Ayşe Yıldırım'dan Cumhuriyet'e veda, Balbay'a soru



Artı Gerçek

'O yazar ve yöneticilerin mağdur olmasına ‘neden’ olan davada bizzat savcılığın tanıklığını yapan bir isim vakfın başındayken ‘nasıl’ olacak bu?'


Cumhuriyet’te 7 Eylül Cuma günü, Cumhuriyet Vakfı yönetim değişikliğinin yaşanmasının ardından başlayan görevden istifalar devam ediyor. Yazar Ayşe Yıldırım da gazeteden ayrıldığını bugünkü yazısında "Son bir soru ve veda" başlığıyla duyurdu. "Cumhuriyet Vakfı’nın ‘eleştirel akıl yeniden gazetenin politikasına egemen olacaktır" sözlerine tepki gösteren Yıldırım, veda yazısında gazeteye vakıf üyesi olarak geri dönen Mustafa Balbay'a da bir soru yöneltti.

İLGİLİ HABER: 29 YILLIK CUMHURİYET YAZARI SELÇUK EREZ DE AYRILDI

İLGİLİ HABER: GÜRAY ÖZ'DEN CUMHURİYET'TE KALANLARLA İLGİLİ MESAJ

Yıldırım veda yazısında şunları yazdı:

“Bu davada mağdur edilen Cumhuriyet yazar ve yöneticileri bugün gazeteden ayrılmış olsa da onları yargı karşısında savunmak, yine Cumhuriyet’in başlıca sorumluluğudur' diye yazan Mustafa Balbay’a sorum, 'O yazar ve yöneticilerin mağdur olmasına ‘neden’ olan davada bizzat savcılığın tanıklığını yapan bir isim vakfın başındayken ‘nasıl’ olacak bu?Başka sorum yok…" 

Yıldırım'ın "Son bir soru ve veda" başlığıyla yayımlanan son yazısı şöyle:

Ağır bir meslektir gazetecilik. Çok acı görürsün, çok acı dinlersin ve çok acı yaşarsın. Bu acılar kimini katılaştırır, duygusuzlaştırır. İçindeki insanı öldürmeyenler bu acılarla olgunlaşır. Bu acılar onlara yol gösterir, sorular sordurtur. ‘Neden’ diye tekrarlarsın sürekli. Ta ki gerçeğe en yakın yanıta ulaşıncaya dek.. 

Bu coğrafya acılarla doludur ve ne yazık ki öyle olmaya da devam ediyor. 
İnsani duygularımı yitirmemeye çalışarak yaptım bu mesleği. Hep ‘önce insanım’ dedim. Hep o sorunun peşine düştüm. Neden? Neden? Neden? 
‘Neden’i bulursak ‘Nasıl’a ulaşmak kolaydı çünkü. 
Elbet güzel haberler, güzel duygular, güzel anlar ve umutlu zamanlar da yaşadım. Ama acı hep galipti hem de büyük bir farkla. 
Bugün başka bir acı daha eklendi onlara. 
Veda acısı. 
Ve o soru yine ortada. 
‘Neden?’ 
Çok şey yazıldı, çok şey söylendi. Ve söylenmeye devam edecek. 
Yani nedenini biliyorsunuz.
‘Nasıl’ sorusu elbette bu nedenleri ortadan kaldırmak yani acılara, haksızlıklara son vermek amaçlı bir soru benim için. 
Ve yanıtı bu vedada. 
1989 yılında stajyer olarak kapısından girdim Cumhuriyet’in. 
Muhabirlik, editörlük, hafta sonu ekleri yayın yönetmenliği, yazıişleri müdürlüğü, haber koordinatörlüğü ve son olarak da yazarlık yapmaya çalıştım.
Birlikte çok badire atlattığımız çalışma arkadaşlarım, dostlarım… 
Birlikte çok ağır bedeller ödediğimiz gazeteciler, yöneticiler… 
Birbirimize çok kızdığımız, kırdığımız ama daha çok kırıldığımız insanlar. 
Haksızlıklar, suçlamalar, üstelik çok ağır suçlamalar.. 
Ağır bedeller…
İyileşse bile izi hiç geçmeyecek ‘kılıç yaralarımız’. 
Özgür gazetecilik dedik. Ezilenlerin, sesi duyulmayanların sesi olalım dedik. Kimsenin etnik kimliğine, dinine, diline bakmaksızın gerçek, objektif gazetecilik peşinde koşalım dedik. Koşmaya çalıştık. 
Buraya kadarmış. 
Şimdi veda zamanı. 
Eski yönetimle karşılıklı anlaşarak yeni yönetimi rahatlatarak gitmeyi tercih ettim. 
Ama içimdeki gazeteci bu veda yazısında da beni rahat bırakmadı işte. 
Her şeye rağmen şunu sormadan gidemeyeceğim. 
Cumhuriyet Vakfı’nın ‘eleştirel akıl yeniden gazetenin politikasına egemen olacaktır’ sözüne de küçük bir katkı olur belki. 
“Bu davada mağdur edilen Cumhuriyet yazar ve yöneticileri bugün gazeteden ayrılmış olsa da onları yargı karşısında savunmak, yine Cumhuriyet’in başlıcasorumluluğudur” diye yazan Mustafa Balbay’a sorum. 
O yazar ve yöneticilerin mağdur olmasına ‘neden’ olan davada bizzat savcılığın tanıklığını yapan bir isim vakfın başındayken ‘nasıl’ olacak bu? 
Başka sorum yok… 
YOLUN AÇIK OLSUN CUMHURİYET…

CUMHURİYET AÇIKLAMA YAPTI

Yıldırım'ın yazısının yayımladığı bölümün altında "Cumhuriyet" imzasıyla bir açıklama yapıldı. Açıklamada, "Coşkun'un kişisel haklarına saldırıda bulunulumuştur" denildi. 

"Alev Coşkun'un kişisel haklarına açık saldırı niteliğindeki bu paragrafı aynen yayımladık" ifadesinin kullanıldığı açıklamada, "Cumhuriyet Savcılığı'nın talebi ile tanık olarak çağrılan her kişi ifade vermek zorundadır. Kamu tanığı gerekirse zorla da getirilebilir" hatırlatması yapıldı.

Cumhuriyet'in Yıldırım'ın yazısının hemen altına koyduğu açıklama aynen şöyle: 

Ayşe Yıldırım'ın yazısının son paragrafında, Cumhuriyet Vakfı Başkanı Alev Coşkun'un kişisel haklarına açık saldırı vardır. Bu saldırıya karşı hukuka dayalı olarak açıklamamız aşağıdadır:

"Cumhuriyet Savcılığı'nın talebi ile tanık olarak çağrılan her kişi ifade vermek zorundadır. Kamu tanığı gerekirse zorla da getirilebilir. Hukuki gerçek budur. Burada önemli olan sayın Alev Coşkun'un tanık olarak ne dediğidir. Tanık, sanıkların suçlandığı eylemler hakkında ne demiştir? Sayın Alev Coşkun'un ifadeleri açık ve mahkeme zabıtları ile ortadadır. Sanıklara suçlayıcı nitelikte hiçbir ifadesi bulunmamaktadır. FETÖ'nün Cumhuriyet Gazetesi'nin 1. sayfasında Cumhuriyet logosunun üzerinde üst üste 2 gün resminin konmasına ilişkin eleştirel nitelikte görüşlerini belirtmiştir. Zaten bu beyan da sayın Alev Coşkun'un beyanı değil, gazetenin açık yayınından ibarettir. Sayın Alev Coşkun tam tersine tutuklu olan eski arkadaşlarının haklarını kararlılıkla koruyan bir ifade vermiştir. Sayın Alev Coşkun'un kişisel haklarına açık saldırı niteliğindeki bu paragrafı aynen yayımladık. Yazıya konu olan dava halen sürmekte olduğu için sayın Alev Coşkun'un da kişisel haklarına açık saldırı olduğun için bu açıklamayı yapma gereği duyduk. Ayşe Yıldırım kendi ideolojik amaçları için açıkca, hukuki gerçeği saptırarak, sayın Alev Coşkun'un kişisel haklarına saldırıda bulunmuştur."