Babacan Hareketi içinde yer alan yazar Çakıroğlu: Yeniden kuruluşa ihtiyacımız var



Artı Gerçek

'Totaliter Günler' kitabının yazarı, aynı zamanda Babacan Hareketi içinde yer alan Gürkan Çakıroğlu, Hareket’e ilişkin ilk kez Artı Gerçek’e değerlendirmelerde bulundu.


Rıfat DOĞAN


ARTI GERÇEK- Yazar Gürkan Çakıroğlu, Babacan Hareketi içinde yer alan biri olarak ilk kez Artı Gerçek’e konuştu.

“Totaliter Günler-2019” kitabında Türkiye’nin hem uzak hem de yakın dönemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan yazar Gürkan Çakıroğlu, demokrasi sorunundan Kürt sorununa, Alevi meselesinden rejim sorununa, Türkiye’de sağın durumundan 23 Haziran seçimlerine kadar birçok başlığı ele aldı.

Çakıroğlu kitabında özet olarak Türkiye’nin bir çıkmaz içinde olduğunu belirtirken, kitapları yazmasındaki gerekçeyi de buna bağlıyor: “Kitaplar çıkış yoluna hizmet etmek amacıyla kaleme alınmıştır.”

Sağ bir geleneğe sahip yazar Çakıroğlu’na göre Türkiye’nin bugün bu halde olmasının asıl sorumluları arasında Türkiye sağı ve yöneticileri de var. Yazar, “Türkiye sağında devletin yerine birey, ırkın yerine yurttaşın ve dinin yerine ahlakın benimsendiği yeni bir paradigma lazım” diyor ve ekliyor: “Türkiye’nin bütün mahallelerini kapsayan yeni bir anayasa ve toplumsal sözleşme şart.”

Çakıroğlu aynı zamanda siyasi kimliği de bulunan bir yazar. Eski Ekonomi Bakanı Ali Babacan’ın hareketi içinde yer alan yazar Çakıroğlu, harekete ilişkin son gelişmeleri de ilk kez Artı Gerçek’e anlattı. Hareket’in partilileşme tarihi için “Takvim tıkır tıkır işliyor. Aralık ayının sonuna doğru parti inşallah kurulacak” ifadelerini kullanan Çakıroğlu, “Hareket’e özellikle gençlerden ve kadınlardan ciddi bir talep var, sadece bir partiden değil birçok partiden kopuşlar olacağını göreceksiniz ama dediğim gibi bunlarla ilgilenmiyoruz, kendi işimize bakıyoruz” dedi.

KORKUNÇ BİR SIKIŞMIŞLIK SÖZ KONUSU

“Totaliter Günler-2019” kitabının yazarı Gürkan Çakıroğlu’nun kitabına ve içinde yer aldığı Babacan Hareketi’ne ilişkin Artı Gerçek'in sorularına verdiği yanıtlar şu şekilde:

“Totaliter Günler” kitabınızda Türkiye’nin hem yakın hem uzak dönemini değerlendiren analiz eden yazılarınız mevcut. Yeni siyasi oluşumlardan 23 Haziran’a, Kürt sorunundan Alevi meselesine ve oradan da mevcut rejime ilişkin başlıkları irdeliyorsunuz. Bu kitabın bütününde ne anlatıyorsunuz?

Bu iki kitaplık bir projeydi. İlki “Totaliter Günler 2018” ikincisi ise bahse konu “Totaliter Günler 2019”. Memleketim dünden bugüne aynı sorunlar etrafında dönüp duruyor. Amacım bu meselelere farklı ve yeni bir bakış açısı sunmaktı.

“Groundhog Day” diye bir romantik komedi filmi vardır. Türkiye’yi biraz bu filme benzetirim lakin bizimkisi dramatik versiyonu. Hikâye şöyle, filmde bir adam var, bu adam sürekli aynı güne uyanıyor ve her seferinde farklı davranışlar sergilese dahi nihai sonucu değiştiremiyor ve ertesi gün yine aynı güne kalkıyor. Bu bana maalesef Türkiye’yi anımsatıyor zira bizde de zamanın ve olayların içerisine korkunç bir sıkışmışlık söz konusu. Şöyle bir bakıyorsunuz beş asırlık Alevi Sorunu, asra merdiven dayamış Kürt Sorunu ve şimdi de nur topu gibi kucağımıza verilen “rejim sorunu”. Tabi bunlar dışında da bir sürü mesele var. Aynı sorunlar üzerinden aylar, yıllar hatta asırlar geçiyor ama biz bir çözüme ulaşıp bunları aşamıyoruz. Adeta kısır bir döngü içerisinde devinip duruyoruz.

KİTAPLAR ÇIKIŞ YOLUNA HİZMET ETMEK İÇİN YAZILDI

İçinden geçtiğimiz zamanın geçmişten farkı ise her daim devlet ve kurumları üzerinden gerçekleştirilen güç çatışması bu dönem toplum da dahil edilerek yapılmaya başlandı. Bu çok ama çok tehlikeli ve neticeleri itibari ile yıkıcı olabilecek güçte bir kötülüktür. Tabi diğer taraftan bu kötü zamanlar ve yaşanan acı olaylar bu kısır döngünün çarklarının kırılması ve kör topal yürüyen demokrasinin gerçek anlamda bir demokrasiye dönüşebilmesi için fırsat olabilir. Kitaplar bu çıkış yoluna hizmet etmek amacıyla kaleme alınmıştır.

TÜRKİYE SAĞI DÜĞMEYİ YANLIŞ İLKLEMESEYDİ BUGÜN FARKLI BİR ÜLKEDE YAŞIYOR OLABİLİRDİK

Kitabınızda bugün gelinen sürece dair ilk taşı günahsız olanınız atsın demekle birlikte esas sorumlularının merkez sağ ve sağcı yöneticiler olduğunu belirtiyorsunuz. Bu konudaki eleştirilerinizi biraz açar mısınız?

Türkiye’de tek partili dönemde başarılı işler yapılmakla birlikte çok tabi demokrasinin varlığından bahsedilemez. Tabi böyle bir durumda ilk demokrasi tecrübemiz ve alacağımız netice büyük önem arz ediyor. Peki Demokrat Parti bu fırsatı nasıl değerlendiriyor? Özellikle 1954 yılından sonra demokrasi ile iktidara gelen Demokrat Parti anti demokratik uygulamaları ile demokrasiye ağır darbeler indiriyor. DP’nin bu eylemleri en az 27 Mayıs Darbesi kadar yıkıcıdır.

Demokrasinin imkanları istismar edilerek ona verilen zararlar aslında bizim son yetmiş yılımızın hikayesi. İşte sağ bu süreçte demokrasi gömleğinin o ilk düğmesini yanlış iliklemeseydi bizler şu an farklı bir Türkiye’de yaşıyor olabilirdik.

Diğer yandan Sağ Türkiye’nin lokomotifidir. Bu gerçeğin kısa ve orta vadede değişme ihtimali de düşük görünüyor. Bu sebeple sağda 70 yıl sonra bir paradigma değişikliğine ihtiyaç var. Bu ancak sağın toplumsal ve kamusal alanda kutsallarını değiştirmesi ile gerçekleşebilir. Bu değişiklikler de devlet yerine bireyin, ırk yerine yurttaşın, din yerine ahlakın öncelik haline getirilmesi ile mümkün olabilir.

Bu iki alan dışında ise herkesin özel hayatı kendisini ilgilendirir. Kişinin özel hayatının kutsalı din, ırk veya başka bir şey olabilir ama toplumsal ve kamusal hayata çıktığınızda bu durum mutlak şekilde az önce bahsettiğim silsilede ilerlemelidir.

DÜNÜN MAZLUMLARINDAN YARININ ZALİMLERİNİ YARATIYOR

Sağ birde tüm bunların üzerine söylemlerinin esasını geçmişin acılarını istismar ve toplumun milli, dini duygularını suiistimal üzerine oturtunca işte o zaman kutuplaşma, ötekileştirme veya rövanşist bakış açıları kaçınılmaz oluyor. Bu durum da dünün mazlumundan yarının zalimini yaratıyor.

Saydığınız üç kavram Türkiye sağının temel ve önemli kavramları yani değişmezleri. Bunları değiştirmek zor olmayacak mı? Bu olduğunda nasıl sağ olacaksınız? Söyledikleriniz sola daha yakın şeyler çünkü…

Bakın ben Sünni-Türk ve dindar bir aileden geliyorum. Benim yukarıda öncelik addettiğim şeyler sağın düşünce dünyasına aykırı olmak şöyle dursun bilakis onun özünde var olan ve dışarı yansıtılması gereken değerleri. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” şiarı aslında benim söylediğim silsilenin özetidir. Bireyi devlet çarkları arasında öğüten sistem yerine devletin bireyin refahına hizmet ettiği bir sisteme geçiş yapmamız gerekiyor. Yani aslında bireye ne kadar değer verirsek devletin de o derece güçleneceğini anlamamız lazım.

DİNİN İSTİSMARI TARİHTE EŞİ BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ BİR NOKTAYA ULAŞTI

Özellikle dinin istismarı tarihte eşi benzeri görülmemiş bir noktaya ulaştı. Görüntüde namaz kılıp oruç tutan, hacca gidip zekât veren ama kapalı kapılar ardında rüşvet, rant, kul hakkı ve zulmün yapılabilmesini doğal göstermeye çalışan bir güruh türedi. İslam’ın içini yani ahlakını boşaltarak onu şekle indirgemeye çalışıyorlar. Her türlü ahlaksızlığın gizli saklı olduğu sürece mübah gösterildiği bu anlayışı kabul etmemiz mümkün değil. Benim dinimde bunlar yok. İslam dinine en büyük zararı dindar olduğunu iddia eden iktidarların verdiğini artık görelim ve bu gidişata birlikte dur diyelim.

Türkiye yedi sekiz mahalleden oluşuyor. Siyasetin ve/veya kirli odakların yarattığı kutuplaştırma ve ötekileştirmeden dolayı bir mahallede yangın çıktığında artık öteki mahalledekiler oraya su değil odun taşıyor. Aynı ülkenin evlatlarıyız. Şunun artık tüm kimlik ve mahallelerce anlaşılması lazım, bu memleketin yönetiminde tek bir kişinin veya tek bir mahallenin değil herkesin söz sahibi olması gerekiyor. Ekmeği de iktidarı da paylaşmayı öğrenmeliyiz.

BABACAN’I ÖNCE ELEŞTİRDİM, DAHA SONRA KONUŞTUK VE ORTAK PAYDALARDA BULUŞTUK

Bu fikirlerinizin söylediklerinizin siyasi bir karşılığı da var. Siyasi bir kimliğiniz var. Gürkan Çakıroğlu Babacan Hareketi’nin içinde yer alan bir isim. Kitapta bazı eleştirileriniz de var aslında bunu nasıl okumalıyız. Harekete nasıl katıldınız? Eleştirileriniz hareket içinde nasıl karşılandı?

Kitabın baskısı gördüğünüz üzere Eylül ve ben harekete çok daha öncesinde dahil oldum ama eleştirel yazılarımı kitaptan çıkarmak gibi bir düşünce aklımın ucundan bile geçmedi. Ayrıca bana hareketin içerisinden bu konuya dair her hangi bir telkin ya da eleştiri gelmediğini de söylemek isterim zira bu durum çok ama çok önemli. Bizim hareketimiz dışında hiçbir parti ve oluşumda eleştiriye tahammül edilebileceğini zannetmiyorum.

Sayın Babacan ve kurmayları ile ilgili olan eleştirilerim daha çok memleketin hali kötüye gidiyorken görünürde ki eylemsizlik hallerine yani mücadele edilmemesine dairdi. Bu durumu hareketin önemli isimleri ile olan görüşmelerimde de net bir şekilde ifade ettim ve hiç ummadığım yanıtlar aldım. Zaten bu yanıtlar ve geleceğe dair çizdikleri ufuk beni hareketin içerisine girmeye ikna etti.

Kendilerinin sessiz göründükleri zaman zarfında aslında oldukça güçlü sesler çıkardıklarını, mücadele etmiyor görünürken ise aslında kötüye gidişi durdurabilmek adına büyük bir mücadele verdiklerini örnekleri ve yaşanmışlıkları ile kendi ağızlarından dinledim. Ama tüm bunları halkın bilmediğini ve dolayısı ile bizlerin ancak görünür olana bakarak yorum yapabileceğimizi, eleştirilerimin de bu minvalde yapıldığını belirttim. Büyük bir olgunlukla ve yapıcı şekilde yaklaştılar. Bu demokrasi ve ülke adına çok kıymetli çok umut verici bir yaklaşım.

ELEŞTİRİLERİME HAK VERDİKLERİ YERLER OLDU

Eleştirilerinize hak verdiler mi, ne dediler bu söylediklerinize?

Hak verdikleri yerler olduğu gibi kabul etmedikleri tarafları da oldu. Bu eleştirilerimi bilmelerine rağmen görüştük ve yine bu eleştirilerime rağmen hareketin içindeyim.

Sizi Hareket’e ikna eden temel ya da esas noktalar neler oldu?

Beni ikna eden şey daha önce de söylediğim üzere gerek usul gerekse de esasen çizdikleri istikametteki fikir birliğimiz oldu.

TÜRKİYE MOZAİĞİNİN BİR ÖRNEĞİ PARTİ’DE OLACAK

Hangi konularda?

Spesifik konulara girmemize gerek yok. Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma dair genel olarak bir fikir birliği içinde olduğumuzu görünce girmekte tereddüt etmedim. Hareket Türkiye’deki kutuplaşmayı ortadan kaldıracak, alt komşuyla üst komşunun arasını bozan yozlaşmış siyaset dilini yok edecek bir üslupla geliyor. Söylem ve eylemlerimizle siyaseti insani, vicdani ve hukuki normlarla donatacağımızı göreceksiniz.

Türkiye’nin bütün mahallelerinin içinde olabildiği bir parti kurmaya çalışıyoruz. İstiyoruz ki siyasi partimiz Trabzon’daki Selim kadar, Diyarbakır’daki Baran’ı, cemevine giden Ali kadar camiye giden Ömer’i, İzmir’deki laik teyze kadar Konya’daki hacı teyzeyi ve ülkemizin daha birçok farklı mahallesini temsil edebilsin. Bu isimler harekete dair aidiyet hissedebilsin. Bu yüzden çok farklı mahallelerden isimlerle görüşmeler yapıldı, yapılıyor. Bu sebeplerle ortaya çıkacak partinin Türkiye’nin dünyalar güzeli mozaiğini tam anlamıyla yansıtacağını düşünüyorum.

PARTİ KURULUŞU ARALIK AYININ SONUNA DOĞRU

Hareketin partilileşme tarihi için Ali Babacan bir tarih vermişti, bu tarihte bir değişiklik söz konusu mu? Tam tarih nedir?

Takvim tıkır tıkır işliyor. Aralık ayının sonuna doğru parti inşallah kurulacak.

Partiniz hangi toplumsal kesimlere seslenecek? Türkiye’nin önemli sorunlarına ilişkin ne
söyleyeceksiniz?

Kimlikleri baz alarak yapılan siyasetin Türkiye’yi getirdiği durum ortada. Az önce de söylediğim üzere her mahalleden insanımız olacak. Neden bunu söylüyorum çünkü bizler kimlik siyaseti yapmayacağız. Kimlik siyaseti yapacak olsak mevcut diğer partiler gibi bu saydığım mahallelerden sadece bir veya ikisinin kapısını çalardık oysa biz tüm mahallelerin kapısını çalıyoruz. Herkesin desteğini istiyoruz çünkü bizim referansımız kişiler veya kimlikler değil, değerler. İnsan hakları, hukuk, adalet, demokrasi, eşitlik, refah, çok seslilik…

YENİDEN KURULUŞA VE 2. MECLİS’E İHTİYACIMIZ VAR

Kitaba dönecek olursak, kitapta bir çözüm önerisi olarak: Yeni bir toplumsal sözleşme yani anayasadan bahsediyorsunuz. Bu metnin ana kaynakları neler olmalı?

Oradaki anahtar kelime 2. Meclis. Neden 2. Meclis? Çünkü bizlerin 1920’deki 1.Meclis’in devamı niteliğinde bir 2.Meclis’e ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. O meclis nasıl bir meclisti?

O meclis vakti zamanın hemen hemen bütün mahallelerinin içinde olduğu bir meclisti. Böyle bir Meclis olmadığı sürece yeni bir anayasa yani toplumsal sözleşme ne yazılabilir ne de yazılsa dahi bir anlamı olabilir. Yeniden kuruluş tarif ettiğiniz şey aslında… 

Evet. Restorasyondan bahsedenler var ama bence biz o treni kaçıralı çok oldu. Cumhuriyet ayakta ama tüm kurum ve felsefesi ağır hasarlı. Bir yanda yamalı bohçaya dönmüş 12 Eylül Anayasası var diğer yanda dünya literatüründe karşılığı olmayan bir Başkanlık rejimi. Bir asır sonunda padişahın fermanlarından başkanın kararnamelerine vardık yani tüm kazanımları kaybettik.

KAYYIM ATAMALARINI DOĞRU BULMUYORUM

Yukarıda Kürt sorununa ilişkin söylediklerinizle bağlantılı olarak sormak isterim, iktidarın kayyım atamalarına nasıl bakıyorsunuz?

Hukuki, sosyolojik, vicdani kısacası hiç bir anlamda doğru bulmuyorum. Çünkü orada milletin seçtiği adaylar var. Bunu doğru bulmam mümkün değil.

BÜYÜK KOPUŞLAR OLACAK…

Partiye dönecek olursak ilanıyla birlikte hem AKP’den ciddi bir kopuş bekliyor musunuz?

Ben sadece şunu görüyorum. Toplum çok büyük bir sıkışmışlık içinde. Büyük bir bıkkınlık var. Sürekli kavga, gürültü, ötekileştirme ve birinin diğerine hakaret etmesi vs toplumu canından bezdirmiş durumda. Sadece bir partiden değil birçok partiden kopuşlar olacağını göreceksiniz ama dediğim gibi bunlarla ilgilenmiyoruz, kendi işimize bakıyoruz.

HALK NE SÖYLEDİĞİMİZE BAKMALI

Ortaya çıktığınızda ve toplum partideki yüzleri gördüğünde umut görebilecek mi?

Kesinlikle görecek. Ama bence genel anlamda umudu yüzde aramak doğru değil. Toplum kesinlikle kişilere bel bağlamamalı. Bu kişi şöyle muhteşem, şu kişi şöyle iyi, bunlara prim vermenin ülkeyi getirdiği durum ortada. Siyasetçi ne diyor ve sonrasında ne yapıyor ona bakmalı vatandaş. Halk Himalayalar’dan Alaska’ya kadar selam gönderip hamaset ve şovenizmin zirvesinde gezen siyasetçilere prim vermemeli. Biz ne söylüyoruz ne yapıyoruz ona bakılması lazım.

GENÇLERDEN VE KADINLARDAN CİDDİ TALEPLER VAR

Partinizde gençlerin kadınların oranı ne kadar?

Çok ciddi bir talep söz konusu. Bu kadarını söylemiş olayım, ortaya çıktığında herkes net bir şekilde görecek. Son düzlükteyiz.

Dış politika konusunda özellikle Suriye konusunda gelinen noktayı tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?

Bu konuda şahsen Atatürk’ün çizdiği dış politikanın en doğrusu olduğuna inanıyorum çünkü büyük bir yaşanmışlık, tecrübe ve zekâ ürünü olduğunu görmemek için tarih bilgisinden yoksun olmak gerekir diye düşünüyorum. Türkler ve Kürtler olarak bin yıldır sevaplarımız ve günahlarımız ile bir arada yaşıyoruz. İktidarda toprak bütünlüğünü ve kendi ülke çıkarlarını koruyan bağımsız bir yönetim olduğu sürece ben hiçbir dış mihrakın ülkemize zarar verebileceğini düşünmüyorum.

GEZİ DAVASI HUKUKİ DAYANAKTAN YOKSUN

Türkiye’de yargı sisteminin işlemediğimden bahsettiniz. HDP eski Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş hakkında AYM kararı olmasına rağmen hemen arkasından alınan bir mahkeme kararıyla serbest bırakılmadan tutuklandı. Keza Osman Kavala, Gezi davası nedeniyle 2 yıldır tutsak. Şunu da ekleyim ve sorayım: Hareketinizin içinde yer alan bazı isimler de bu davada müşteki olarak bulunuyor. Neler söylemek isterseniz?

Müşteki değiller. Bunu birkaç yerde de açıkladılar. Savcılık Gezi olaylarını hükümeti yıkmaya teşebbüs olarak gördüğü için kabinedeki bütün bakanları mağdur sıfatı ile yazmış yani kendilerinin herhangi bir şikâyeti söz konusu değil. Şahsi kanaatim odur ki Gezi davası da diğer siyasi davalar gibi hukuki dayanaktan yoksun. Demirtaş’ın yargılanması ve tutukluluğu da hakeza üzerine siyasi gölgenin düşürüldüğü bir durum ve bu adalet duygusuna ağır zarar veriyor.

Son sorum erken seçimle ilgili. Hareketinizin bu konuda bir hazırlığı, öngörüsü var mı? Oy oranına ilişkin bir tahmin var mı?

Oy tahmininde bulunmak yanlış olur. Seçime gelirsek baskın veya erken fark etmez biz artık buradayız ve
her şeye hazırlıklıyız.