Bir ‘Kaset Diktatörlüğü’nün sonu



Artı Gerçek

Ülkedeki bütün iş insanlarını haraca bağladı ; gazeteleri, oluşturduğu bir havuz hesabıyla satın aldı. Gazetecileri tehditlerle susturdu.


Yavuz ÖZCAN


Bazen kendimizin yaşadığı coğrafyada olan biteni anlamak için çok uzaklara gitmemiz gerekiyor. Bizden önce bu deneyimleri yaşamış olanların bu yaşadıklarını incelememiz gerekiyor.Benzerlikler o denli birbiriyle kesişiyor ki adeta tencere kapak ata sözünü bire bir doğrular nitelikte. Gülen cemaatı ve AKP arasında başlayan ve bu güne kadar süren savaş Türkiye'den binlerce kilometre uzaklıkta bulunan Peru’da yaşananları hatırlamamız gerekmesini zorunlu kılıyor. O günlerde Peru’da Aydınlık Yol ve hükümet arasında yaşananlar dünyanın gündemine bomba gibi düşmüştü. Neler olduğunu, nasıl olduğunun bir özetini çıkarırsak bu benzerliğin ne denli kesiştiğini görmüş oluruz sanırım.

Babasının kızı Keiko Fujimori, babasını cezaevinden kurtarmak için harcadığı milyonlar ve dağıttığı her türden gıda maddeleriyle  seçimin ikinci turunda 77 yaşındaki Pedro Kuczynski karşısında yüzde 40 oy almayı başarmıştı. Keiko Fujimori, yolsuzluk yaptığı ve insan haklarını ihlal ettiği için adı hırsız ve katil olarak anılan eski Devlet Başkanı Alberto Fujimori’nin kızıydı ve babasının partisinin yeni başkanlığı görevini üstlenmişti. 

Peru vatandaşı Japon asıllı bir iş adamı olan Alberto Fujimori, hazırlanan bir stratejiyle 1990 Temmuz’unda Peru Devlet Başkanı seçildi. Peru o tarihte, nasıl çözeceğini bilemediği Aydınlık Yol saldırılarıyla sarsılıyordu. Ekonomik ve siyasi sorunlarla boğuşuyordu. Japon asıllı Fujimori'nin seçilmesinde, karşısında aday olarak yer alan Nobel ödüllü Yazar Mario Vargas Llosa'nın onu "kendilerinden biri olmadığı" şeklinde aşağılamasının payı vardı.

Zira Peru halkındaki sömürgecilik döneminden gelen dışlanmışlık ve aşağılanmışlık duygusu, bu söylemleri bir sempatiye dönüştürmek bir yana, Mario’nun aleyhine dönüştütrdü. Fakat asıl gerçek, Fujimori'nin ABD ve istihbaratla bir hazırlık içinde iktidara taşınmış olmasıydı. Bu, Peru siyasetinin kendine olan ihanetinin bir gerçeğiydi.

Fujimori, ilk iş olarak gizli servisin başına -CIA'yla işbirliği yaptığı için ordudan atılan bir subay olan- Viladimiro Montesinos'u getirdi. İstibarat Servisi'nin başkanlık koltuğuna oturan Montesinos, kanundan değil ama Fujimori'den aldığı olağanüstü yetkilerle, bürokrasi ve orduda büyük tasfiyeler gerçekleştirdi. Ülkedeki bütün iş insanlarını haraca bağladı; gazeteleri, oluşturduğu bir havuz hesabıyla satın aldı. Gazetecileri tehditlerle susturdu. Susturamadıklarını da cezaevlerine doldurdu.

Coğrafyamızda, bir sonrakinden önce anayasaya boş vererek zorla rejim değiştirmeye kalkan örneklerden biri, 1990-2000 yılları arasında görev yapmış olan Japon asıllı Peru Devlet Başkanı Alberto Kenya Fujimori’dir.

Memleketteki  mevcut siyasilerle kıyaslanmayacak bir donanıma sahip olmasına rağmen, iktidara geldikten sonra parlamentodaki muhalefeti iktidarı karşısında engel olarak gören Fujimori, 5 Nisan 1992 tarihinde iktidardayken, darbeyi çok merak etmeli ki, kendisine karşı sivil bir darbe yaptı. Ve darbe yapmak isteyenleri berteraf ettiğini söylüyerek en büyük demokrası aşığı olduğunu ilan etti. Darbe yanlısı ve darbe karşıtı diye toplumu ikiye ayırarak binlerce memuru.polisi, ordu komutanını.sendika yöneticisini görevden aldı ve çoğunu da hapishanelere yolladı.

İspanyolca ‘’El Autogolpe’’ anlamında olan bu darbeyi, siyaset bilimciler ‘’kendi kendine karşı darbe’’ olarak kavramsallaştırdılar.Memlekette de sanırım yaz aylarının  birinin on beşinde benzer bir şey olmuştu. Bizde siyaset bilimciler buna değişik isimler buldularsa da, Fujimori’nin yaptığıyla aynıdır diyor bağımsız kaynaklar.

Fujimori, bu darbeyle kendi hükümetini devirip, parlamentoyu feshederek kişisel iktidarını güçlendirmeyi amaçlıyordu.

Nitekim devlet başkanlığı yetkilerini olağanüstü arttırarak yeni bir anayasa oluşturdu. 

Hukuksal sistemi ve yargısı olmayan, kendi kafasına göre, ağzından çıkan her sözün kanun olduğu bir ‘’devlet’’ kurmaya başladı.

Sol örgütlerin militanlarının ve sempazitanlarının yargılandığı davaların tümünde, hâkimlerin yüzlerinin gizlendiği, temyiz olanağı olmayan askeri mahkemeler bu dönemde görülen uygulamalardandı.

İktidara gelir-gelmez kendisinden önceki Garcia hükümetinin yaptığı uygulamaları tersine çevirmeye girişti. Bu kapsamda kamulaştırılan bankaların özelleştirilmesi, kamulaştıran sanayi sektörlerinin sermayeye devredilmesi gibi liberal uygulamalara başladı. ’’Neo-liberal ‘’ ve ‘’neo-muhafazakâr’’ olarak adlandırılan özelleştirme politikalarını hızla hayata geçirdi. Özelleştirme kapsamına stratejik sanayileri ve demiryollarını da dahil etti. Ekonomi bu dönemde canlansa da, uygulanan ekonomik politikanın sosyal etkileri yıkıcı oldu. Peru halkının çoğunluğu aşırı yoksullaştı ve zenginlerle yoksullar arasındaki gelir uçurumu arttı

Kasım, 2005’te Peru'da ‘’LA COLINA / Ölüm Mangası ‘’ olarak anılan orduya bağlı askerlerden oluşturulmuş grup hakkında mahkumiyet kararı verilmişti . Dört kişilik ‘’Ölüm Mangası’’ üyelerinden biri 35 yıl, diğer üçü ise 15' er yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Sanıklar, 1992 yılında Lima yakınlarındaki La Cantuta Üniversitesi'nde dokuz öğrenci ve bir profesörü öldürmekle suçlanmışlardı. Ancak güvenlik kuvvetleri ve o zamanki hükümet birimlerince, öldürülen bu kişilerin devlete karşı saldırılar düzenleyen Aydınlık Yol’a bağlı gerillalar oldukları iddia edilmişti. Ama aslında öldürülenlerin gerillalarla ilişkileri olmadığı sonradan ortaya çıkacak, bu kişilerin suçsuz olduğu yargılamalar sonucunda anlaşılacak ve cesetleri yıllar sonra bir mezarlıkta bulunacaktı...

Ayrıca yargılanan ve hüküm giyen ölüm mangasının dört üyesi, 1991 yılında Lima' nın kenar mahallelerinden birinde, kurbanları arasında 8 yaşındaki bir çocuğun da bulunduğu 15 kişinin öldürülmesiyle ve 1992'de, aralarında bir iş insanı ve bir gazetecinin de olduğu birçok kişinin kaçırılmasıyla ilgili olarak da suçlu bulunmuşlardı.

Peru'da bu davadan daha önce açılan insan hakları ihlalleri davalarının pek çoğunda yargılanan askerler, "verilen emirler uygulandı" diyerek düşük cezalar almışlar veya beraat etmişlerdi...

2005’te Fujimori Davasının Savcısı, mahkemede okuduğu iddianamede "Eğer bu saldırıları düzenleyen kişiler suçlu bulunduysa, emir komuta zincirinin başındaki, her şeyin ardındaki adamın, Fujimori'nin de aynı eylemlerden sorumlu tutulması gerekir"  demişti 

Ölüm Mangası üyelerinden dördü bir gazeteye verdikleri röportajda, Cumhurbaşkanının onayı olmaksızın faaliyet göstermelerinin imkânsız olduğunu söylemişlerdi.

Oysa o dönemin cumhurbaşkanı olan Fujimori, bu ‘’ölüm mangaları’’ndan sadece insan hakları ihlallerinden suçlu bulunarak hapis cezasına çarptırılan istihbarat servisinin eski başkanının haberdar olduğunu iddia etmişti. Ve sonra ortaya çıktı ki, ondan habersiz ülkede kuş uçmamış.

İstihbarat servisi başkanı da, "Benim ya da bir başkasının böyle bir grubu Cumhurbaşkanının onayı olmaksızın oluşturmuş olması düşünülemez" demişti.

Başkent Lima‘da 15 ay süren davanın ardından, yargıçlar heyetinin, Maocu Aydınlık Yol (Sendero Lu-Minoso) gerillalarına karşı verilen mücadele kapsamında, Fujimori'nin ordu içindeki bir ölüm mangasına, 25 kişiyi öldürme talimatı verdiğine hükmettiğini açıkladı.

Eski Cumhurbaşkanı Alberto Fujimori görevde olduğu yıllarda, güvenlik güçlerine cinayet ve adam kaçırma yönünde talimat vermekten 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Ancak Fujimori'nin, davayı temyize götürme hakkı var.

70 yaşındaki Aberto Fujimori, 1990-2000 yılları arasındaki 10 yıl boyunca Peru'nun devlet başkanlığını yapmıştı.

2000 yılında Alberto Toledo ile başabaş çekiştiği ve usulsüzlük suçlamalarıyla lekelenen bir seçimin ardından 3. kez iktidara gelmişti.

Ancak ortaya çıkarılan bir rüşvet skandalı, Fujimori’nin iktidarının sonunu getirdi.        

İstihbarat içinde de bir bölünme olmuştu ve bu bölünme sonrası İstihbaratın rahatsız olan birimi, hükümetin yaptığı icraatlarını görüntülü olarak kayıtlara başlamıştı.

Muhalefetin şiddetle bastırılmasından 28 gün sonra, paralel istihbarat Montesinos'un bir generalle beraber bir gazetenin satın alınması işini gazete patronunu tehdit ederek belgeleri imzalatmalarını gösteren video patlattı.

Daha sonra Gizli Şervis Şefi Montesinos’un eski karısı Trinidad Becerra’nın evine yapılan baskında, Montesinos’a ait 2000’den fazla video kaydı ortaya çıktı. Anlaşıldı ki Montesinos, bürokrasi ve iş çevrelerini yönetebilmek için tüm yolsuzlukları kayda almıştı. Devletin tüm yüksek memurları, -ordu da dahil- bu kirli mekanizmanın içindeydiler.

Bu CD’ler üzerine bina edilen siyasal davalar, özel hayatlara ilişkin kasetlerle yeniden düzenlenen siyasal partiler, akla gelebilecek her türlü yasadışı yöntemlerle boyun eğdirilen iş dünyası vb... Ama öte yandan biliyoruz ki,  Peru’da açıklananlar, buzdağının sadece görünen kısmıydı. Esas açıklanmayanlar var ve hiç şüphe yok ki muhatapları o CD ve kasetleri biliyorlar. Yasadışı merkez, daha doğrusu Gladyo; açıkladığı ve alenen değerlendirdiği CD ve kasetlerle topluma korku saldı, ama 'depo'da muhafaza edilen ve açıklanmayan CD ve kasetlerle siyasi parti, sendika, kitle örgütü yöneticilerini ve iş insanlarını tehdit etti, “hizaya soktu.”

Fujimori, kurduğu tüm denetime, muhalefeti parçalayarak kendini alternatifsiz hale getirmesine ve üçüncü kez üst üste “seçim kazanarak” yönetime gelmesine rağmen, tek bir video onun için sonun başlangıcı oldu. Seçim zaferinin altıncı haftasında 14 Eylül 2000 günü Montesinos’un, Fujimori’ye muhalif CCN kanalını nasıl satın aldığını gösteren bir kaset yayınlandı. Videoda SIN’in Şefi, kanalın alınmasına aracılık eden General Delgado Arenas’la bir çanta parayı sayarken görülmekteydi. 

Bu kasetin patlamasından sonra bütün bu yasadışı işlere başvuranların, iktidara tek başına hâkim olma heveslerinden dolayı birbirlerine düştüklerini ve birbirlerinin “kirli çamaşırlarını” ortalığa saçmaya başladıkları günlere adım attı Peru. Kimse de çıkıp  ‘’Bu kasetler montajdır’’ dememişti ; böylesi bir tartışma bile yapılmamıştı ve bu kasetlerede adeta sahip çıkılmıştı.

Peki, bütün bunlar sadece Peru’da mı oldu? Hiç şüphesiz hayır. Türkiye’deki ses tapeleri gibi, Peru’da da video yağmuru başlamıştı ve bu videolar iktidarı ezip geçmişti.

Fujimori, 13 Kasım’da APEC toplantısına giderken, yanında kırk kasa ve 70 bavul dolusu belgeyi götürdü. APEC sonrası Japonya’ya geçen Fujimori, 19 Kasım’da istifasını faks yoluyla gönderdi. Bu istifa yöntemi de dünyada sanırım bir ilkti.

İstihbaratın başı Viladimir Montesinos da kaçtı. Ama telaşla yanlış ülkeye yelken açmıştı. 24 Temmuz 2001’de kaza ile kaçtığı Chavez’in Venezuela’sında yakalandı ve Chavez Hükümeti tarafından derhal Peru’ya gönderildi. Yargılandı ve mahkûm oldu.

Fujimori, 22 Eylül 2007’de Şili Yüksek Mahkemesi tarafından Peru’ya gönderildi, yargılandı ve 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Bu arada parlamentoyu da fesheden Fujimori, 1979 Anayasasını da iptal ederek, kamu mallarının özelleştirilmesini serbest bırakan kendine özel bir anayasa yapmıştı.

Fujimori-Montesinos ikilisi 1995 genel seçimlerine bir ay kala Ekvador'a sudan bir sebepten dolayı savaş ilan etti. Halkı galeyana getirerek, %64 oy desteğiyle yeniden başkan seçildi. Onun Genelkurmay Başkanı Hermoza'nın mahkemedeki itirafına göre Fujimori'nin 20 yıl daha iktidarda kalması üzerine bir plan yapılmıştı. Ama her zaman planlar tıkır tıkır işlemiyor ne yazık ki.
Peru’da da bir paralel devlet oluşmuştu. Gerçi bu paralelin ismi Cemaat değildi ama paraleldi. Ve İlk paralel devlet yapısı da Peru’da kurulmuş ve pratik olarak burada uygulanmıştır.

Kaset yağmuru başladığında, önce Montesinos ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Ondan bir ay sonra da Fujimori, Brunei'de gerçekleşen APEC toplantısına giderken yanında kırk kasa ve yetmiş bavul belgeyi, geri dönmemek üzere götürdü.

Peru Yüksek Mahkemesi ilk davada, Fujimori’yi görevi suistimal etmek suçundan 6 yıl hapis ve 92 bin dolar para cezasına çarptırdı.

Süren başka bir davada ise, 1990’lı yıllarda örgütlediği ölüm timlerinin yol açtığı 25 yargısız infaz sebebiyle insanlığa karşı suç işlemekten, 25 yıl hapis cezası aldı.

2009 yılı temmuz ayında, rüşvet vermekten 7,5 yıla, eylül ayındaki mahkemede ise hukuk dışı yollarla haberleşmenin dinlenmesi ve gazeteci, politikacı ve sanayicilere rüşvet vermekten 6 yıla mahkûm edildi.

Fujimori’nin davaları ve mahkûmiyetleri devam ediyor.

Son olarak geçtiğimiz ocak ayında kamu parasıyla ‘’havuz medyası’’ oluşturmaktan yeni bir ceza daha aldı.

43 milyon dolar kamu parasını, 9 adet tabloid gazetenin yönetimini ele geçirmek için kullanmaktan 8 sene hapis ve 1 milyon dolar para cezasına çarptırıldı.

Eski Peru liderinin, istihbarat teşkilatına talimat vererek, 2000 seçimleri için 7 gazete satın aldığı ve 2 yeni gazete kurdurduğu tespit edildi.

Ülkeden kaçana dek oldukça popüler bir siyasetçi olan Fujimori, Şili’ye gelişini, Peru'ya dönüş yolunun üstünde olmasıyla açıkladı. Japonya'dayken seçim kampanyasını başlatmış olan Fujimori’nin amacı, Peru’ya geri dönüp, 2006 Nisan'ındaki Başkanlık Seçimine katılmaktı.

Hakkında ayrıca 2010'a kadar kamu görevi yapamayacağına dair de bir mahkeme kararı vardı.

Fujimori, turist vizesiyle girdiği Şili’de Peru hükümetinin talebi üzerine, başkent Santiago'da yakalanarak zorlu bir hukuk sürecinin ardından Peru’ya iade edildi ve tutuklandı.

Alberto Fujimori, Güney Amerika'da, demokratik yollardan seçilip, daha sonra insan hakları ihlalleri nedeniyle suçlu bulunan ilk lider.