Çocuk İstismarını Önleme Yasa Tasarısı çocukları koruyor mu, kullanıyor mu?



Artı Gerçek

Çocuğun üstün yararı ilkesi, elinizdeki failden çok, potansiyel faillerin yeni suçlar işlemesine yoğunlaşmayı gerektirir. Suç üreten alanları ortadan kaldırmaya odaklanmak gerekir.


Dr. Fatma Karakaş DOĞAN 


Papa'ya bir çocuk sordu, “çocuklar öldürülüyor, seks kölesi olarak kullanılıyor, uyuşturucuya alıştırılıyor, tanrı varsa neden bunlara izin veriyor?” Çocuklara karşı işlenen suçlar, her dönem incitici olmuştur. Çocuğun suçlanamaz oluşu ile ona karşı suç işlenmesi, maddi ya da manevi olarak yok edilmesi arasındaki karşıtlık, adalet duygusunu derinden sarsmaktadır. 

Günümüzde, çocuklara ilişkin konuların, “çocuğun üstün yararı ilkesi” ışığında tartışılması ve gerek yasal düzenlemelerde gerekse uygulamada bu ilkeden hareket edilmesi esas alınmaktadır.  

Türkiye ceza adalet sistemine hakim düşünce, ceza hukukunun bastırıcı fonksiyonundan yararlanmaktır. Cezaların süresini ve şiddetini giderek arttırma yönündeki eğilim, çarenin sadece ceza hukukunda arandığını bir kez daha göstermektedir. Yasama organına sevk edilen kanun tasarısına göre, hapis cezasının süresi 40 yıla çıkabilecek, somut olaya göre müebbet hapis cezası da verilebilecek. Devlet Memurları Kanuna eklenecek madde ile çocukların cinsel istismarı suçundan mahkum edilme, memuriyete engel oluşturacak. 

Türkiye kanun koyucusu bir kez daha ceza adaletini sarsıcı bir metni kanun olarak topluma sunma gayretinde. Şimdi sormak lazım, bu tasarı ile korunmak istenen nedir? Faile 16 yıl yerine 40 yıl hapis cezası vermenin veya 50 yıl cezaevinde tutmanın, çocuğun üstün yararı ilkesi ile bir ilgisi var mıdır? Henüz hangi sayının daha büyük olduğunu bilmeyen çocuk böyle mi hissedecek korunduğunu? Çocuklarla teması mümkün olabilecek alanlarda çalışma yasağı birçok ülkede var ancak memuriyetin her alanından yasaklamanın amacı nedir? 

Bu yasa tasarısını hazırlayanlara, çocuk istismarının hep aynı kişiler tarafından işlenmediğini anımsatmak isterim. Bunun anlamı suçluluğu saptanmış failleri teşhir edip, yaşam haklarını ellerinden almak ve külliyen toplum dışına atmanın suçu önlemeyeceğidir. Kaldı ki çocuğu mağdur ettiğini düşündüğünüz faile karşı da adalet sağlama göreviniz var, yaptıklarınızla onu devletin mağduru haline getirmek, ceza adalet sistemine yeni bir tekme atmaktır. Oysa çocuğun üstün yararı ilkesi, elinizdeki failden çok, potansiyel faillerin yeni suçlar işlemesine yoğunlaşmayı gerektirir. Kuşkusuz bir de çocuklara karşı cinsel istismarın sistematik olarak uygulandığı kurumlarda özel önlemler alınmasını ve tespit edilen failleri ceza yargılamasına iade etmeyi gerektirir. Kısacası suçun nedenlerini ve suç üreten alanları ortadan kaldırmaya odaklanmak gerekir. 
  
Cezalandırma yetkisini sınırsız sanıp bunu sonuna kadar kullanan iktidarlar, temel ilkelerden vazgeçmek zorunda kalmıştır. Ceza adalet sistemindeki bozulmanın, ortaçağı kapatıp aydınlanma dönemini açtığını anımsamak gerekir. Sonuç hep kötü yönetimlerin hüsranı olmuştur.  

Çocuk istismarını önleme yasa tasarısının çocuğu korumadığı, faillerin şiddetli, hatta daha şiddetli cezalandırılmasına odaklanmış olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu bir tesadüf değil.  

Ceza hukukunda mağdurun da failin de nesneye dönüştüğü çağlara adeta bir kabus gibi atılıverdik. Mağdurun, suçun üzerinde işlendiği bir nesneye dönüştüğü, gerçek mağdurun devlet olduğu günlerdeyiz. Artık suçun faili de bizim bildiğimiz, adil yargılanma, adil bir cezalandırmaya uğrama ve toplumsal yaşama yeniden dönme hakkı olan fail değil. Artık fail, birey olmaktan çıkarılmış ve zorunlu seyirciler olarak bizlere haddimizi bildirme aracına dönüşmüştür. Artık tüm suçların asıl ve tek mağdurunun devlet olduğu günlerdeyiz.

Oysa ne yapsak da evrim her alanda sürüyor, insanın evrimi de, onun yarattığı uygarlığın evrimi de. Hukuk ve diğer bilim dallarının, suçun işlenme nedenini, failin kötülüğünde aradığı teoriler çoktan soldu. 

Cinsiyetçi, zekayı önemsemeyen, bireysel kendi kaderini tayin etme hakkından habersiz, farklılıklardan nefret eden, bilimden uzak, itaatkar ve homojen kitleler yetiştirmek üzere tasarlanan bu toplumsal atmosferin yarattığı suçluluğu, suç failine yükleyip kurtulmak istiyorlar. Bu tasarı yasalaşırsa, ilk defa bir süreli hapis cezası 40 yıla çıkmış olacak. Ve yine ilk defa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkumiyet halinde 50 yıl cezaevinde kalınacak. Cezaların şiddetinin artmasına gerekçe yapılan konunun, toplumun geniş kesimlerinden destek alabilecek bir konudan seçilmesindeki kurnazlığı takdirinize bırakıyorum. Medya eliyle her gün suç işleyenlerin kötülüğü konuşuluyor, bir meydanda ciğerlerinin söküleceği söylense, binlerce kişinin akın edeceğinden kuşku yok! Suçun insanın içinde, bedeninde ve belki de genlerinde arandığı günlere geri döndük. 

Bu nedenlerle, çocuk istismarını önleme yasa tasarısı, sadece devletin sınırsız iktidarını koruyor, pekiştiriyor ve gözümüzün içine sokuyor. Bu tasarıyı hazırlayanların mücadelesi iki amaca yönelmiştir. İlki daha fazla ve daha şiddetle cezalandırıp, failin bedeni üzerinden, iktidarın gücünü göstermek ve toplumu itaate zorlamaktır. İkincisi, mağdurun yaşadıklarını önemsizleştirip asıl mağdurun devlet olduğu ve dolayısıyla cezalandırmanın şiddetinde sınır tanımanın gerekmediğini meşrulaştırmaktır. Pek çok değer gibi çocuklar da sadece araç, oy verecekler, silah tutacaklar, çocuk doğuracaklar. Yani bunlar bize lazım olacak, hepsi bu.  


Dr. Fatma Karakaş Doğan
Ceza Hukuku Doçenti
Bremen Universitesi Hukuk Fakültesi
[email protected]