FARC’ın Hollandalı komutanı Nijmeijer: Barış için masaya oturmak yetiştirdiğin ağacın meyvesini toplamak gibi



Artı Gerçek

Latin Amerika ülkeleri içinde iktidar ve muhalefet güçleri arasında silahlı mücadelenin keskin olduğu yerlerin başında yaklaşık 46 milyon nüfusa sahip olan Kolombiya gelir.


Yavuz ÖZCAN


Latin Amerika ülkeleri içinde iktidar ve muhalefet güçleri arasında silahlı mücadelenin en keskin olduğu yerlerin başında yaklaşık 46 milyon nüfusa sahip olan Kolombiya gelir.
Bu kıtadaki silahlı güçlerden FARC, Kolombiya devleti ile Norveç’in başkenti Oslo’da Ekim 2012 ortalarında başlayıp ve peşinden 19 Kasım 2012’de Küba’da devam eden “barış görüşmeleri” nedeniyle dikkatleri bir kez daha üstüne çekti.

FARC’ın barış görüşmelerine katılan kadın komutanlarından biri de Hollanda vatandaşı Tanja Nijmeijer idi.

Latin Amerika’nın iktidarları ve politik sistemleri ile ilişkisi yüzünden "FARC ve diğer silahlı örgütlerin savaşı, Kolombiya devletiyle olduğu kadar, ABD ile de sürüyor" denirse bu yanlış bir saptama olmayacaktır. Çünkü bu ülkenin her yerinde tekelleri var ve FARC’a karşı savaşında; paramiliter güçleri, uyuşturucu çeteleri, Kolombiya ordusu vb. aygıtları ile onlar da durmaktadır.

ORMANLARIN DERİNLİKLERİNDEKİ GERİLLALAR

Eğer dünyanın en büyük tropikal ormanlarını üs olarak merkez edinirseniz, sizi oradan kendi isteğiniz dışında hiçbir güç çıkaramaz. Tropikal bir ormanda üslenen bir gerilla örgütlenmesinin yenilmesi çok zordur. Oraya savaşmak için giren asker bir daha çıkamaz. FARC, Amazon ormanlarının derinliklerini üs olarak seçmiş bir hareket. İnsanın adeta nefes almakta zorlandığı yerler. Sıcak nemli hava sanki biraz sonra insanı boğacakmış gibi hissettirir. Günlerce yağan yağmurların, hiç durmayacağını düşündürür size. Bir de keskin iğneleriyle vücudunuzda onlarca delik açan sivrisinekleri unutmamak gerekir. FARC uzun yıllar komutanlık yapmış kadın gerillaların ağırlıklı olduğu bir heyetle barış görüşmelerine katıldı.


[Tanja Nijmeijer soldan 3. sıradaki]

FARC ile hükümetin barış görüşmelerinin başarı ile gelişmesi sonrasında, yanımda bir grup İspanyol gazeteci ile Kolombiya’ya uzanan zorlu bir yolculuğun ardından ormanın derinliklerindeki gerilla kampına ulaşıyoruz. Barış görüşmelere katılan kadın gerilla heyeti ile Venezüella - Kolombiya sınırındaki Cucuta bölgesindeki kampta görüştük. FARC’ın kadın komutanlarından Tanja Nijmeijer sorularımızı yanıtladı.

-Avrupalı bir kadın olarak FARC içinde öne çıkan birisisiniz. FARC’ın dış yüzü Tanja Nijmeijer kimdir desem cevabınız ne olacak?

Benim dışımda başkaları da var örgütte. İspanyol, Fransız vb. Ama ben çok kez basına yansıdığımdan öyle bir imaj oluştu sanırım. Kardeşlerimin en büyüğüyüm. Ailem oldukça muhafazakâr görüşlere sahip. Hollanda’nın Denekamp isimli şirin ve küçük bir şehrinde 13 Şubat 1978’de doğmuşum.

-Kolombiya’ya gelişiniz nasıl oldu bize anlatır mısınız?

Kolombiya'da 2000 yılında staj yapmadan önce Groningen Üniversitesi'nde beş yıl İngilizce dil eğitimi aldım. Daha sonra bir özel kolejde İngilizce öğretmenliği yaptım. 2000 yılında Kolombiya’ya dil stajı yapmak için geldim. Burada gazetelerden ve tanıştığım bazı kişiler tarafından Kolombiya’daki eşitsizlikler haksızlıklar anlatılınca çok etkilendim. Bu haksızlıklara karşı FARC örgütünün yıllardır gerilla mücadelesi verdiğini de öğrenince örgüte yakın birileriyle kurtarılmış bölgeye gittim. Orda yaşanılan ve yapılanları gördüm, çok etkilendim. Burada bir süre kaldıktan sonra Hollanda’ya geri döndüm.

-Artık iflah olmaz biri mi oldunuz demek gerekiyor?

Deyim yerindeyse tam öyle oldu. Artık bir "siyasi aktivist" olmuştum. Kolombiya’daki durumu insanlara tanıtmak için bir kaç Kolombiyalı arkadaşla toplantılar, konferanslar yapmaya başladım. Haliyle ailem bu durum karşısında şaşkına dönmüştü. Ağustos 2001 FARC’a katılmak üzere Kolombiya’ya döndüm ve FARC’a katıldım.

-Hemen  gerillaya mı gittin?

Hayır, önce beni şehir çalışmalarına yolladılar, çünkü bilinmiyordum o zaman. Bu sürede, Eillen, Alexandra Narino isimlerini kullandım.

-İlk çalışma alanınız neresiydi?

İlk görev yerim Bogota idi, orada FARC'ın şehir milisiydim. 2003 yılında artık devlet güçlerine deşifre olunca örgüt beni kırsala çekti.

'ÇATIŞMA SIRASINDA GÜNLÜĞÜM ÇANTAMDAN DÜŞTÜ VE BİR DERGİDE YAYINLANDI'

-Şehirden gerilla kamplarına gitmenize neden olan neydi?

2005 yılında bir gazetecinin çektiği videoya devlet güçlerinin el koymasıyla arananlar listesine alındım. Bir çatışma sonrası tuttuğum günlük çantamdan düştü ve askerlerin eline geçti. Günlüğüm haftalık bir dergi tarafında yayınlanmaya başlandı. Tabi burada tuttuğum notlarda katıldığım eylemler de vardı. Basın bu olayı epey çarpıtarak yayınladı. Ardından kıra giderek Carlos Antonio Lozada'nın yoldaşın komutasındaki birliğe katıldım.

-Örgüt içinde çok hızlı yükselmişsiniz, bu sizin çok aktif bir gerilla olduğunuzun göstergesi mi yoksa biraz kayırma var mı?

Kesinlikle bir kayırma yok. Çabuk uyum sağladım. Ben bile inanamadım bu hızlı uyuma, ama sağladım. Elimde geleni yaptım. Ama sanırım örgüt beni çok riskli eylemlere göndermek konusunda bir şekilde korudu. Bu da yabancı olduğum için belki korumak amaçlıdır. 2007 yılının Eylül ayında, FARC sekretaryası, Víctor Julio Suárez Rojas, takma ismi Mono Rojas, birçok merkez üyesi emri altında görev yapmaya başladım ve önemli görev ve sorumluluklar aldım. Sanırım bunları da layıkıyla yerine getirdim.

'FÜZELER 11 ARKADAŞIMIZI YAKARAK ÖLDÜRDÜ; KEŞKE BEN DE ÖLSEYDİM DİYE DÜŞÜNDÜM'

-Peki, ‘hiç lanet olsun içimdeki bu insanlık sevgisine’ dediğiniz zamanlar oldu mu?

23 Eylül 2010, merkezde olan arkadaşımız Jorge Briceño Suarez ve 11 gerilla girdiğimiz bir çatışmada yaşamlarını yitirdiler. Gün boyu askerlerle bir çatışma yaşandı ve çatışmaya akşama doğru savaş uçakları da katıldı. Füzelerle bizi vurmaya başladılar. Bu füzeler 11 arkadaşımızı yakarak öldürdü. Cesetler tanınmaz hale gelmişti. Biz 9 kişi kalmıştık ve çatışma alanında çıkmayı başardık. Öldürülen arkadaşlarımız askerlerce alınıp götürüldüler. Ancak cesetler yandıkları ve tanınmaz halde olduklarından devlet benim de öldürülenler arasında olduğumu açıkladı. Basın günlerce bunu yazdı. Ailem Hollanda Elçiliği'ne başvurarak benim cesedimi almak istemiş. Ancak cesetler tanınmaz halde olduklarından ve benim cesedimin hangisi olduğu bilinmediğinden elçiliğe verilmemiş. Bunun üzerine benim ölümümü teyit etmek için Hollanda Dışişleri Bakanlığı, Hollandalı doktorlar getirterek DNA testi sonucu benim bu gerillalar içinde olmadığımı belirledi. İşte o zaman buna benzer bir duygu yaşadım. Keşke ben de ölseydim diye düşündüm.

-Avrupalı bir kadın olarak farklı bir kültürün savaşına katıldığınız. Burada kadın-erkek ilişkileri veya aşk konusunda zorlandınız mı?

Aşk insani bir duygudur. Aşk olmadan devrim aşkı da insani sevgi de olmaz. Bizde aşk normal ve insani bir duygu olarak görülür ve böyle yaşanır. Görüyorsunuz çoğu gerillanın sevgilisi veya birlikte eş olarak yaşadığını görüyorsunuz. Örgütün belli bir kuralı var, o temelde herkes bu eksende bunu yaşıyor. Çocuk olunca ailelerine veriliyor, bakımlarını onlar üstleniyor. Tabi korunma yolları da var bunlar da biliniyor…

'BARIŞ İÇİN MASAYA OTURMAK YETİŞTİRDİĞİN BİR AĞACIN MEYVESİNİ TOPLAMAK GİBİ'

-Ekim 2012'de Oslo’ya gittiğinizde ve savaştığınız devletin yetkilileriyle bir masada oturduğunuzda neler hissettiniz?

Çok değişik bir duygu bu. Yetiştirdiğin ağacın meyvesini toplamak gibi… Hiç şüphesiz, ülkenin demokratikleşme mücadelesinin başarıları için önemli bu. Öncelikle yasadışı uyuşturucu sorununa çözüm üzerinde anlaşma, biz bu beladan Kolombiya halkını kurtarmak istiyoruz. Toprak reformu hayati bir durum. Büyük uyuşturucu kaçakçılarının durumu var, emeğinin karşılığını alamayan çiftçilerin durumu var... Çok uzun yıllardır süren bu savaşta mağdur olanların sayısı ülkenin yarı nüfusunu geçiyor. Barış herkese, her kesime acil bir şekilde gereklidir.

'HÜKÜMET İLK BAŞTA SÜRECE SİVİL KURUMLARIN KATILIMINDA OLDUKÇA İSTEKSİZDİ' 

-Hükümetin tavrı başlangıçta nasıldı?

İlk başta hükümet toplumun sivil kurumlarının katılımı yönünde oldukça isteksiz oldu, ancak süreç ilerledikçe bunun gerekliliğini onlarda gördü. Çatışma kurbanlarının heyetleri, kadın örgütleri temsilcileri, LGBTİ insanlar, siyah topluluklar, yerli topluluklar, öğrenciler, öğretmenler, girişimciler alındı bu görüşmeler sürecine. Ve bu da barışın ne kadar zaruri olduğunu ortaya koydu. Öldüğümü tam netleştiremeyen hükümet beni Oslo ve Kasım 2012 Havana’da görünce hayli şaşırdılar. Özellikle de askeri istihbarat çok şaşırdı.

-Sizden kurtulamadıklarına şaşırdılar mı?

Sanırım öyle. Gazeteler habire yazıyor benim öldüğümü. Bu psikolojik savaş taktikleridir. Yıllardır bunu yaşıyoruz zaten.

'KÜRT KADINLARININ MÜCADELESİ ÇOK ÖNEMLİ'

-Peki, Kürtlerin durumunu izliyor musunuz ve nasıl tanıyorsunuz?

Elbette izliyorum ve tanıyorum, tanıyoruz. Ben Hollanda’da iken Kürdleri, PKK’yi tanıyordum. Denhag’da iki kez onların derneklerine gittim. Çok hareketli ve inançlı bir halk.

Özellikle Kürd kadınlarının mücadelesi çok önemli. Onlar Suriye ve Irak’ta İŞID’e karşı en önde savaşanlardır. Kürt kadınlarının savaşçılığı dünyanın önde gelen dergilerinin kapaklarına konu oldular. Kürtler dünya çapında tanınan bir mücadelenin sahipleridirler. Suriye'de ülkenin kuzeyinde aktif bir kadın milis ve Kadın Savunma Birlikleri vardır.
Yine HDP, BDP yerel seçimlerde ve genel seçimlerde rekor sayıda kadın aday gösterdiler. Partilerinin kadın eş başkanı var ve bunların birinin erkek birinin kadın olması da çok önemlidir. Siyasi yaşama kadınların katılımı çok önemlidir.

-Daha çok Kürt kadınları hakkında bilgi sahibisiniz sanırım…

Yok, genel bilgilerim var. Kürtlerin mücadelesinin ilk anından itibaren kadının rolü hep öndeydi. PKK Lideri Abdullah Öcalan, Kürt hareketi içinde kadın örgütlenmesinin güçlendirilmesi ve kadınların özgürleşmesine katkıda bulundu, bu da çok önemlidir. Öcalan’ın kadınları desteklemesi Kürdistan özgür kadın hareketini ve kadın hareketini askeri bir bileşen olarak kurmasını teşvik etmesi ve desteklemesi bence çok önemlidir. Kürt kadınının siyasal yaşama hem siyasi hem de askeri katılımı ile Kürt kadınları, gücünü ve toplumdaki yerini ortaya koyuyor.