Genelkurmay N. Hikmet’e yaptıkları için özür dilemeli



Artı Gerçek

Cumhuriyet, Nazım Hikmet’in mahkum edildiği davalarla ilgili Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın gizli bir genelgesini yayınladı.



Başlığa bakıp, haklı olarak, “Sadece Nazım Hikmet’ten mi?” diye soranlar çıkacaktır.

Hatta, “Birçok Türkiye vatandaşından, cumhuriyet tarihi boyunca yapılan katliamlar, işlenen cinayetler, insan hakları ihlalleri ve darbeler, darbe girişimleri vb. hepimizin bildiği faaliyetleri nedeniyle özür dilese yeridir.” diyenler de tabii ki olacaktır.

Ama daha çoğumuz, “Bizde Genelkurmay’ın, devletin ya da herhangi bir kurum ya da sorumlu mevkide bulunan bir görevlinin herhangi bir konuda özür dilediği görülmüş müdür ki, şimdi böyle bir şey bekleyelim” diye düşünecektir.

Ben de bütün bu gerçekleri biliyorum tabii. Bu ülkenin kıdemli(!) vatandaşlarından biriyim.

Cumhuriyet’ten bu yana yapılan yanlışları, kasıtlı eylemleri, hukuk dışı operasyonları vb. sayıp dökmeyi başka bir yazıya bırakalım.

Genelkurmay, çok yakın bir geçmişte, 28 Aralık 2011’de Roboski’de, çoğu çocuk 34 günahsız köylüyü bombalayarak öldürdüğü halde, “Biz yanlış yapmışız, halkımızdan özür diliyoruz” dedi mi?

Nazım Hikmet için mi diyecek?

Bütün bunlara rağmen, kalkıp, “Genelkurmay Nazım Hikmet’e yaptıkları için özür dilemelidir” dememin sebebi, Cumhuriyet’te önceki gün Işık Kansu’nun yayınladığı bir belge oldu.

Köy Enstitüleri’nin öncülerinden Milli Eğitim eski bakanı İsmail Hakkı Tonguç’un arşivinden çıktığı açıklanan belgede, dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Nazım Hikmet’in 28 yıla mahkum edildiği davayı anlatıyor. Mareşal, Hikmet’in askeri mahkemede orduyu ve donanmayı isyana teşvik suçundan mahkum edilişiyle ne kadar doğru bir iş yapıldığını, komünistlere göz açtırılmaması gerektiğini belirtiyor.

Bu belge, dünya çapında bir şair ve düşünce insanının, sırf komünist olduğu için yaşamının düzmece bir yargılamayla nasıl tahrip edildiğinin, özgürlüğünün 13 yıl boyunca nasıl gasp edildiğinin yüz kızartıcı bir kanıtıdır.

Bunun planlı bir ordu operasyonu olduğunu bizzat Genelkurmay Başkanı itiraf etmektedir.

Nazım Hikmet’e atılan iftiranın ve yüklenen suçlamaların düzmece olduğu zaten biliniyordu. Uyduruk bir ihbarla Nazım Hikmet hiç tanımadığı Harp Okulu öğrencileri ile birlikte askeri ve donanmayı isyana teşvik suçlarıyla yargılandı ve yaşamının 13 yılını cezaevlerinde geçirmek zorunda kaldı.

Delil olarak gösterilen tek şey, bazı Harp okulu öğrencilerinin Nazım’ın kitaplarını okuyor oluşu idi.

Tabii ki gerçek gerekçe Nazım Hikmet’in o gür muhalif, komünist sesi, herbiri elden ele dolaşan şiirleri ve yazılarıydı. Amaç bu sesi kesmekti.

1938’lerde Avrupa’da yükselen Faşizm ve Nazizm Türkiye’de de tek parti iktidarı eliyle yükseliyordu. Solcular, komünistler ve ilericiler üzerinde ağır bir baskı uygulanıyordu.

Nazım Hikmet buna rağmen susmayınca, geri adım atmayınca diğer muhaliflere, ilericilere örnek olsun diye kurban seçildi.

Nazım hakkında, 28 yıla mahkum edildiği bu son iki davanın öncesinde de onlarca dava açıldı. Yaşamı neredeyse sorgulamalarda, mahkemelerde ve cezaevlerinde geçti

Avukat Atilla Çoşkun, ‘ Nazım’ın siyasal yaşamı ve davaları’ başlıklı kitabında bu davaların genel bir değerlendirmesini yapıyor.

Şair hakkında açılan davaların sayısı 11. İlk dava 1925 yılında açıldı. Ondan sonra neredeyse her iki yılda bir mahkeme önüne çıktı. Bazı yıllarda ise iki, hatta üç kez yargılandığı oldu.

Bu yargılamalar sonucunda 34 yıla yakın ağır hapis cezası aldı.

Çeşitli tarihlerde çıkarılan af yasaları nedeniyle, bu cezaların yalnızca 16 yılı infaz edilebildi.

Aldığı cezalardan 13 yılını ise aralıksız olarak çekti.

GENELKURMAY BAŞKANININ GİZLİ YAZISI

Işık Kansu Cumhuriyet’teki haberinde, Tonguç’un arşivinden çıkan belgenin Hikmet’in mahkumiyetinden 6 ay sonra yayınlanan gizli bir genelge olduğunu yazıyor.

2804 sayı ve 10 Haziran 1938 tarihli Fevzi Çakmak imzalı genelgede, Nâzım Hikmet’in karşılaşmalarının, sohbetlerinin ‘şebeke’ suçu sayıldığını aktarıyor. Yazıda, soruşturmalar sonrası ordunun komünizm tehlikesinden arındırıldığının belirtildiği de anlatılıyor.

Belki tekrar olacak ama Cumhuriyet’te yayınlanan haberin kısa bir özetini aktarmak istiyorum. Çünkü haberde yer alan bu belge bence, Genelkurmay’ın Nazım Hikmet’in 13 yıl hapiste kalmasına sebep olan entrikasını, düzmece davanın arka planını anlatıyor. (Cumhuriyet, 14 Eylül 2018)

“Genelkurmay Başkanlığı’nın genelgesi, 17 Ocak 1938 günü Nâzım Hikmet’in soruşturmaya uğratılıp tutuklandığı günleri özetleyen bir bölümle başlıyor:

“1- 1938 senesi başlarken Harp okulunda dört talebenin kendilerini komünizm cereyanına kaptırdığı haber alınarak araştırma ve soruşturmalar yapıldı. Gerek bunlar ve gerekse bunlarla arkadaşlıkları ileride olan ve kendilerinin de bu yola kapıldıklarında şüphe edilen ve daha on beş ve bilahara iki, ki ceman yirmi bir talebe, mezkur Okul Amiri Adliliğince tevkif ve tecrit edilerek haklarında ilk tahkikat açıldı.

İlk tevkif edilen dört talebenin ve bütün bu tahrikatın ele başısının evvelce jandarmaya ayrılan ikinci sınıf talebesinden Ömer Deniz olduğu ve komünist şair Nâzım Hikmet ile bu yolda temasta bulunduğu anlaşılarak Nâzım Hikmet dahi tevkif edilip Ankara’ya getirildi. Bundan başka öğretmen Lûtfiye Talu ve sivil talebe Hasan, Safer ve Adnan ve gazete müvezzii Yakup ve Devlet demiryollarında müstahdem sivil memur Mustafa Ergün ve er Kenandan dahi şüphe edilerek cümlesi tevkif ve tahkikatın hitamında duruşmaları yapılarak Şair Nâzım Hikmet’in askeri ceza kanununun 94. maddesine tevfikan onbeş sene ve Ömer Deniz’in yine aynı maddeye tevfikan dokuz sene ağır hapse konulmalarına ve fakat Ömer denizin yaşı itibarile cezanın yedi sene altı ay ağır hapse indirilmesine.

Genelkurmay Başkanlığı’nın “çok gizli” damgası bulunan genelgesinde, Nâzım Hikmet’in “kaleyi içten fethetme” yöntemi ile orduyu bozmak istediği suçlamasına yer verilerek, yürütülen soruşturmalarla ordunun “bu yıkıcı ve öldürücü kışkırtmalardan kurtarıldığı” da ifade ediliyor.”

Bu belgeyi okuduktan sonra yukardaki başlığı yazdım. Abesle iştigal olduğunu tabii ki biliyorum, ama yine de söylüyorum:

“Genelkurmay, TC devleti Nazım Hikmet’e yaptıklarından ötürü özür dilemeli.

Ayrıca, mahkemelerde, hapishanelerde geçen yıllarında yazamadığı şiirlerden, üretemediği yazılardan mahrum bırakıldığı için de bütün dünya halklarına özür borcu var.

Not:

Yazıyı bitirdikten sonra internette şu habere gözüm takıldı:

“Cumhurbaşkanı Macron önceki gün Cezayir’in özgürlüğünden yana olduğu için 62 yıl önce Fransız askerleri tarafından işkenceyle öldürülen bir matematik öğretmeninin 87 yaşındaki eşi ve kızından devleti adına özür dilemeye gitti. Özrünü yazılı bir devlet belgesi halinde onlara sundu.”