Dört ayağı varken, at bile tökezler



Artı Gerçek

İktidar çaresiz. Artık kendini bile savunamıyor. Umut, Topal Osman’da. Pontos ve Konstantiniye ile korkutmaya çalışıyor yurttaşları.


Cuma sabahı Artı TV’ye gideceğim. Apartmanın çıkışında tanıdığım birisi, genç bir çocukla konuşuyor.

- Bak bu delikanlı da Temmuz’da Yunanistan’a gidecek

- A öyle mi, gezmeye mi?

diye sordum delikanlıya.

- Yok abi çok tanıdık var oralarda…

- Peki Yunanca biliyor musun?

- Trabzonluyum abi ben. Anadilim benim!

Çok sevindim. Kendisini, dilini, kültürünü inkâr etmeyen bir Pontoslu.

Birkaç yıl önce de Dersim Tertelesi Konferansı'na gittiğimizde ‘’Dersim Ermeniler Derneği’’nin kurulduğunu öğrenmiştik. Bizim eskiden Kürt ya da Alevi olarak tanıdığımız arkadaşlarımız kendi gerçek kökenlerini, kimliklerini keşfedip isimlerini değiştirmişler. ‘’Haftaya Erivan’a gidiyoruz’’ demişti.

Demek ki neymiş? Öyle yalanla, baskıyla, soykırımla, milliyetçilikle, dinle, kanunla, propaganda ile ulus-devlet kurulamıyormuş. Tabii ki kimlik siyasetini savunmuyorum. Ama insanların orijinal diline, kültürüne, tarihine sahip çıkmasını engellemek demek ki mümkün olmuyor. İşte Dersim Ermenileri 81 yıl sonra, Pontoslular da 100 yıl sonra özkimliklerine sahip çıkmaya başlıyor. Resmi ideolojinin, ‘’Kürt yoktur’’, ‘’Kart Kürt’’, ‘’Kürttürkleri’’ tezleri de 1978’den itibaren berhava oldu zaten.

Bu aralar bir de Topal Osman pazarlamacılığı zuhur etti. Profesyonel katil. Pontosluların kanına girmiş, Ermenilerin de, sonra da gitmiş Kürtleri kesmiş, mallarına el koymuş bir adam. ‘’Üstün başarılarından’’ dolayı İstanbul ve Ankara hükümetleri kendisini taltif etmiş. Ama ilk Meclis’in Trabzonlu muhalif bir mebusunu öldürdükten sonra gidip Mustafa Kemal’i de tasfiye etmeye kalkınca önce kellesi alınıp sonra kafasız vücudu mezardan çıkarılıp ayağından asılıp hak ettiği mekana yollanmış. Doğrusu, Topal Osman’ı ve özellikle de onun patron ve sponsorlarını etraflı bir şekilde yargılayıp idam dışında ağır bir cezaya çarptırmak olmalıydı. Ama hiçbir insan, hiçbir kurum, ayna karşısında kendisini yargılayıp mahkûm edemez ki…

Mustafa Suphi ve arkadaşlarını katleden de Topal Osman’ın bir adamı.

2019’da dört bir yandan sıkışan, çökme alametleri gösteren iktidar için ideal bir figür. Kontrgerillanın tekaüt ve müteveffa bir lideri yeniden sahneye çıkarılıyor. İşin garibi, İmamoğlu da bu resmî caninin adını, Atatürk, Misak-ı Milli, Cumhuriyet gibi değerlerin yanında olumlu bir kişiymiş gibi anmaz mı?

Kendi tarihimizle hâlâ yüzleşemediğimiz için oluyor bu saçmalıklar. Öteki’ni bilmemek, tanımak istememek hatta düşman bellemek de büyük bir engel. Milliyetçiliği, ırkçılığı, Rum, Ermeni ya da Kürt düşmanlığını canlı tutmak için aslında biçilmez kaftan Topal Osman.

Ben yine de işin belki de olumlu bir yanı olabileceğine inanıyorum. Aklı başında birçok insan sormaz mı?

- Nereden çıktı şimdi bu Pontoslular?

- İstanbul nasıl yeniden Konstantiniye ya da Konstantinopolis olacak?

- Eskiden Karadeniz’de yaşayan bu insanlar bugün neden Yunanistan’da yaşıyor?

- Topal Osman’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi ile ne alakası var?

Dikkat ettiniz mi? İktidarın Rum, Pontos saldırısı Karadeniz’de bir karşılık bulmadı. Hatta ters tepti. Kimse de çıkıp ‘’Ben Rum değilim! Sensin Pontos!’’ demedi. Gerçi, Rum, Pontos kimliğini açıkça savunan da çıkamadı ama olsun. Milliyetçi, muhafazakâr diye bilinen Karadeniz halkı, İmamoğlu’nu bağrına bastı. Şimdiye kadar başka bir şehrin herhangi bir Belediye Başkanı ya da adayı, böylesine sıcak, heyecanlı ve umutlu bir şekilde ağırlandı mı Trabzon’da, Giresun’da, Ordu’da? Efaristo Erdoğan!

Benim birçok Kürt arkadaşım, ‘’Hocam ben Kürt olduğumu lise yıllarında öğrendim’’ demişti. 1915 Soykırımı konusu da, Hrant Dink’in katledilmesinden sonra gündemde daha önemli bir yer tutmadı mı?

Eser Hoca (Karakaş) Cuma akşamı Artı Gerçek programında Türkiye’nin mevcut olumsuz durumunun nedenlerinden birinin de Türk Devletinin artık ‘’Başarısız Devlet’’ (Failed State) haline gelmesi olduğunu söyledi. Bense, bu sıfatı yetersiz bulduğum için, özellikle de dış politikadaki uygulamaları hatırlatarak, Türkiye’deki devletin artık bir sonraki aşamaya vardığını yani ‘’Serseri/Haydut Devlet’’ (Rough State) haline geldiğini savundum. ‘’Başarısız’’, nispeten masum bir sıfat. Ve Türk devletinin bugünkü konumunu /durumunu/niteliğini yeterince iyi açıklamıyor. Uluslararası İlişkiler terminolojisinde geçen bu deyimin bence doğru Türkçesi ‘’İflas Etmiş Devlet’’. Sözlüğe baktım, ‘’Failed State’’ karşılığı olarak ’’Başarısız Devlet’’in yanı sıra, "Düşkün Devlet", "Aciz Devlet", "Çökmüş Devlet", "Batık Devlet" de öneriliyor. Hepsi ve fazlası da yakışır Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olduğu devlete…