'Erdoğan hiçbir zaman demokrasiyi amaçlamadı'



Artı Gerçek

AK Parti kurucularından Abdüllatif Şener, Türkiye'nin 16 yıllık AKP serüvenini Artı Gerçek için değerlendirdi. Şener'e göre sorunların kaynağı tek adam olma tutkusu.



Fatma YÖRÜR 


AK Parti 16 yılı geride bıraktı. Bu 16 yılın, 15 yılını iktidarda geçirdi. Kuruluşu olan 14 Ağustos 2001 yılından bu yana yaşanan dönüşümün tanıklarından biri de siyasetçi, akademisyen, eski Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Abdüllatif Şener.

AK Parti kurucularından Şener, bugün gelinen noktada başta Erdoğan olmak üzere partiyi en sert eleştirenlerden biri. 

Söyleşiye “Özgürlükler demokrasinin temelini oluşturur. Hiçbir bireysel ve kurumsal baskı kabul edilemez.” ifadeleri içeren AK Parti programıyla başlıyoruz. Eski Bakan, 16 yıl önce parti programının çok sesli ve kültürlü bir yapı içerisinde nasıl ortaya çıkarıldığını anlatıyor:

“Parti programı benim elimden çıktı. Beş ayrı heyetten ve onun kolarından oluşan ve heyetlerin geniş müzakere ortamında kamplara girdiği,  farklı düşüncelere açık kişilerle oluştu. Heyetler de tek değişmeyen isim bendim çünkü heyet başkanıydım.”

TEK ADAM HALİNE GELİŞİN SERÜVENİ

-“Başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Paris Şartı ve Helsinki Nihai Senedi olmak üzere Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin insan hakları alanında getirdiği standartlar uygulamaya geçirilecektir.” diyen bu program hala parti internet sitesinde yer alıyor. Ancak uygulamalarda yaşanan farklılıklar artık günlük hayatımızı bile etkiliyor. Kırılma noktaları neler oldu?

“Kırılma noktalarından öte, AKP Genel Başkanı'nın siyaset yapma biçimiyle değerlendirilmeli. 16 yıl onun kişilik, kimlik ve siyaset yapma tarzı ile ilgili gelişti.

Parti demokratik bir ortamda kurulmuş olsa da gerek siyasi partiler kanunu gerekse Erdoğan’ın tarzı bunu yarattı. Siyasi partiler kanunu öteden beri sorunludur, demokrasiye uymayan ve izin vermeyen ve genel başkan odaklı çalışmayı kolaylaştıran bir yapıdadır. Tek güç olmayı hedefleyen Erdoğan da buna dayandı.”

Şener’e göre, Erdoğan hiçbir zaman demokrasiyi amaçlamadı. Nüfusunu ve gücünü sürekli artırmayı amaçladı: “Konjektür uygun hale geldikçe ve toplumsal ve kurumsal yapı müsaade ettikçe de bu adımları atmıştır. Bugünkü tek güç haline dönüşmüştür.” diyor ve ilk önemli evreyi partinin Anayasa Mahkemesi’nde kapatılmasının reddiyle Anayasa Mahkemesi denetiminin partide işlemediği görmesi olarak, belirtiyor.

Şener’e göre ikinci eşik, 2010’da yapılan anayasa değişikliği, bu sayede kurumsal yapıları pasifleştiren Erdoğan, yargının kendisine ve milletvekillerine fezleke gönderemez olmasıyla bunu AKP açısından güce, muhalefet açısındansa tehdide dönüştürdü. Şener, AKP’nin bu noktadan sonra dokunulmazlıkları özellikle HDP ve CHP üzerinde bir tehdit olarak kullandığını belirtiyor.

'ÜLKENİN ÇÖZÜME GİTMESİ ERDOĞAN'IN STRATEJİLERİYLE ÖRTÜŞMEDİ'

16 yıllık serüvenin önemli dönüm noktalarından biri olarak barış sürecini de gösteren Eski Başbakan yardımcısı Şener: “Barış süreci, Erdoğan’ın kendi hakimiyeti veya gücünü pekiştiren bir mekanizma olmaktan öte, ülkeyi çözüme götüren ve demokratikleştiren bir mekanizmaya dönüştü ve bu da Erdoğan’ın siyasi stratejilerine uymadı.” diyor ve Erdoğan’ın bu safhada HDP ile havluları atıp burayı bir siyasi mücadele alanına dönüştürdüğünü söylüyor.

Şener’e göre gücün tek elde toplanmasında son aşama, ne olduğu, nasıl olduğu ve kimlerin organize ettiği henüz bilinmeyen 15 Temmuz oldu:

“Şu anda karşıt düşüncelerin söylenmesi yasak olduğundan, tek yanlı yayın yapılıyor ve bizler işin ayrıntısını öğrenemiyoruz. Asker ve sivil tüm muhalefete yapılan baskılar nedeniyle Erdoğan’ın karşısında gücünü sınırlayacak ne siyasi ne de kurumsal bir yapı kaldı.”

Abdullatif Şener’e göre, Türkiye gibi yönünü demokraside tutmaya çalışan, yıllardır AB sürecini yürüten ülkede, yüz yıllık tarihin geriye gidişini yaşıyoruz.

“Politika bir süreç, bu süreç kendi kendine oluşmadı. AK Parti’nin yola çıktığında Türkiye bu hazmetme kapasitesinde değildi. Kurumsal ve sosyolojik birtakım sınırlamaları vardı. Demokrasiyi araçsallaştırmadıkça bu sınırlamaları aşamazdı Erdoğan.”

'KENDİNİ AB ÜZERİNDEN MEŞRULAŞTIRDI'

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başlangıçta siyasi yasaklı olduğunu hatırlatan Şener, Erdoğan’ın meşruiyet elde edebilmek için AB sürecine dayandığını ve içerde kaybettiği meşruiyeti bu yolla yeniden sağladığını belirtiyor:

“Mesafe alabilmek, güç tahkimi yapabilmek için sürekli bazı yerlere dayanmaya ihtiyacı vardı. Bu dayanaklardan biri Avrupa Birliği'ydi, ardından barış sürecinden bir güç elde edeceğini düşünmüştü orada hesaplar karıştı.

Aynı şekilde; Gülen hareketiyle bürokraside güç sağlayabilmek için uzunca bir süre birlikte yürüdü. Orası kendini tehdit eden bir çıkar çatışmasına dönüşünce tasfiye etmeye kalkıştı. Çok girift, karmaşık bir yapı. Bu süreçler tesadüfi süreçler değil, hem siyasi hem hukuki çok karmaşık süreçler. Birliktelikler ve ayrılıklar. Bilinçli bir insan iradesinin işin içinde olduğu ve Türkiye’nin hazmetme kapasitesi ve Erdoğan’ın lehine işleyeceği noktaya geldikçe işleyen süreçler.”

-Bu süreçte kadro içinde kopuşlar ve ayrılıklar da oldu?

“Ben partiden kendi iradesiyle ve bilinçli olarak ayrılan tek insanım. Üstelik saatlerce konuşup, kalmamı istemesine rağmen. Ama şu var sürekli değişiklik yapmak Erdoğan’ın stilidir. Belli bir süre bir yerde kalırsanız kamuoyunun zihinde bir yer edinirsiniz, toplumsal gücü kendi dışında kimseye vermemek için sürekli bu değişimi yapmaktadır. Bu sadece genel merkezde değil il ve ilçelerde de sürekli değişim var. Kimse kök salmasın diye her zaman değişimler oluyor. Bu da planlı bir şeydir.”

“Bunu başkaları nasıl kabul etti diyorsunuz, zaten gelenler partinin kurumsal çatısı altına girdikleri andan itibaren dışarda kalanlara göre güçlü olduklarından kabul ettiler. Gelenler bir gün kendisinin de dışlanacağını hesap etmediği için dışlananlar lehine bir durum geliştirmiyor, kendisini koruma güdüsüne sahip oluyor. Bir süre sonra kendisi de dışarda kalınca bu kez yeni gelenler aynısını yapıyor.”

TÜRKİYE’NİN 70 YILLIK PERFORMANSINDAN DAHA DÜŞÜK BİR BÜYÜME VAR

Özellikle ekonomi kanadındaki zayıflamayı ve ayrılıkları sorduğum da Şener, ekonomideki dönüşümde de demokratikten tek adam baskısına evirilme sürecine işaret ederek, ekonominin geldiği noktanın sorumlusu Erdoğan'dır diyor:

“2007 sonuna kadar Ekonomi Koordinasyon Kurulu Başkanı bendim. Ekonomiden Sorumlu Başbakan yardımcısı bendim. Ekonomik Sorunları İnceleme Komisyonu Başkanlığı yaptım. Bu süreçte bizler sürekli kurullar arası toplantılar yapıyorduk. Ekonomik gidişatı tüm kurumlarıyla gözden geçiyor, stratejiler belirliyorduk.

Bir örnek vereyim, ben bırakırken dolar 1.1 liraydı, şimdi 3.5’u geçmiş vaziyette paranızın güçlü olması demek ekonomiyi yansıtan bir şeydir. Ekonomi zayıfladıkça paranız değer kaybetmeye başlar.

9 senedir milli gelirini artıramamış bir ülke var. Ülkenin milli gelir düzeyi benim bıraktığım düzeydedir sadece hesaplama yöntemlerini değiştirdiler. Eski hesaplama yöntemleriyle milli gelir 9 senedir aynı.

Bıraktığım tarihle bugün arasında kişi başına milli gelir ise 143 dolar azaldı. 

2003 - 2007 arasındaki, yıllık ortalama büyüme oranı 6.9’dur. Son 9 yılın ortalaması 3.2 yılık büyüme oranı yarısından daha düşük. İşsizlik rakamları aynı şekildedir.

Neden? O dönemde demokratik bir ekonomi yönetimi vardı. Herkes kendi görevini yapardı. Talimatla, kumandayla ekonomi birimleri harekete geçmez, birlikte tartışılır, konuşulur herkes kendi görüşünü belirtir, müzakere edilir, politikalar belirlenirdi. Kurumlar diğer ekonomik birimlerle koordinasyon halinde çalışırdı. Merkez Bankası bağımsız olduğunu bilirdi."

‘BAKANLAR KURULUNA DEĞER ATFETMEYE GEREK YOK’

"Ardından tek güç ekonomik politikalarında da hakim oldu. Merkez Bankasına, hazineye, maliyeye talimatlar veriyor. Her bir birimde binlerce ekonomiyle ilgili uzman var. Hiçbirinin söz hakkı kalmadı, ekonomik performansın düşüş sebebi budur.”

-Erdoğan son seçimlerde en önemli argümanı istikrardı. Ekonomik açıdan çizdiğiniz bu istikrar tablosu yanında hükümet ve Bakanlar Kurulu değişimi de koalisyon hükümetleri dönemini yakalamış vaziyette?

“Bakanlar Kurulunda hiç kimsenin kendinden menkul bir değeri yok ki isimleri konuşalım. Giden bakanları da kimse bilmiyor gelenleri de. Son 10 yılda insanların hafızasında kalan bir tane bakan söyleyin bana hiçbirinin insanların hafızasında kalacak icraatı yok. Hepsi sadece koltuklarında oturuyorlar. Talimata göre iş yapıyorlar. Bakanlar Kuruluna bu nedenle bir değer atfetmeye gerek yoktur.

Tek adamın hakim olduğu ülkede istikrar olmaz. İstikrar demokratik kurumların hakim olduğu denge ve fren sisteminin olduğu yerde vardır.”