Bu memleket kimin?



Artı Gerçek

'Pontos Gerçeği' kitabının yazarı Tamer Çilingir, Artı Gerçek için kaleme aldığı son makalesinde, Kemalizmin ve 'solun' anti-emperyalizmini, Kurtuluş Savaşının arka planını irdeliyor.


Tamer ÇİLİNGİR


3 Kasım 1922 yılında yapılan, Lozan Konferansına dair Meclis’te yapılan görüşme esnasında Afyon Milletvekili Mehmet Şükrü şunları söylüyor:

‘’O insanlar, o hainler ki bu memlekette müreffeh yaşıyorlardı. Sanat ellerinde, ticaret ellerinde, servet ellerinde, askere gitmezler. Bu hudutlarda kanını döken Mehmet’in sayesinde sahib-i servet ve saman olmuşlarken, bunlar, hayaller arkasından koşarak yeni bir devlet kurmak istediler ve fakat kendileri de mahvoldular ve bu memlekette artık kendilerine yer kalmamıştır. Bunlar için yapılacak tek şey vardır; mübadele’’ [1]

3 bin yıldır o topraklarda yaşayan Hristiyan Rumlardan (Helenlerden) sanki sığınmacılarmış gibi bahsediyor Mehmet Şükrü. O, yani Müslüman kimlikliler asıl sahibi bu memleketin ama işte sanat da, ticaret de, servet de ellerinde ve üstelik de askere bile gitmiyorlar bir de ayrı bir devlet düşlüyorlar.

Mehmet Şükrü, Lozan’da yapılacak olan anlaşma ile Rumların (Helenlerin) binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan, memleket, vatan, ülke diye belledikleri yurtlarından sürgün edilmeleri gerektiğini böyle anlatıyor. 

Çünkü bu memleket sadece onların, Osmanlı’dan geriye kalan topraklarda kurulacak bir devlet olacaksa bu hak da sadece Müslüman ve Türklere ait. Ve bu yüzden dökülüyor 353 bin insanın canı Pontos’ta, bu yüzden sürgün ediliyor Pontos’tan, Küçük Asya’dan, Trakya’dan Rumlar (Helenler).

Ve işte bu yüzden anlattılar yüz yıl boyunca ‘Kurtuluş Savaşı’ masalını.

Kurtuldukları bu topraklarda binlerce yıldır hayatı var eden, alın teri döken, üretenlerdi. Kurtuldukları bu toprakların sanatını, edebiyatını yapanlardı, bilime yönelenlerdi.

Kurtuldukları Osmanlı’da ilk kadın okullarını kuranlardı.

Kurtuldukları doktorlardı, mühendislerdi, eczacılardı.

Kurtuldukları bu toprakların aydın yüzü idi.

‘’Anadolu cahildi, yoksuldu, aydınlanma süreci başlattık’’ diyeceklerdi cumhuriyet sonrası süreci anlatırlarken. Oysa Anadolu dedikleri coğrafyayı karartan, kan gölüne çevirenler onlardı.

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” diye sloganlaştırdılar Kurtuluş Savaşı masallarını. Peki Türk bayrağının üzerindeki hangi kandı Türk bayrağını bayrak yapan? Kanı dökülenlerin mi kan dökenlerin kanı mıydı?
3 binlik yurtları için ölen Rumlar / Helenler neden hak etmemişti vatanlarını?


KİM KİMİ ARKADAN VURDU?

Resmi devlet ideolojisinin ve tarihçilerinin bu toprakların kadim uluslarına ilişkin en bilinen değerlendirmeleri ‘yedi düvele ve dahi emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı verirken, ayaklandılar, arkamızdan vurdular’ biçimindedir.

Ne yazık ki bir çok sol, sosyalist hareket de resmi ideoloji ve söylemden etkilenerek tarihe böyle bakmaktadır. Öyle ki Mahir Çayan 1972 yılında kaleme aldığı Kesintisiz Devrim 2-3 adlı metinde Kemalizm’i tahlil ettiği bölümde “Kemalizm, emperyalizmin işgali altındaki bir ülkenin devrimci-milliyetçilerinin bir millî kurtuluş bayrağıdır. Kemalizm’in özü, emperyalizme karşı tavır alıştır. Kemalizm’i bir burjuva ideolojisi veya bütün küçük-burjuvazinin veyahut asker-sivil bütün aydın zümrenin ideolojisi saymak, kesin olarak yanlıştır. Kemalizm, küçük-burjuvazinin en sol, en radikal kesiminin milliyetçilik tabanında anti-emperyalist bir tavır alışıdır. Bu yüzden, Kemalizm soldur; millî kurtuluşçuluktur. Kemalizm, devrimci-milliyetçilerin, emperyalizme karşı aldıkları radikal politik tutumdur.” [2] diyerek süreci emperyalizme karşı bir kurtuluş savaşı olarak değerlendirmiştir.

Emperyalizmin işgali altında olan, emperyalist savaşın mağlubu olan aynı zamanda emperyalist cephenin içinde yer alan Osmanlı İmparatorluğudur. Mondros mütarekesi ile silah bıraktırılan Osmanlı ordusuna bağlı 3. ve 15. Kolordu dağıtılmamıştır. Neden?

Emperyalist savaşın galibi İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar savaşın galibi olarak üstelik İstanbul’da, Akdeniz’de askerleri olduğu halde sessiz kalmışlardır.

3. Kolordu Amasya ve çevresi yani Pontos’ta, 15. Kolordu ise Ermenistan sınırındadır. Bu kolordular dağıtılmayarak yeni isimler verilecektir. 3. Kolordu Merkez Ordusu ismini alacak ve Pontos’taki soykırımı organize edecektir.

Bu askeri gücün toplamına da Kuvva-i Milliye adı verilecektir. Buradaki millilikten kastedilen tabi ki Türk milliğidir. Ve bu Türk milliliği, Pontos’taki Rumların (Helenlerin) sürgün ve imhasını gerçekleştirmiştir.

Tek bir İngiliz’in tek bir İtalyan’ın burnunun bile kanamadığı bu ‘anti emperyalist Kurtuluş Savaşı’ sürecinde Pontos ile yakından uzaktan ilgilenmeyen Paris konferansında Pontoslu Rumların (Helenlerin) bağımsızlık talebini ret eden Yunanistan’ın Venizelos öncülüğünde giriştiği macera nedeniyle sadece iki cephede Yunan ordusu ile Kuvva-i Milliyecilerin savaşı vardır. Bunun dışında ‘Doğu Cephesi Komutanlığı olarak’ adı değiştirilen 15. Kolordu’nun Erzurum, Iğdır, Kars bölgelerinde 1915 soykırımından geride kalanların katledilmeleri ve Gümrü’ye sürülmeleri vardır.

Anlatılan resmi tarihte Osmanlı’dan geriye kalan topraklarda devlet kurma hakkı sadece Türklere aittir. Rumlar (Helenler) ve Ermeniler böyle bir talepte bulundukları için haindir. Neden bu hak sadece Türk olanlara aittir?

Birleşmiş Milletler Beyannamesinin 1. 55, 73. ve 80. maddelerinde ayrıntılı bir şekilde tarif edilen ''Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı''  Pontoslu Rumlar için geçerli değil midir?

Pekala işgalci Fransızların, İtalyanların ve 1921 yılından itibaren Yunanistan’ın Küçük Asya’daki varlığına desteğini geri çeken İngilizlerin Türklerden yana oluşu emperyalistlerle işbirliği değil midir?


İŞGALCİ EMPERYALİST FRANSA’DAN SİLAH SATIN ALANLAR PONTOS RUMLARI DEĞİLDİ

Alptekin Müderrisoğlu’nun Kâzım Özalp’ten aktardığına göre Fransızlar, Ocak 1922’de güney bölgelerini terk ederken 10 bini aşkın tüfek, 1.505 sandık mermi ile parası ileride ödenmek üzere 10 hangar, 4 yedek uçak motoru, 3 telsiz istasyonu ile 10 Brege tipi uçağı Ankara Hükümeti’ne bırakmış, daha sonra da 1500 adet hafif makineli tüfek, 2.735 sandık fişek, 200 kamyon, 1 komprasör, 11 top beşik ve kaması, 2 ton şaplı kösele, bazı top yedek parça ve malzemesi satmıştı. [3]

Alıcılar Kuvva-i Milliye güçleri idi…


İŞGALCİ EMPERYALİST İTALYA’DAN SİLAH SATIN ALANLAR PONTOS RUMLARI DEĞİLDİ

İtalyanlardan 4.310.000 tüfek fişeği, 97 ton barut, 20 uçak ve 20 bin tüfek satın alındı. İtalyanlar (ve Fransızlar) ayrıca Akdeniz’den gelen Alman yardım gemilerinin güvenliğini sağlamışlardı. İtalyanlar 1 Nisan 1921’de Osmanlı’dan geri kalan topraklardan kendi iradeleriyle çıktılar. [4] 

Alıcılar Kuvva-i Milliye güçleri idi…

Öyleyse kim kimi arkadan vurdu ve kim emperyalistlerle iş birliği içindeydi?

Rumlar (Helenler), Ermeniler, Süryaniler mi?

Uzak Asya’dan dört nala gelip Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim deyip 100 yıl öncesi gibi yüz yıldır kadın, erkek tüm uluslardan emekçilere bu toprakları cehenneme çevirenler mi?
 


[1] TBMM 1. Dönem Zabıt Ceridesi, Cilt 24, Sayfa 159
[2] Kesintisiz Devrim II-III, Mahir Çayan, Eriş Yayınları, 1993
[3] Alptekin Müderrisoğlu, Kurtuluş Savaşı Mali Kaynakları, 2 Cilt, Kastaş A.Ş. Yayınları
[4] Alptekin Müderrisoğlu, Kurtuluş Savaşı Mali Kaynakları, 2 Cilt, Kastaş A.Ş. Yayınları