Devletin anne sevgisi?



Artı Gerçek

Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı, pejmürde medya, aşiretler federasyonu ve bindirilmiş kıta sanatçılarından oluşan resmî cephe, Diyarbakır HDP İl Binası önünde eylemde…


HDP’nin Diyarbakır İl Başkanlık binası önünde 3 Eylül gününden bugüne sürdürülen eylem konusunda her kesim görüşünü açıkladı. Tüm bu pozisyonları hesaba katarak konuyu madde madde inceleyelim:

  •        İlk başta 3 daha sonra toplam 20 aile çocuklarının HDP ya da Belediye tarafından kaçırılıp dağa, PKK’ye gönderildiğini iddia ederek, çocuklarının iade edilmesini talep ediyor.

1978 yılında kurulan PKK, 1984’den bu yana silahlı mücadeleyi benimsemiş bir teşkilat. Bu nedenle de başta Ankara olmak üzere birçok devlet, ayrıca birçok uluslararası kuruluş tarafından yasadışı ilan edilmiş bir örgüt.

Bu örgüte 35 yıldır militan gidiyor. 

Anneler bu eylem için neden bu kadar uzun süre beklediler?

PKK, yerli ve yabancı resmî istihbarat kurumlarının hesaplamalarına göre, Türkiye, Suriye, Irak ve İran’da 20 ile 30 bin arasında militanı örgütlemiş durumda.

Yuvarlak rakam olarak 25 bin militan desek, 24.980 anne neden çocuklarının iadesini talep etmek için Diyarbakır’daki eyleme katılmıyor? 

  •        PKK’den kaçanlar oldu da PKK’ye kaçırılan örnek yok.

PKK, hakkında yasak olduğu için, bu örgüt, Türk kamuoyunca yeteri kadar ve doğru bir şekilde tanınmıyor. Kürtler ise gerek kendi aralarında, yurtdışında ve olanak olduğu sürece medya organlarında kendi gerçekliklerini araştırıyor, tartışıyor ve yaygınlaştırmaya çalışıyor. Ama PKK hakkında bağımsız, özgür ve objektif bir şekilde konuşmak, yazmak, resmî görüşün dışına çıkmak…Tahir Elçi!

Devletin de çok iyi bildiği üzere şimdiye kadar HDP ya da HDPli bir belediye, hiçbir Kürt gencini kaçırarak, zorla ya da kandırarak PKK’ye göndermedi. Çünkü, siyasi, ideolojik, kültürel baskı ortamından bunalan Kürt gençleri, kendi çevrelerinde ve PKK yayınlarında mitleştirilen bu örgütü, kendileri için zaten bir kurtuluş yolu, ya da ulusal mücadele aracı, gerilla kahramanlığının mekanı olarak görüyor. Aracıya gerek yok. Gençler, PKK’ye isteyerek, gönüllü olarak, bilerek katılıyor. Devleti zor duruma sokan da zaten bu! 

Kürt gençleri açısından 18 yaşına basınca resmî olmayan bir askerlik şubesine gidip silah altına girme zorunluluğu yok. PKK’ye katılmayan gençlere yönelik herhangi bir yaptırım da yok. 

Eylem yapan annelerin çocukları, yarın öbürgün TV ekranlarına çıkıp ebeveynlerinin tutumunu kınasa ne olacak? 

Bu arada önemli bir fark da şu: Devletin ve devlet yanlısı kesimlerin katil, hain, bölücü, terörist dediği kişilere, Kürtlerin büyük bir çoğunluğu, PKKli, gerilla, dağda, güneyde, ya da bizim çocuk… diyor. 

PKK’ye katıldıktan sonra dağ koşulları, askerî disiplin ya da başka nedenlerle bu yükü kaldıramayan az sayıda da olsa ya da beklediğini bulamayan yine az sayıda gencin firar ettiğini Türk medyası hemen yazıyor. Bazen TSK’nın propagandasından etkilenen, bazen de zaten daha baştan ajan olarak gönderilenler PKK’den kaçıyor. Bunların itiraflarını okuduk medyada.

Ama şimdiye kadar zorla ya da kandırılarak PKK’ye gönderilmek üzere kaçırılan bir tek Kürt gencini bilmiyoruz. 

Beyaz Torosların yerini alan Siyah Transporterlarla kaçırılanlar arasında Kürt var mıydı? 

Diyarbakır Emniyetinin oğlu ya da kızı dağda olan çok sayıda aileyi geçen gün TEM’e çağırıp onları ‘’ikna etmeye’’ çalışması manidar. Çocuğunun iadesini isteyenlerden sonuç alamadık, çocuğu dağda olup eyleme katılmayanları acaba devlet saflarına kazanabilir miyiz?

Temel mesele tabii ki barış talebi. HDP önündeki annelerin talebinde görüldüğü kadarıyla barış kalemi yok. Onlar, çocuklarımız neden dağa çıktı, sorusunu bile sormuyorlar anlaşılan. Sorup yanıt arasalar zaten, HDP’nin önüne değil başka bir makamın önüne giderlerdi. Oraya gidenleri de anında gözaltına alıyorlar.

Diyarbakır’da bu aralar kayyımı protesto eden insanlar da var. Bindirilmiş kıta, sanatçı görünümlü heyet acaba gelmişken onları da ziyaret eder mi? 

  •        HDP önündeki eylemin kayyımların yeniden atandığı dönemde başlaması yeteri kadar manidar.

Saray rejiminin, HDP’nin yerel seçimlerde yüzde 50’yi aşan oy çoğunluğu ile kazandığı 3 büyük Kürt şehir belediyesine yeniden kayyım ataması, sadece HDP’yi değil özellikle bölgedeki AKPlileri ve bütün Türkiye’deki CHPlileri de kızdırdı. İktidar, zaten karışık olan AKP’nin içinin yanı sıra bir de yeniden HDP-CHP yakınlaşmasından rahatsız. Anneleri öne sürerek, hem kayyım rezaletini gölgelemek hem de HDP’yi kriminalize etmek amaçlanıyor. Kendileri söylüyor, bu anneleri HDP’nin önüne Valilik ya da Emniyet gönderiyor. Ellerinde Türk bayrakları, dağdaki çocuklarının iadesini talep ediyorlar. 

Askerî olarak PKK ile 35 yıldır başa çıkamayan devlet, ‘’Acaba siyasi olarak HDP’yi halledebilir miyiz?’’ sorusuna cevap arıyor. 

  •            Eyleme destek verenler eylemin niteliğini faş ediyor.

Diyarbakır gibi bir kentte haklı, meşru, popüler bir eylem, mesela Newroz kutlamaları yaklaşık bir milyon insanın katılımıyla gerçekleşiyor. HDP önündeki anneler eylemine ise yerel destek neredeyse sıfır. Binanın önünde eylemci ve destekçiden çok sivil ve üniformalı polis var.  Cumhurbaşkanı sözlü destek verdi, iki Bakan bizzat ziyarete gitti, Bahçeli desteklemeyenleri hainlikle suçladı, Perinçek anneler üzerinden HDP’yi kapattırmaya çalışıyor. CHP yarım ağızla destekler gibi göründü. Meral Akşener bile eylemin adresinin yanlış olduğunu söyledi. Sonra manevra yaptı. 

İstanbul, Ankara, Malatya, Elazığ…vs…den heyetler gelip gidiyor, fotoğraf çektirip evlerine dönüyorlar. Şehit Aileleri Derneklerinin yanı sıra Güneydoğu Aşiretler Federasyonu gibi garip bir adı olan örgüt de ziyarete geldi son olarak. Garip, çünkü Cumhuriyet rejiminde aşiretlerin yasal herhangi bir örgütlenmesi söz konusu olamaz. Saray medyası gelişmeleri her gün manşetten överek veriyor. Zaten sadece bu yayın bile eylem hakkında kuşku duymamız için yeterli.

Kendisine sanatçı diyen Saray’ın emrindeki bir grup şahsiyet de emir ve talep üzerine Diyarbakır’a gitmek zorunda kalmışsa, bu eylem yeterli kitlesel desteği sağlayamamış demektir. Haftaya belki ünlü futbolcuları da gönderirler. 1970’larda TİP’e oy verdiğini açıklayan, Deniz Gezmişlerin asılmaması için imza toplayan Metin Oktaylar yok artık nasıl olsa.

Cumartesi Anneleri'ni her hafta coplayıp, dışlayan devlet bu annelere neden bu kadar şefkatle yaklaşıyor acaba? Taybet Ana örneğine ise hiç değinmiyorum. 

  •        Bu eylemi meşru ya da hissi sayıp çözüm bulmak mümkün mü?

Kürt cenahında olumsuz değerlendirdiğim iki tutum var:

Kendisine Beyaz Kürt diyemediği için ‘’Gazeteci-Aktivist’’ kartvizitiyle etrafta dolaşanlardan biri, annelerle görüşmüş, onların sorunlarını dinlemiş ve anlamış hatta hak da vermiş sonra da ‘’Gelin birlikte bir heyet kuralım, meseleyi TBMM’ye taşıyalım’’ filan demiş. TBMM de bu aralar çok önemli, çok etkili ve çok formda bir kurum değil mi? Kendi kendine mevki makam görev vermiş bu şahsiyet. Önemsiz, ama eylemi meşrulaştırmaya çalıştığı için zararlı.

Erdoğan zaten Meclis yolunu kapatarak çözümden yana olmadığını ilan etti. 

HDP’nin eski eş başkanı Demirtaş’ın cezaevinden gönderdiği mektup tabii ki birinci tutum kadar olumsuz değil. Demirtaş, eylemi devletin organize ettiğini, provoke ettiğini belirtmekle beraber, anaların çocuklarının iadesini istemesi kadar ’’haklı ve meşru’’ bir şey olamayacağını savunuyor.  HDP’yi mesnetsiz yere suçlayıp zayıflatmaya hatta kapatmaya yönelik bir eyleme katılanlar ne kadar ‘’haklı ve meşru’’ acaba?

Şehit annelerini, Cumartesi Anneleri'ni. Barış annelerini aynı sepete koyarak hepsine saygılarını iletiyor Demirtaş. Çok geniş bir cephe de… Her anne o cepheye girmek istiyor mu ki?

Demirtaş’ın dışındaki bazılarının dile getirdiği ‘’anaların talebi kutsaldır’’ saptaması da, bireyi hiçleyen bir tespit. Bir kere bence hiçbir şey kutsal değildir. Ananın talebi, konumu kutsal ise, kendi bağımsız iradesi ile dağa çıkan gencin konumu, iradesi ne olacak?  Oradaki kadınlar, bağımsız ve özgür bireyler, yani anne olarak orada bulunmuyor. Onlar devletin bir aracı, temsilcisi, figüranı olarak oradalar. Oraya gitmeyen onbinlerce anne, çocuğuna kavuşmak istemiyor mu? İstiyor tabii ki, ama kendi dışındaki bir güce, üstelik oğlunu öldürmeye yemin etmiş bir güce, hizmet etmeyecek, alet olmayacak kadar bilinçli o anneler.

Devletin kurduğu kumpası boşa çıkarmak için, HDP önündeki gösteride yasal, meşru, haklı ya da kutsal bir öğe/boyut bulmaya niyetli yaklaşımlar tutmaz, ters teper. O ‘’anneler’’ PKK, HDP ve Demirtaş düşmanlığı ile donatılmış bir şekilde oraya gönderilmiş. Dağdaki ya da cezaevindeki çocukları da bu anneleriyle pek gurur duymuyor zaten. 

 
Akşener ve Perinçek etkisi ile medya desteği

Egemen sınıflar için, iktidardakiler ve bu iktidara talip olanlar için Kürt, öylesine zehirli, tehlikeli, korkutucu bir varlıktır ki, Kürtlerin lehine mecburen bir tutum benimsendiği zaman, aman yanlış anlaşılmasın diye içindeki Kürt düşmanlığını hemen faş etmek gerekir. Akşener, önce annelere HDP adresinin yanlış olduğunu söyledi, sonra Yüce Devletin korucusu kimliği ile Leyla Güven hakkında ihbarda bulundu. Savcılar da hemen soruşturma açtı.

HDP’yi kapatma önerisini uzun süredir gündemde tutmaya çalışan da Perinçek. Kılavuzun karga olursa Erdoğan…

Yandaş medya artık ipin ucunu iyice kaçırdı: Şimdiye kadar manşetten işledikleri yalanların etkili olmadığını görünce birkaç level birden atlayıp medya tarihinin kara sayfalarında yerini aldı. Sadece 2 örnek: Yeni Şafak gazetesi (14 Eylül) Diyarbakır Kulp’ta meydana gelen 7 kişinin ölümü 13 kişinin de yaralanmasına sebep olan patlamayı manşetten verirken ‘’Saldırıyı HDP yaptı’’ başlığını kullanmış. Ne var ki haberin daha birinci satırında ise ‘’PKKlı teröristlerce düzenlenen saldırı’’dan sözediliyor.

A Haber, müteahitlik ve inşaat işlerinde zirveyi aşmış: ‘’HDP binasından Kandil’e tünel kazıldı’’ diye altyazı geçiyor. Star (28 Ağustos) yazarı Fadime Özkan da ‘’Tam da böyle bir zamanda HDP belediyesinden PKK’ya açılan tünel, kayyım atamalarıyla tıkanınca homurtu HDP’den önce CHP’den geldi’’ diyerek tünel reklamına katkıda bulunmuş. 

Kandil denilen mekan Diyarbakır’da HDP İl binasına 150 metre mesafede bir yer sanki…Belediyenin kepçeleri de var nasıl olsa, kazarsın bir tünel olur biter.

Fikir sakat olunca gerekçeler topal bile olamıyor. Çünkü sadece komik!

Mizahın Gücü

Bence en etkili muhalefeti, kalp ameliyatı olamadığı için çareyi HDP’nin önünde arayan kişi yapıyor. Polis ona, hastaneye gidin diyeceği yerde, ‘’Emniyete gidin’’ dediği zaman da ‘’Çözüm Emniyet’te olsaydı Emniyet’e giderdim’’ diyerek de tutumuna açıklık getirmiş. Keza evlenmek isteyen delikanlılarla, kızların, emekli maaşı yatmayan mağdur yurttaşların, suyu elektriği kesilen sakinlerin…hepsinin birden HDP İl Binası önünde eylem yapması devletin kumpasını boşa çıkarır. 

Kimi uyanıklar ‘’A bak halkımız demek ki çare olarak HDP’yi görüyor!’’ dese de artık normal karşılamak gerek, çünkü anormal günler yaşıyoruz.