Dil farkına varılmadan öğreniliyor...



Artı Gerçek

Ali haklıydı, okumaktan soğumasaydım, İngilizce, Fransızca, belki ek olarak İtalyanca ve İspanyolca çalışarak yabancı dil uzmanı olabilirdim.


Sonunda uçuş saati geldi ve Ali'yle beraber İsviçre'ye uçacağız. Esasında İngiltere'ye gidişimden beter bir durumdayım, çünkü Fransızcam hiç yok, sadece "No" demeyi biliyorum ama "No" demek için insan neye "No" dediğini bilmeli, bunu da bilmediğimden dolayı "No" bile diyemiyorum. Dil öğrenmek hem çok keyifli, hem de çok şaşırtıcı bişey. İngilizce "No" diye yazılıyor, Fransızcadaysa "Non", bunda bir sorun yok, 2 saniyede öğrenip aklınızda tutabiliyorsunuz ama benim sorunum başka ve 2-3 ay çıldıracaktım. Çünkü ben İngiliz aksanıyla "No" diyormuşum ve ikisinin arasındaki farkı anlayana kadar canım çıktı. Bu sorun herkeste olmuyor, övünmek gibi olmasın, ben yabancı dillerde aksan konusunda yetenekliyim, Türk yada Pakistanlı gibi yabancı dil konuşsam 2 "No" arasındaki fark benim için de sorun olmayacak ama İngiliz gibi söyleyince sorun oluyor.

Bunu aşmam çok zor oldu, arkadaşlarımdan biri İngiliz Daniel, Güney Afrikalı Jean Blundwe, Turgay ve ilkokul arkadaşım Fuat, bir de doğal olarak Ali. Yani ben bütün teneffüslerde, yani ders dışında ya Türkçe yada İngilizce konuşuyorum. İşte Ali'yle kavgam burada başladı, kavga dediğime bakmayın, kavga ettiğimiz yok ama ciddi tartışıyoruz. Bu teklif babama ilk Ali'den geldiği için haklı olarak sorumluluk hissediyor, yapamazsam kendisini suçlu sayacak ve haklı olarak bunu istemiyor. Ayrıca kardeşinin dil öğrenememesi ve bu yüzden aptal konumuna düşmesi de ayrı bir sorun.

Ali baktı olmuyor, okul idaresiyle konuşmuş ve benim yatağımı Ali'nin odasına taşıdılar. Bunun yapmasının nedeni benimle Fransızca konuşacak ve ben de bir an önce öğreneceğim. Sadece şaşkın şaşkın yüzüne bakıp "Deli misin" dediğimi anımsıyorum ama bu arada gecelerim Ali'yle harika geçiyor.

İlk şahit olduğum gece uykusundan kalkıp matematik problemi çözmesidir. Bu konuyu esasında bir doktorla konuşmam lazım, çünkü bir insan yaptığı konuyla bütünleşebilir ve bunu rüyasına taşır, biz de rüyamızda telsiz dinlerdik, bilhassa polis muhabiri arkadaşlarda çok olur bu ama rüyamızdaki telsiz konuşmalarını anımsamamız olanak dışıdır. Yada rüyamızdaki telsizdeki olayı görev sayıp, giyinip evden çıkmayız. Ali'ninki değişik bişey, rüyasında gördüğü matematik problemini anımsayıp kaldığı yerden devam ediyor yada baştan başlıyor ama kaldığı yeri biliyor.

İkinci olay, yurt dışında yaşayan 2 kardeş tek odada yaşamaya başlayınca kimi eşyalardan da 2'şer tane oluyor. Ali bir gün benim pikapıma plak koydu ve çalıştırmak için kendi pikapının düğmesine bastı. Doğal olarak ışık ve hareket yok, çünkü prizdekiyle plak olan ayrı pikaplar. Çok detayını anlatmayayım, ilk karşılaştığımızda kızabilir (Şaka tabii) ama detayını siz canlandırın, çünkü bu işlem 20 dakika filan sürdü ve Ali son olarak tornavidayı eline aldığında ben yorganın içinde gülmekten tepinmeye başlamıştım.

Üçüncü olay ikimizin de 2. kattan, pencereden atlamamıza neden olabilecek bilimsel bir olaydı. Ali matematiğe kafayı sarmış ama nereden aklına geldiyse biyolojik bir deney yapmak istedi. Odada bir gece sivrisinekten küçük bir böcek buldu. O böceği boş bir ilaç kutusuna koydu, sonra mikroskopla inceleyecekmiş. Ali dalgın ve unutkan olduğundan, benim de konum olmadığından unuttuk biz ilaç şişesindeki ufacık devi. Ufacık dev diyorum, çünkü Ali 1 ay sonra anımsayıp da şişeyi açtığında o leş böcekten öyle bir koku yayıldı ki odaya, bayılmasak pencereden atlayabilirdik. Şaka tabii, bayılmadık ama pencereyi açmak için öyle bir koşuşumuz var ki, sanırım o gün oda büyük olsaydı, ikimiz de 100 metre rekorunu kırardık. Neymiş, Ali mikroskopta bile zor görülen hayvanı inceleyecekmiş, o gün, bugündür koku alma duygum kalmadı.

Neyse Ali'yle dil tartışmalarımız devam ediyor ama ben hiç taviz vermiyorum. Cumartesi günüydü, okuldan çıktık, bir café'deyiz ve yukarıda saydığım isimler dışında Lale ve Melih kardeşler, İbrahim ve Gülgün kardeşler var, ayrıca sadece Fransızca bilenler de var. Dil konusunda en önemli an, insanın kendisine güvendiği andır. O güne kadar herkes konuşuyor, ben salak salak etrafa bakıyorum. O güvenle bir fıkrayı önce Türkçe, sonra İngilizce, sonra da Fransızca anlattım. Herkes gülüyor, sadece Ali bana garip bir şekilde bakıyor.

Daha sonra Aziz Nesin–Ali Nesin Mektuplaşmaları'nı tasnif etmek ve yayınlamak için babam bana verdiğinde Ali'nin babama mektubunu okudum: "Babacığım, Ahmet'in dil sorunu yok, tam tersine bir yeteneği var." O mektubu sonra bulamadım, dosyalarken ben kaybetmiş olabilirim, yanlışlıkla atmış olabilirim, o da benim şansım, kardeşimin beni övdüğü mektubu kaybettim.

Ali haklıydı, okumaktan soğumasaydım, İngilizce, Fransızca, belki ek olarak İtalyanca ve İspanyolca çalışarak yabancı dil uzmanı olabilirdim. Bu şu işime yaradı, 2 yıl sonra Londra tiyatro konservatuarında İngilizce 3 değişik yörenin aksanını yaparak girmeye hak kazandım ama gidemedim.

Sıra başka bir ülkede ve başka bir okuldan kovulmama geldi. Ali'nin neredeyse her haftasonu kaçtığı okuldan bir haftasonu izinli kaçtım ve kovuldum. Şans dediğin böyle bişey.