmalar vardır. Çünkü HSK, Türkiye’nin her yerindeki tüm dava ve soruşturmaları takip eden bir kurum değil. Kendisine bu bilgileri aktaracak bir aracıya, hiyerarşik bir yapıya ihtiyacı var. Hissettiğimizi söyleyeceğim, başsavcılar dışında bazı hâkim ve savcıların da ihbar görevi yürüttüğünü düşünüyorum. 

BÜROKRATİK İŞLEYİŞTE MÜMKÜN DEĞİL, SİYASİ MERKEZİLEŞME DEVREYE GİRİYOR

-Karşılaştığınız somut olaylar var mı? 

ÇHD’li avukatlar tahliye edildikten hemen ertesi günü mahkeme heyeti değiştirildi ve yeni heyet tutuklama kararı verdi. Burada bir mekanizma işledi ve güçlü bir ihtimal, bu mekanizma oradaki başsavcı üzerinden işledi. Başka bir ihtimal de dava sürecinde tanık olduğumuz bir şey var, o mahkemenin başkanı Akın Gürlek, zaten daha öncesinde bazı müdahalelerde bulunmuştu. Akın Gürlek, tahliye kararı veren heyetin yerine geçerek tutuklama kararı verdi.

Aralarında ne konuştular, kim konuştu, HSK’da kiminle ilişki kuruldu da Akın Gürlek oraya geldi, bunu ispat etmemiz mümkün değil. Ama buna ihtiyaç da yok. Olayın kendisi mekanizmanın işleyişini gösteriyor. Demirtaş davasında da aynı mekanizmayı görüyoruz. Karar aşamasına yaklaşan davasında tutuklamayı kaldırdılar. Biz Saray’ın politikası mı değişti diye düşünürken, AİHM’deki dosyası görüşülmeden önce bu süreci tutuksuz karşılaması istenmiş. Bir başka olay, Demirtaş’ın yargılandığı davada usûl alt üst edilerek iddianameye zaten yargılama konusu olan bir konu eklenerek bir gecede tutuklama kararı verildi. Bürokratik işleyişte bunun olması mümkün değil, burada siyasi merkezileşmenin kuralları devreye giriyor. Her ne kadar bürokratik merkezileşmeyi sağlasanız bile faşizm bundan daha fazla şeye ihtiyaç duyduğunda bürokratik işleyişi bir kenara iter, usûlü kuralı alt üst eder. Hâkim ve savcılar bundan dolayı yargılanmayacaklarını bilirler. Oysa bu bir görev suistimali. 

ANCAK İSTİKLAL MAHKEMELERİYLE KIYASLANABİLİR

Buna DGM’ler döneminde de tanık olduk. Ama bugün yargı, çok daha fazla iktidarın operasyonel gücü haline geldi. İktidar istediği siyasi operasyonu ordu ve polis eliyle zaten yapıyor ama yargı eliyle de siyasi operasyonların bu kadar hızlı, etkili ve yaygın olduğu bir döneme rastlamadık. Ancak İstiklal Mahkemeleri dönemiyle kıyaslayabiliriz. 

ELEŞTİRİ VE HABER VERME SINIRININ ÖLÇÜSÜ PAKETTE YOK

-Tekrar yargı paketine dönersek. Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları artık suç oluşturmayacak. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Böyle bir süsleme var yargı paketinde. Biz zaten mahkemelerde, düşünce suçlarında hep bunu tartışıyoruz. İster yerel mahkeme ister yüksek mahkeme olsun şu gerekçeyi kullanır; eleştiri sınırlarını ya da haber verme sınırlarını aşmıştır veya aşmamıştır. Mahkûm eden mahkemeler, bu gerekçeyi söyler. İstanbul’da fabrika gibi çalışan bir mahkeme var, 4. Ağır Ceza Mahkemesi, önüne gelen Kürt ve sol kesime ait tüm dosyalarda mutlaka ceza verir. Bütün kararlarında, ‘eleştiri sınırlarını aşmıştır, haber verme sınırlarını aşmıştır’ der. Bunun ölçüsü ne peki? Bunun ölçüsü yargı paketinde yok. O zaman bunun anlamı yok. 

-Soruşturma aşamasında tutukluluk süresine sınırlama getiriliyor. Bu maddeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ağır Ceza Mahkemesi’nin işlerine girmeyen davalarda 6 yıl, ağır ceza mahkemesine giren işlerde 1 yılı geçmeyecek şekilde, devlete karşı işlenen suçlarda, toplu suçlarda, terör suçlarında ise bu süre 2 yıl. Bu kısmi bir ilerleme. Ama işin özüne dokunmuyor. Mevcut yargı mekanizması içerisinde siyasal tercihe göre davalar bu soruşturma süresi içerisinde hemen açılabilir. Savcı çok hazırlık yapmasa bile tutukluluk süresini sona erdirmemek için içi boş bir iddianame düzenleyip dava açabilir. İnsan hakları, adil yargılanma açısından bir kazanım sağlar mı? Çok fazla umutlu konuşamıyorum. Çünkü siyasi merkezileşme devrede olduğu sürece bunların çok fazla yarar sağlayacağını düşünmüyorum. 

Soruşturma süresiyle ilgili bir başka kenar süsleyici de zaman aşımı konusu. Savcıların soruşturma süresi eskiden 1 yıldı, bu şimdi 2 yıla çıkarıldı. Ağır ceza mahkemesi dışındaki işlerde bir yıl içeresinde soruşturmanın sonuçlanması gerekiyor. Ağır Ceza Mahkemesi’ne giren işlerde ise 2 yılda sonuçlanması gerekiyor. Bu devlete karşı suçlar dışındaki suçlar için getirilmiş bir düzenleme. Burada 2 yıl, 4 yıla çıkarılmış. Adli suçlarda 2 yıla çıkarılmış durumda. Bu süre içinde soruşturma sonuçlanmazsa zaman aşımı gündeme gelecek. Bunun yargıyı hızlandırmada çok etkileyici olacağını düşünmüyorum. Kötüye de kullanılabilir, dava açmak savcının işine gelmiyorsa sürümcemede bırakabilir.

HUKUK NOSYONU TEST İLE ÖLÇÜLEMEZ

-Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hâkim, savcı, noter ve avukat mesleğine geçişte bir sınav getirildi. Bu, çoktan seçmeli bir test sınavı olacak. Bu sınav hiçbir yarar getirmeyeceği gibi şöyle bir zarar getireceğini düşünüyorum; hukuk nosyonu, hukuk bilgisi, hukuk mantığı test ile çözülmez. Orada ancak ezberi ölçebilirsiniz. Hukuk fakültesinde sınavlarda ağırlıklı soru olaydır. Bir olay örnek olarak anlatılır, onun hukuksal çözümlemesi istenir. Orada hukuk tekniği, savunma hakkı, insan hakları, bütün bu açılardan değerlendirerek olayı çözümlemeye çalışırız. Bu sınavları geçmiş insanları teste tabi tutamazsınız. Bu test ile hukuk nosyonunu ölçemezsiniz, sadece bir elekten geçirmiş olursunuz. Hukuk nosyonu gelişmiş avukatların da önünü kesmiş olursunuz. Burada biraz piyasaya dönük rekabet de söz konusu. Bu kadar hukuk fakültesi yapıldıktan, bu kadar mezun verildikten sonra bu piyasanın daratılması için Türkiye Barolar Birliği Başkanı’nın istediği bir sınav getirildi. Peş peşe sınavlar dizisi gündeme getirildi. Hâkim ve savcı olmak için önce bir sınavdan, sonra adaylık sınavından, sonra bir daha sınavdan geçeceksiniz, sonra da mülakat. O mülakat siyasal tercihlere göre eleme anlamına geliyor. Bu sınav bu yasanın en kötü yanlarından birisi. 

-KHK’lılara pasaportları iade edilecek, ancak bazı şartları var…

Bunda da ciddi bir ilerlemeden bahsedemeyiz. Yine yargı kararlarına ve idarenin tercihine bağlanmış durumda. Davanın düşmesi, beraat, takipsizlik gibi kararlara bağlanıyor. Sonrasında da İçişleri Bakanlığı araştırma yapacak. İdarenin inisiyatifinde olan uygulama devam edecek. Cümle çok önemli; “araştıra sonucuna göre.” Seyahat özgürlüğü açısından bir ilerleme sağlamıyor. 

-Çok acil çözülmesi gereken ancak bu pakette olmayan konular nelerdir?

İnsan hakları ve savunma hakkı açısından olumlu görebileceğim hiçbir madde yok. Çocuk istismarı açısından kayda değmeyen bir düzenleme var. Asıl bizim beklediğimiz iyi hal indirimi gibi kötüye kullanılan maddelerin düzeltilmesiydi. Bu pakette söz konusu değil. Burada sadece soruşturma aşamasında çocuğun beyanları görüntülü alınacak. Yargılama aşamasında da çocuğun ifadesi uzman eşliğinde duruşma dışında alınabilecek. Çocuğa yönelik cinsel istismar suçlarında çok küçük bir adım. 

ÖZLEMİMİZ YARGI BAĞIMSIZLIĞI

-Hükümetin ikinci bir paket hazırlığında olduğu biliniyor. Size göre, bu pakette olmazsa olmaz nedir? 

Her şeyden önemlisi, yargı bağımsızlığı. Adalet Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı yargı kurumlarına hiçbir şekilde atama yapmamalıdır. Yargının üst kurumları yargı içerisinden seçilmelidir. Bir diğer önemli nokta Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun getirmiş olduğu bürokratik merkezileşmeyi ortadan kaldıracak düzenlemelere ihtiyaç var. Bir hâkimin, kararından dolayı başka yerlere atanma, hatta tutuklanma korkusunu ortadan kaldıracak düzenlemelere ihtiyaç var. Tabi ki, özlemimiz yargı bağımsızlığı.