'Mevzubahis Kürt meselesi olunca aynı hizada duruyorlar'



Artı Gerçek

HDP'li Garo Paylan,TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda devam eden görüşmeleri değerlendirdi.


TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda devam eden görüşmelerinde devletin, bakanlıkların kıt kaynaklarını 2019’da hangi kalemlere harcayacakları belirleniyor.

Bütçe belirlenme sürecine en fazla hakim milletvekillerinden biri olan Garo Paylan, iktidarın kıt kaynakların büyük bölümünü güvenlikçi politikalara ayırdığını ve HDP dışındaki muhalefetin de belli başlıklar haricinde bu yaklaşıma itiraz etmediğini ileri sürdü. 

CHP, MHP ve İYİ Parti'nin bütçe görüşmeleri sırasında Hulusi Akar’ın Milli Savunma Bakanlığı bütçesinin yüzde 50 artırılması önerisini az bulduğunu belirtti. Paylan, "Temelde bir itiraz yok. Mevzubahis Kürt meselesi olunca, aşağı yukarı aynı hizada duruyorlar" dedi. 

İrfan Aktan, TBMM Genel Kurulu’ndaki iki haftalık görüşmelerle karara bağlanacak olan “devletin 2019 bütçesini” kalem kalem, HDP Diyarbakır Milletvekili, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Garo Paylan’la konuştu.

Paylan'ın Gazete Duvar'da yer alan açıklamalrının bir bölümü şöyle: 

CHP ve İYİ Parti’nin bütçe görüşmelerindeki genel tutumu ne yönde?

Hulusi Akar, Savunma Bakanlığı bütçesini yüzde 50 artırmayı önerdiğinde CHP’nin sözcüsü “sayın paşam, bu bütçe size yetmez, bunu artırmamız lazım” dedi. MHP zaten gerekirse bütün bütçeyi Savunma Bakanlığı’na ayıralım noktasında. İYİ Parti de bu bütçeyi artırma taraftarı. Oysa Savunma Bakanlığı bütçesinde yüzde 50’lik bir artış söz konusuyken, üniversiteli öğrenci bursu yüzde 6, tarım destekleri yüzde 10’da tutuldu. Halkı, halkın refahını ilgilendiren bunun gibi onlarca kalem var. Çocuğuna pantolon alamadığı için babaların intihar ettiği bir ülkede, çok büyük kaynakları tamamen savunmaya aktarmış durumdayız. Fakat maalesef siyaset arenasında HDP dışında buna itiraz eden yok.

HDP dışındaki muhalefet sadece Savunma Bakanlığı bütçesi için mi artış taraftarı oldu? Bütçenin genelinde de savunma kalemlerine ağırlık verilmesini destekliyorlar mı?

Temelde bir itiraz yok. Mevzubahis Kürt meselesi olunca, aşağı yukarı aynı hizada duruyorlar.

Bütçede öğrenci burslarının, tarım desteklerinin çok küçük kalemlerle yer almasının Kürt meselesiyle ne ilgisi var?

Elbette bunlara karşı onların da itirazları var. Fakat bütçe tasarrufu kıt kaynakları nasıl dağıtacağınıza bağlı. Burada da siyasetçinin tercihi belirleyicidir. Millet bizi seçmiş ve bütçe hakkı da bizdedir. O halde bizim, bu kıt kaynakların nasıl kullanılacağına ilişkin iktidarı zorlamamız gerekir. “Kaynakların önemli bir bölümünü savaşa, silaha, S-400’lere, tanklara ayıracağım” diyen bir iktidarı dengeleyebilmemiz lazım.

Elbette güvenlik bir ihtiyaçtır ama kaynakları yalnızca tanka, topa ayırarak bu ülkenin güvenliğini, huzurunu sağlayamazsınız. Meclis olarak bunu iktidara söylemeli ve bütçeyi de buna göre dengeleyebilmeliydik. İktidara barışçıl politikalar yönünde adım attırılırsa, güvenliğe ayrılan kaynakların önemli bir kısmı öğrenci bursuna, suya, okula, tarıma aktarılabilir. Sadece S-400 projesinden vazgeçsek, 200 bin öğretmen ataması yapabiliriz. Nasıl bir bütçe yapacağınız, siyasi tercihe bağlıdır. Soğuk rakamlardan söz ediyoruz ama aslında bütçeler siyasi metinlerdir, bir ülkenin vicdanıdır. Ne yazık ki mevcut bütçe vicdansız ve adaletsizdir.

BÜTÇENİN ÖZETİ: DAHA FAZLA SİLAH, DAHA AZ OKUL

Hemen her sene bütçe belirlenme aşamasında güvenlikçi politikalara ayrılan kaynaklar tartışma konusu olmuyor mu?

Çözüm sürecinde, bütçedeki güvenlikçi kalemler o kadar önemsizdi ki, tartışmıyorduk bile. Sadece 2015’te güvenlik harcamaların toplamı 50 milyar liraydı, bugün 150 milyar lira! Bu bütçenin özeti şu: Daha fazla silah, daha az okul, daha az öğretmen ataması, daha az hastane, yol, öğrenci bursu…

Bizi TBMM’ye getiren taksi şoförü trafik cezalarındaki yeni düzenlemeden şikâyet ederek “bir tek gözümüzün üstünde kaşımız olduğu için ceza kesmedikleri kaldı, ekonomik krizin faturasını bizden çıkarıyorlar” diyordu…

10 bin liralık arabası olan gariban da 10 milyonluk arabası olan zengin de benzin istasyonuna gittiğinde aynı oranda vergi ödüyor. Vergilerin yüzde 70’in üzerindeki kısmı bu tür dolaylı vergilerden toplanıyor. Gelir üzerinden alınan vergiler ise yine yoksullardan ve orta kesimlerden toplanıyor. Servetin yüzde 60’ına sahip olan toplumun yüzde 1’i, toplam vergilerin yalnızca yüzde 5’ini ödüyor. 

Oysa gelir ve servet adaletinin sağlanması için bu yüzde 1’in, vergilerin en az yüzde 50’sini ödemesi gerekiyor. Dolayısıyla bütçenin gider kaynakları vicdansız olduğu gibi, gelir kaynaklarında da vicdansızlık var. 2019 yılında bu vicdansızlık daha da derinleşecek. Harcamalar, araba, ev satışları düştü. Hükümet daha çok AVM’lerde satılan mallardan, arabalardan, evlerden vergi alırdı. Bu satışlar düştüğü halde iktidar yine zenginlere yüklenmiyor. Nitekim bu konuda herhangi bir düzenleme yapılmadı. Buna mukabil evlerden, arabalardan alınan vergilerde, cezalarda artışa gidiliyor. Enflasyon da bir vergidir ve şu an yüzde 26’da. İşçi-memur maaşlarındaki zam artışını yüzde 10’da tutacaklar. Bu da yeni bir yoksullaşma etkisi yaratacak. İnsanlar yoksullaştıkça harcamaları da azalacak. O zaman hem devlet vergi alamaz hem de piyasadaki iş hareketliliği azalır.

Buna karşı sizin çözüm öneriniz nedir?

Yoksul kesimlerin daha da yoksullaşmaması için, harcamalarını sürdürebilecekleri, ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir ekonomi politikası güdülmesini öneriyoruz. Fakat bunun için güven lazım ve biz tüketici güven endekslerinde en dipteyiz. Eğer geleceğinize dair güven duymazsanız, harcamalarınızı kısarsınız. O zaman esnaf da satış yapamaz, esnafın mal aldığı fabrika da. Neticede piyasada yeni kasılmalar meydana gelir.

2019 BÜTÇESİNİ İLK ÜÇ AYDA HARCAYIP ‘SONRASI ALLAH KERİM’ DİYECEKLER

İktisatçılar AKP’nin ekonomi politikasını hep popülist olmakla eleştiriyorlardı. Eğitim, sağlık, tarım bütçesini kısmak, halkın alım gücünü zayıflatan zamlara ve cezalara yönelmek, ekonomik krizin faturasını topluma ödetmek oy hesabı yapan herhangi bir iktidar açısından negatif sonuçlar yaratmıyor mu? Bu açıdan AKP’nin ekonomide popülist politikalardan vazgeçtiği söylenebilir mi?

Hayır. 24 Haziran seçimlerine giderken AKP, kredi garantileriyle, müteahhit ödemeleriyle, bazı altyapı yatırımları konusunda muslukları sonuna kadar açarak piyasada geçici bir para bolluğu yarattı. Bu bir kortizon etkisiydi. Hastaya kortizon verdiğinizde geçici olarak kendisini iyi hisseder. Ama seçimlerden sonra kortizon kesildiği an krize düştük. Bunun üzerine piyasayı bir miktar kastılar. Fakat yerel seçimlere dört ay kaldı.

Yani?

Biz bu bütçeyi TBMM’de onaylarsak, açıkçası Ocak ayından itibaren, yerel seçimleri atlatana kadar belli kalemlerin bir yıllık bütçesini üç ayda harcayacaklarını, “sonrası Allah kerim” diyeceklerini düşünüyorum.

Hangi kalemlerden söz ediyorsunuz?

Mesela bütçe üzerinde belediyelere transfer kalemleri var. Benim beklentim bu transferlerin 2019 yılının ilk üç ayında yapılacağı yönünde. Belediyeler de bu harcamaları yılın ilk üç ayında yaparak hem icraat yaptıklarını gösterecekler hem de bu para piyasada geçici bir hareketlilik yaratacak. Keza çiftçi destek kredileri büyük olasılıkla yılın ilk üç ayında verilecek. Karayollarında, diğer alanlarda da ağırlık seçimler öncesine verilecek ve bu da seçime kadar tekrar bir kortizon etkisi anlamına gelecek. Ama seçimden sonra kaynaklar tüketilmiş olacağı için krizin etkileri daha ağır bir şekilde görülecek. Tabii AKP açısından önemli olan seçimi atlatmak, sonrası değil.

SAĞLIK BÜTÇESİNİN ÖNEMLİ BÖLÜMÜ MÜTEAHHİTLERE GİDECEK

İsterseniz tek tek bakanlıkların bütçeleri üzerinden devam edelim. Mesela Sağlık Bakanlığı bütçesindeki artış kalemleri neler?

Sağlık Bakanlığı bütçesi yüzde 29 artırıldı. Yüzde 26’lık enflasyona bakınca, bu artışı iyi bulabilirsiniz ama öyle değil! Çünkü bu artış ilaç harcamalarına veya sağlık emekçilerinin maaşlarına değil, şehir hastanelerine yansıyacak. Şehir hastanelerini yaparken “devletten beş kuruş para çıkmadı” dediler. Oysa müteahhitlere Dolar ve Euro bazında hazineden kira ve gelir garantisi verilmişti. Dolar 2 lirayken bu hesabı yaptılar ama 6 liraya çıktı. Dolayısıyla o kiralar için gelecek yıl birkaç yandaş müteahhite 6,5 milyar lira aktarılacak. Dolayısıyla bütçedeki yüzde 29’luk artışın arkasında bu var. Fakat hizmet kalemlerine baktığımızda aslında sadece yüzde 15’lik bir artış söz konusu. Bu da sağlığa yapılan harcamaların düşeceği, müteahhitlere aktarılan paranın artacağı anlamına geliyor.

BÜTÇEDE ODTÜ VE BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ CEZALANDIRILDI

Üniversiteler için ayrılan bütçede nasıl bir politika izlenmiş?

Mesela ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi’nin bütçede cezalandırıldığı net olarak görülüyor. Enflasyonun yüzde 26’da olduğu bir dönemde bu üniversitelerin bütçesi yalnızca yüzde 10 oranında artırılmış. Koskoca Boğaziçi’ne bilimsel araştırma için sadece 6 milyon TL ayrılmış. Harvard Üniversitesi’nin bilimsel araştırma bütçesi ne kadar, biliyor musunuz? 300 milyon Dolar! Boğaziçi’nin 6 milyon TL’si 1 milyon Dolar ediyor. Her ülkenin sembol üniversiteleri vardır. Türkiye’nin sembol üniversiteleri ODTÜ, Boğaziçi, İTÜ gibi okullardır. Bunlar hem bilim hem de beşeri sermaye üreten ve yarattıkları ışıkla diğer üniversiteleri de aydınlatan kurumlar. Siz bu ışıkları söndürdüğünüzde diğer üniversiteleri de karanlıkta bırakırsınız.

AKP-MHP GERİLİMİ, AKP-FETHULLAH GERİLİMİNİN BAŞLANGICINA BENZİYOR

Bu arada AKP ile MHP arasında öğrenci andı üzerinden yaşanan gerilimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKP’yle MHP arasındaki gerilimin başlangıcı, AKP ile Fethullah arasındaki gerilimin başlangıç aşamasına benziyor. Aslında AKP nasıl ki geçmişte Fethullah’ın ideolojisiyle yürüyor idiyse şimdi de MHP’nin ideolojisiyle yürüyor. MHP AKP’ye değil, AKP MHP’ye yedeklendi. Ama bunun içeride bir rahatsızlık yarattığını Meclis’te görüyoruz. Pek çok AKP’li bu durumdan net olarak rahatsız ve merkeze, Erdoğan’a doğru bu yönde bir basınç uyguluyorlar. Bahçeli’nin geçtiğimiz günlerde yerel seçimlerde Cumhur İttifakı olmayacağına ilişkin açıklamasına Erdoğan’ın gösterdiği refleks de, Fethullah’la gerilimlerinin başlangıç aşamasına benziyor. MHP’nin ideolojik basıncının da AKP’de yeni bir gerilim hattı oluşturduğu görülüyor. Öğrenci andı bu gerilim hattının sembolü oldu. (POLİTİKA SERVİSİ)