demirtaş’ın esareti



Artı Gerçek

böyle bir kararla kayyum darbesi dolayısıyla yükselen ve belli ki pek beklenmeyen tepkileri yumuşatma, geriye itme beklentisi de olabilir.


hukukçu metin feyzioğlu’nun, vatan saydığı iktidar karşısında teferruat olarak gördüğü hukuk bizi küçük sürprizler hazırlamaya devam ediyor. belki de dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir zaman sokaktaki kadının anlayabileceği, anlamlandırabileceği bir disiplin olmamıştır ama adaletten bu kadar kopması da tarihte her zaman vaki değildir. bu yüzden, birçok vakayla ilgili hukuk araçlarıyla mücadeleye duyulan güven azaldı. duaların, batıl itikatlara dayanan işlemlerin, misal, bir üst mahkemeye yapılacak başvurudan daha etkili olacağı fikri hep bulunsa da hiçbir zaman bu kadar itibar görmemişti. selahattin demirtaş’ın serbest bırakılması için ne kadar çok insanın türlü “totem”ler yaptığını biliyoruz değil mi? (ki kendi adıma, sosyal medyadaki hashtag kampanyalarının birçoğunu da bu kategoride değerlendirmekten yanayım.)

peki şimdi ne oldu? totemler işe mi yaradı? neredeyse tüm siyasi mahpuslar hakkında açılan davalar karmaşık, onunki hepten karmaşık ama anlayabildiğim kadarını özetlemeye çalışacağım. bir hata yaparsam umarım avukatlar görür ve düzeltir.

demirtaş hakkında 19 tane propaganda davası var; bunların 18’i tek bir davada birleştiriliyor. bir tanesiyse istanbul’da görülüyor. işte 56 ay ceza aldığı dava o. 18 eylül’de avrupa insan hakları mahkemesi’nde görülecek olansa 2 eylül’de tahliye kararı çıkan dava. malum, 3 eylül günü, duruşma savcısı mehmet fatih özdemir bu tahliye kararına itiraz etti. ama kesinleşmiş cezası olduğu için salınmayacağı, en azından teknik olarak doğru değil. demirtaş’ın cezasının dörtte üçünü hapiste geçirmesi gerekiyor. (bu “terör” suçlarında böyle, diğer suçlarda cezanın beşte ikisi yatılıyor. bunlar tabii “iyi hal” durumunda yatılan süreler.) demirtaş’ın yatması gereken 56 ayın dörtte üçü 42 ay. ceza bir yılın altına düştüğünde denetimli serbestlikle salıverilme hakkı doğuyor ve demirtaş 34 aydır cezaevinde olduğu için “hayatın normal akışında” serbest kalması gerekir; ankara cumhuriyet savcılığının itirazına sebep de bu ihtimal, belli ki. 

bu işin “teknik” kısmı. ama artık hukukun yargılama kriterleri ve tekniğiyle ilgisi, hele de böyle siyasi davalarda bir tür levye; levyeyle de lastik değiştirebilirsiniz, ceviz kırabilirsiniz, kendinizi savunabilirsiniz, cinayet işleyebilirsiniz…

yukarıda da dediğim gibi, 18 eylül’de aihm’de, tahliye kararının çıktığı dava görülecek. aihm davayı adaletsiz bulursa, türkiye zaten demirtaş’ı tahliye etmiş olacak.

aihm 1990’lı yıllarda türkiye’den yapılan kötü muamele ve işkence başvurularında adil kararlar aldı. ama artık özellikle siyasal davalarda aynı titizlikle hareket etmiyor, genellikle iktidarın lehine kararlar veriyor. yani hukukun siyasal ortamdan etkilendiği tek yer türkiye değil. öte yandan, demirtaş’la ilgili kararın, avukatların bile bulunmadığı bir duruşmada, üstelik oybirliğiyle alınmış olması, birkaç ihtimali ortaya çıkartıyor bence.

bunların içinde sanırım en muhtemel olanı, yukarıda da andığım aihm’deki duruşmaya yönelik bir müdahale. ama birden fazla ihtimal ya da hedef de bir arada var olabilir bence.

selahattin demirtaş gibi önemli bir figür hakkında yargıdan olumlu bir karar çıkması, hükümetin yurtdışındaki imajına yönelik bir makyaj anlamına gelebilir. ama akp’nin imaj sorunu artık “yurtdışı” ile sınırlı değil. sonuçta, ahmet taşgetiren’e, “yargıçlar yürütmenin gözüne bakar hale geldi” dedirten bir süreçten söz ediyoruz.

ama daha önemlisi, böyle bir kararla kayyum darbesi dolayısıyla yükselen ve belli ki pek beklenmeyen tepkileri yumuşatma, geriye itme beklentisi de olabilir. ve son olarak, demirtaş’ın aktif olmasının ekrem imamoğlu’ya gösterilen teveccühü etkileyeceği beklentisi BİLE bulunabilir. bunlar zaman içinde ortaya çıkacak.

bence bu ihtimallerin her biri konusunda ayrı ayrı yanılıyorlar. selahattin demirtaş, hapishanede ya da dışarıda, nerede olursa olsun, hdp’nin mücadelesinde yer aldı, alıyor. serbest bırakılırsa, denetimli serbestlik uygulamasının kısıtlarını dikkate almadan davranacağına şüphe yok ve varlığı bugün kayyumlar karşısında yükselen mücadeleyi sadece güçlendirir.

diğer yandan, hdp’nin, kürt hareketi ve türkiye solu dışındaki seçmenlerine, biraz da dönemin özellikleri gereği, en fazla hitap edebilmiş mensubu olduğu göz önüne alındığında, partinin kendi dışındaki partiler, güçler ve unsurlarla ilişkilerini de güçlendireceğine şüphe yok. egemen siyaset, parlatılan kişiliklerle ilerler. hdp, parlamenter alanda siyaset yapsa da farklılaştığı noktalar var; bunların başında tabii ki eşbaşkanlık, rotasyon vb. teknik gibi görülen ama politik değeri büyük uygulamalar geliyor. ayrıca sol siyasetin ayırt edici özelliği “kurtarıcı”lara değil kitlelerin gücüne güvenmesi. yani demirtaş’ın esaretiyle ilgili hiçbir gelişme iktidar açısından olumlu bir sonuç vermez.

ama tabii burada biz parti dostlarına ve partililere de iş düşüyor. demirtaş’ın siyasal tarihimizdeki yeri çok özel ama varlığı, kendisine verilen değer, rehin alınmış, adaletsizliğe uğramış olan diğer seçilmişleri, hdp’lileri ve başka yol arkadaşlarımızı unutturmamalı. bunların başında figen yüksekdağ ve kayyum atanan belediyelerin eşbaşkanları geliyor. vefa bizi biz yapan şeylerden biri ama belediye eşbaşkanları, sadece vefa açısından değil, kayyumun gerekçeleri arasında eşbaşkanlık sistemi olduğu için politik bir anlam da taşıyor.