Emevi Camii’ne namaza giderken!



Artı Gerçek

Anlaşıldı; Afrin’e pardon Şam’a, Emevi Camii’ne gidip namaz kılmak öyle zannedildiği gibi kolay değilmiş. Hem cuma namazına durmadan önce hutbe dinlemek şarttır!


1951’in Emirdağı’ında hasta ve yaşlı haliyle bir gün eski bir kitabını eline alır ve “Benden siyaset dersi istiyorlar. Benim siyasetim işte bu eserdir!” diyerek kitabının Arapça’dan Türkçe’ye tercümesini bizzat kendisi üstlenir ve bazı ilavelerde de bulunmak suretiyle talebelerine yazdırır.

Said-i Nursi’den ve O’nun 1911 yılında Şam’da Emevi Camii’nde içinde yüz alimin bulunduğu on bin kişilik bir cemaatin şahsında tüm İslâm toplumuna okuduğu ünlü Hutbe-i Şamiye yani Şam Hutbesi’nden bahsediyorum.

Dünden bugüne baktığımızda Nursi’nin o tarihte tespit ettiği sosyal hastalıklardan İslâm Alemi’nin bugün kurtulmuş olduğuna şahitlik edemiyoruz mealesef! Çünkü; Kurdî’nin Kur’an’dan alıp işlediği tedavi reçetesini anlayıp pratize edememiş koca İslâm Alemi…

Bu Hutbe’ye kulak vermeyen o kadar çok İslâmî şahsiyet, grup, cemaat ve kurum var ki! Hangisini saysam diyorum!

Mesela; hal-i hazır Şam’ı yöneten Beşşar Esad, Suriye Savaşı başlamadan önce bu Hutbe’de verilen mesajları bizzat Şam’ın meşhur Kürd alimlerinden merhum Said Ramazan el-Botî’den dinlemiş ve fakat gereğini yapmamıştı.

Özellikle savaşta sivil kayıplara, intihar eylemlerine verdiği yanlış fetvalarla çok müslümanı etkileyen Dünya Müslüman Alimleri Birliği Başkanı Yusuf el- Karadavi, savaş ve barışı güç dengesi, cihad darbesini ise ‘ötekiler’ üzerinden ele alan Mısır’ın alimlerinden Seyyid Kutub,

Bir yardımlaşma, barış, adalet ve uzlaşı kurumu olması gerekirken işlevini, anlamını yitirmiş dahası hiç yakalayamamış olan 57 üye devletiyle İslâm İşbirliği Teşkilatı,

Kendini yenileyip çağın soru(n)larına cevap olamayan Ezher Üniversitesi,

Popülist ve pragmatist muhafazakâr siyasetçilerden özellikle AKP’nin kurmayları,

Nurcu kamuoyunun kahir ekseriyeti ve bil umum radikal dinci ve cihadist örgütlerin hiçbiri bu kritik Ders’i, yeterince ciddiye almamıştı. Nereden biliyoruz?

Bugünün nitelikli yaşam kalitesinden her yönüyle geri kalmış kanlı, gergin coğrafyamız buna şahittir. Gülmeyi unutan çocuklarımıza, kendilerine iyi bir gelecek bırakamadığımız gençlerimize, gözü yaşlı ihtiyarlarımıza bakın! Mezhepçilik, milliyetçilik, egemenlik sevdamızın bizi götürdüğü şiddet sarmalından ve bombaların sesinden birbirimizi duyamaz hale geldik. Dip yapmış bir eğitim, güvenilirliğini kaybetmiş siyaset kurumu, siyasallaşan yargı sistemimiz, gün geçtikçe daralan özgürlük alanlarımızla oldukça kötüleşen hayat standardımıza bakın!

Top koşturmaya gelen konuk takım Amedspor’la yeşil sahada futbol oynamak yerine onlara psikolojik savaş oyunları seyrettiren kabalığımıza bakın! Ya da ağır ekonomik krizle gittikçe yoksullaşan millete rağmen Diyanetle C.Başkanlığı bütçesine yapılan yağlı zamlara, bizden kaçıp can havliyle denize atılıp boğulan ‘mülteci’ dediğimiz misafirlerimize, kötülüğümüzden emin olmayan komşularımıza, eleştiriyi hazmedemeyip muhalefeti düşmanlaştıran tek koro ana akım medyamıza bakın; hepsi tablomuzun istenmeyen çirkin kareleri olarak bizim aleyhimizde tanıklık yapacaklardır.

Evet, otuz beş yaşlarında verdiği bu ileri görüşlü, geniş ufuklu dersinde Bediüzzaman’ın öyle tespitleri vardır ki bunları es geçmenin ağır ve yıkıcı faturasını tüm mazlum ve mağdur coğrafya olarak birlikte ödüyoruz.

İşte bu bilgi-bilişim çağında, Müslümanları ciddi bir paradigma değişikliğine çağıran ünlü Şam Emevi Camii Hutbesi’nin abartı olmayan hayati önemdeki mesajlarından sadece 4 tanesi:

1) Ey İnsanlar! Biliniz ki İslâm’ın geçmişte silah kullanmasının sebebi cahil, yobaz ve kaba düşmanlarının gücünü kırmak, saldırılarını def etmekti. Gelecekte silahın yerini hak, hakikat, akıl, fen, barış ve medeniyet alacaktır!

2) Ey Türkler ve Araplar! Tembellikle günahınız büyüktür! Kürdlerin gasp ettiğiniz haklarını veriniz! Milliyetçiliği bir an önce terk ederek İslâm Birliği için çalışınız!

3) Ey Araplar! Uyanınız, 52 eyaletle birliğini kurumsallaştırmış ABD’nin “yüksek siyasal sistemi”ni örnek alıp önce kendi aranızda Arap Birliği’ni sonra da diğer Müslüman toplumla beraber İslâm Cumhuriyetleri Birliği’ni kurunuz!

4) Ey Müslümanlar! Size saldırmayan düşmanlarınıza nefret beslemenize ihtiyaç yoktur! Bölgesel ve küresel barışı sağlayarak İslâm’ın güzelliklerini tüm Dünya’ya gösteriniz!

Sonuç olarak bu tarihi Hutbe’ye göre Müslüman toplumun yakalandığı ağır ve kronik hastalıkları yenmesi için ciddi ve uzun soluklu bir tedaviye ihtiyaç vardır;

Öncelikle hepten iflah olmaz ümitsizlik hastalığını yenmemiz gerekiyor. Yoksa umudunu yitirmiş, ‘yalan’la girdiği mücadelede başarılı olamamış, kendi içerisinde muhabbeti diri tutamamış, bünyesini ha bire kemirerek zayıflatıp kuvvetten düşürten düşmanlık’a sevgi beslemekten bıkmamış, çeşit çeşit virüsler gibi sosyo-siyasal sınıflarına bulaşmış despotluk ve istipdatlara “hayır!” diye haykırmayı becerememiş ve tüm gayretle hedefi şahsi çıkarıyla sınırlı bir ümmet-i Muhammed’in müstakbel ‘zafer’inden bahsetmek elbette mümkün olmayacaktır.

Anlaşıldı; Afrin’e pardon Şam’a, Emevi Camii’ne gidip namaz kılmak öyle zannedildiği gibi kolay değilmiş. Hem cuma namazına durmadan önce hutbe dinlemek şarttır! Hele hele okuyan asrın imamı ise, hutbesini savaşın ağır vebalini yüklenmeden evvel başta saray sevici devletlûlar olmak üzere hepimizin iyice bellemesi gerekirdi! Yine de “Zararın neresinden dönülürse kârdır.”  

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…