‘Gül artık siyaset yapamaz, Arınç'ı konuşturan ise mecburiyetler'



Artı Gerçek

Dengir Mir Mehmet Fırat, AKP’nin içini iyi bilen siyasetçilerden biri. Fırat ile gündemin sıcak konularını Artı Gerçek için konuştuk.



Fehim IŞIK


POLİTİKA - Dengir Mir Mehmet Fırat, 1943 Adıyaman Kahta doğumlu. Deneyimli bir siyasetçi. Üç dönem AKP milletvekilliği yaptıktan sonra Erdoğan ile uzlaşamadı ve Genel Başkan Yardımcısı iken bu partiden ayrıldı.

Zamanında dedesi de amcası da milletvekilliği yapan ailesinin birçok bireyinin siyaseti sağ ve muhafazakâr kimlikli partilerde sürdürdüğü Dengir Mir Mehmet Fırat’ın sağ tandanslı partilerle yolu HDP ile birlikte ayrıldı. AKP’den sonra HDP’ye katılan Fırat, 7 Haziran 2015’te yapılan genel seçimlerde bu kez Mersin milletvekili olarak parlamentoya döndü.

Fırat için AKP’nin iç yüzünü en iyi bilen siyasetçilerden biridir de diyebiliriz. Erdoğan dahil, AKP’nin neredeyse tüm yöneticilerini yakından tanıyor. Bunların birçoğu ile uzun yıllar birlikte çalıştı.

Dengir Mir Mehmet Fırat ile Artı Gerçek için konuştuk. Fırat, toplumu zapturapt altına alan Erdoğan’dan, tartışmalı bir süreç sonrasında aday olmayacağını açıklayan Abdullah Gül’e, uzun bir ayrılıktan sonra Erdoğan’ın çağrısıyla yeniden aktif siyasete dönebileceği işareti veren Bülent Arınç’tan, CHP’nin seçim tutumuna, HDP’nin cumhurbaşkanı adayından Türkiye’nin 24 Haziran’da yapmayı kararlaştırdığı erken seçime kadar birçok sorumuzu yanıtladı.

‘2007’DE ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI ADAYI OLACAKTI’

- Her ikisini de iyi tanıyorsunuz. Abdullah Gül’ün tartışmalı adaylık süreci, Erdoğan ile tam bir ayrışmayı beraberinde getirmiş midir?

Erdoğan ile Gül arasında ayrışma zaten yaşanmıştır ve bir daha da birleşmenin olacağı kanısında değilim. Ancak bu Abdullah Gül’ün yeni bir siyasal sürece adım atacağı anlamına da gelmez. Sayın Gül, yapısı itibariyle buna müsait bir kişi değil.

Aslına bakarsanız Gül ile Erdoğan arasındaki çatışmanın çok daha öncesi var. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adayı olma iddiası öncesinde başlayan bir süreçten söz ediyorum. Hatta 2007’e kadar giden bir süreçten de söz edebiliriz. O dönem Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olmak istiyordu. Buna karar da vermişti. Çeşitli nedenlerle vazgeçti ya da vazgeçmesi istendiği için vazgeçti...

- Vazgeçti mi vazgeçirildi mi?

O tarihte nasıl vazgeçtiğini biliyorum. Bir dış etkenden söz etmiyorum. Biliyorum ama şimdi bunları açıklamanın zamanı değil.

- Askerler mi vazgeçmesini sağladı?

O zaman askerler, eşinin başörtülü olması nedeniyle Abdullah Gül’ü istemiyordu. Tayyip Bey’in durumu ayrı. O durum şimdilik bana kalsın.

‘GÜL İLE ERDOĞAN ARTIK BİR ARAYA GELEMEZ’

- Peki, yine yol ayrımına gelelim…

2007’de AKP çoğunluk sağlamıştı. Anayasa değiştirecek çoğunluğu da vardı. Anayasa değişikliği yapmak için bir kurul oluşturuldu. O kurulun başında ben vardım. O dönem cumhurbaşkanlığı seçiminin ötesinde yeni, demokratik bir Anayasa yapılması önceliği vardı.

- Erdoğan ile karşı karşıya gelmeniz o dönemde mi yaşandı?

Bizim Tayyip Bey ile çatışmamız 2007’deki Anayasa çalışmasından sonrasına tekabül ediyor. Bir MYK toplantısında geçmişin ve geleceğin değerlendirilmesi ile ilgili yaptığımız bir görüşmede ayrılmaya karar verdim. Ben o toplantıda ilk defa Tayyip Bey’in asıl yüzünü görme olanağına sahip oldum. Bu toplantı sırasında hemen karar verdim ve partideki görevimden istifa ettim.

Şimdi bu tartışmaları yeniden anımsayınca, Abdullah Gül ile AKP arasında yeniden bir birleşme olacağını zannetmiyorum. Ancak dediğim gibi Gül’ün bir hareket başlatacağı kanısında da değilim.

‘SİYASETE ADIM ATACAKSANIZ MUTABAKAT ARAMAZSINIZ’

- Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz?

Kişi siyasi hayatını devam ettirmek istiyor ise siyasette mutabakat aramaz. Siyasette böyle bir şey olmaz. Siyasette mutabakat olsa o zaman tüm partiler tek parti olmalı. Fikir ayrılıkları farklı partilerin oluşumunun nedenidir. Kaldı ki Sayın Gül’e Genelkurmay Başkanı ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ı gönderdiler. Bu bir tehdittir. Bunu da ileri sürerek mutabakatı değil, Cumhurbaşkanı adaylığını ilan etmiş olsaydı öyle sanıyorum ki istediği mutabakat da sağlanırdı. Ama siz görüşmelerle bir mutabakatın sağlanacağını düşünüyorsanız bu mümkün değil, çok zor bir iş. İkinci turda mecburen bir mutabakat sağlanır. Buna ilişkin bir hesap yapılabilirdi. İkinci tura kalınır mı, kalınmaz mı? Mesele bu olmalıydı. Bana göre Abdullah Bey, gerek stratejik, gerek taktik yönden yanlış bir davranışın içinde oldu. Bu nedenle Abdullah Gül bundan sonra siyasetin içinde olamaz, kaybetti, diyorum.

‘ARINÇ İLE ERDOĞAN’I BİR ARAYA GETİREN KARŞILIKLI MECBURİYETTİR’

- Bülent Arınç’ın tutumu için ne dersiniz? Erdoğan’a desteğini açıkladı. Hatta Abdullah Gül’e sitem etti...

Bülent Arınç ile AKP arasında anlaşma sağlanmış mıdır, yoksa sağlatılmış mıdır, buna da bakmak lazım. Ben bir anlaşma sağlatıldığı inancındayım. Mecbur oldukları için bir araya geliş söz konusudur.

- Ama bazı AKP’lilere dönük sert açıklamalar yaptı...

Ben Bülent Bey’i iyi tanıyorum. Hakikatten kişiliğine karşı yapılacak hareketlere sert tepki verebilecek bir mizacı var. Abdullah Gül de son açıklamasında bazı AKP’lilere dönük konuştu. Cumhurbaşkanı’nın etrafındaki belli bazı isimler bunların kişiliklerine varıncaya kadar ağır hakaretler yaptılar. Bülent Bey’de geçmişte aynı şeyle karşılaştı. Bu duruma Cumhurbaşkanı hiçbir zaman, ‘Durun ne yapıyorsunuz? Benim arkadaşımdır’ falan demedi. Dolayısıyla şunu anlamak lazım. Bülent Bey’e yapılan o hakaretler aslında Cumhurbaşkanı’nın tasvibiyle olmuştur. Buna rağmen Bülent Bey eğer AKP’ye yeniden yaklaşmış ise başka nedenler vardır.

‘ARINÇ’IN TUTUMUNUN GÜLEN İLE İLGİSİ OLABİLİR’

- Gülen Cemaati ile ilgili Bülent Arınç hakkında yazılan çizilenler oldu. Bir neden bu mu?

Gülen Cemaati ile ilgisi olabilir. Benim kanıma göre bu durum öncelikli bir neden. O bir, bir buçuk saatlik görüşmede önüne başka nedenler de konmuş olabilir. Bülent Bey, böyle bir sürecin içine mecburen girmiş olabilir. Yoksa Bülent Bey’in bundan önceki konuşmalarını dinleyecek olursanız AKP’ye ilişkin pek tasvipkar olmadığını görürsünüz. Mevcut Cumhurbaşkanı’nın yönetimine başkaldırıyı Bülent Arınç’ın açıklamalarında bir nevi görmem mümkün. Ama şimdi gayet mülayim bir şekilde AKP önünde beyanat veriyor ise bunu pek normal saymak mümkün değil. Zaten Türkiye’de şu an hiçbir şey normal değil. Bu da normal olmayan bir şey.

‘HDP BÜYÜK FEDAKARLIK GÖSTERDİ’

- Birçok normal olmayan durum arasında bir de HDP’ye dönük bir dışlanmışlık var.

HDP’ye dönük tutum ilginç tabi. Kendisine dönük bir dışlanmışlığa rağmen ortak hareket edilmesi için HDP’nin bir ön kabulü vardı. Mühim olan Türkiye’deki anormal durumun normalleşmesi için herhangi bir birliktelik olmasa bile ortak olmayı başarmaktı. HDP, bu yönlü bir desteğinin olacağını taraflara açıkça ifade etti. Çok büyük bir fedakârlık gösterdi.

HDP ve Kürtler başından beri hedefte. Öylesine bir anti propaganda yaşama geçirildi ki muhalefette bile HDP’yle işbirliği yapması durumunda zarar göreceği kanısı hasıl oldu. Şunu söyleyeyim. HDP’nin bir baraj sıkıntısı yaşadığına inanmıyorum.

‘HİLE OLACAKSA SEÇİMİN NE ANLAMI VAR?’

- Seçime hile karıştırılacağına, adil bir seçim olmayacağına dair birçok iddia var. Buna rağmen mi HDP barajı aşar?

Kanımca normal olmayan bir durumdan söz ediliyor. Eğer öyle olacaksa o zaman zaten bu seçimin bir anlamı kalmaz. Şimdiden seçimde kim kazanır, kim kaybederi net ifadelerle söylemenin gayreti içinde olmamak lazım. Bir şeye hile karıştığı takdirde ki Anayasa oylamasından sonra bu görüldü, normal seçimin yapılabilmesinin mümkün olmadığını ben de görüyorum. Yani ben de normal bir seçim olacağı kanısında değilim. Zaten seçimlerin yasal alt yapısı da iktidar tarafından buna uygun olarak hazırlandı. Buna rağmen böyle davranmamak lazım.

- Bu kaygılar varken normal davranmak nasıl mümkün olacak?

Bilirsiniz, savaşı kaybeden komutana sormuşlar, ‘Neden kaybettin?’ O da ‘5 tane sebebi var’ demiş. ‘Say’ demişler. ‘Birincisi, barut bitti’ diye başlayınca saymaya, ‘Ondan sonra saymana lüzum yok’ cevabını almış. Hakikatten Türkiye’de adil bir seçimi yapacak ortam yok ise artık onun ötesini tartışmanın da bir anlamı yok.

‘AVRUPA VE ABD’NİN TUTUMU İKTİDARI ETKİLEMEZ’

- Avrupa Parlamentosu, ABD seçimlere ilişkin açıklama yaptılar. Sizce bu durum seçim sonrasında bir meşruiyet tartışmasına neden olmaz mı?

Aslına bakarsanız Avrupa Parlamentosu’nun (AP), Avrupa Birliği’nin (AB), ABD’nin umurunda değil. Seçimlerde hileyi göze almış bir yönetim için başkalarının ne dediğinin bir önemi yok. AP, AB, ABD, AGİT ne der diye düşünmez bu yönetim.

Türkiye’nin yönetimi, iktidarı açısından zaten bir meşruiyet sorunu var. Bu sorun tartışılıyor zaten. Türkiye’nin hangi yurt dışı ilişkileri iyi? Avrupa’yla mı iyi? Ortadoğu’daki ülkelerle mi? Hangisinde bir itibarı var? Hangisiyle normal bir ilişki yürütebiliyor? ABD’yle normal bir ilişki mi var? Bunların hepsi zaten sorunlu. Eğer hile yapılacak ise bu iktidar bunu göze almış. Çünkü iktidardan düşme korkusu çok büyük. İktidardan düşmek, bunlar açısından yargılanmak anlamına gelir. Hatırlarsanız AKP iktidara geldiğinde Anavatan Partisi Genel Başkanı da dahil olmak üzere o zaman MHP’li bazı bakanları da iktidardan düştüklerinde Yüce Divan’a gönderdiler. Ayrıca onları Yüce Divan’a gönderen gerekçeler bugünkü iktidarın yaptıkları kadar güçlü de değildi. Bu nedenle ben pek hukuka uygun davranacaklarını düşünmüyorum. Ancak toplumun, diğer partilerin, tüm kesimlerin güçlü bir biçimde hilenin önüne geçmek için tüm tedbirleri alması lazım.

‘KÜRT OYLARI AKP’DEN KOPUP HDP’YE GELİYOR’

- Seçimlere ilişkin Kürtlerin tutumu da merak ediliyor. AKP’ye giden Kürt oylarına ilişkin ne dersiniz?

Geçmiş dönemde Kürt halkına yapılanları göz önüne getirince, birçok şeyin eskisi gibi olmayacağını düşünüyorum. Gerek Türkiye’deki Kürtler, gerekse Irak ve Suriye’deki Kürtlere yapılmış olan hakaretleri halkımızın içselleştirebileceği kanısında değilim. Eskiden muhafazakâr Kürtler bir şekliyle HDP dışında AKP’ye oy veriyorlardı. Bu partiyi kendilerine yakın görüyorlardı. 2007 yılında yaptığımız hesaplara göre AKP’nin aldığı oyun yüzde 20’ye yakını Kürt oylarıydı. Fakat Irak Kürdistanı’ndaki referandum sırasında Sayın Barzani’ye ve bu arada Kürt halkına karşı söylemler, muhafazakâr kesimin AKP’den kopuşunu sağladı. Bu kopuş söz konusu kesimin HDP’ye sıcak bakmasını beraberinde getirdi. HÜDA-PAR’ın da HDP’den oy alabileceğini düşünmüyorum. HDP’nin mevcut tabloda önceki seçimlerde aldığı oyu koruyacağına, hatta artıracağına inanıyorum.

‘DEMİRTAŞ’IN ADAY OLMASI GEREKTİĞİ KANAATİNDEYİM’

- Selahattin Demirtaş’ın adaylığına ilişkin toplum sanırım resmi açıklamayı bekliyor artık. Ne dersiniz? HDP’nin başka aday çıkarması olası mı?

Cumhurbaşkanlığı için aday olarak tüm talepler Selahattin Bey üzerinden dillendiriliyor. Partinin yetkili kurulları bu durumu değerlendirir elbet ama tahmin ediyorum ayın 4’ünde yetkili kurulların aldığı veya alacağı karar, aynı anda Diyarbakır ve İstanbul’da açıklanacaktır. Bana da sorarsanız, adayımızın Selahattin Bey olması gerektiği kanısındayım. Selahattin Bey’in yüzde 15-20 arasında bir oy potansiyeline sahip olduğunu söyleyebilirim. Kaldı ki ona karşı halkımızın büyük bir sevgisi ve saygısı var. Selahattin Bey’e yapılan haksızlığı halk kendisine karşı yapılmış bir haksızlık olarak görüyor.

‘CHP EKONOMİST ADAY ARIYOR’

- CHP henüz adayını açıklamadı. CHP nasıl bir aday çıkarır sizce? Ya da adayı nasıl biri olmalı?

CHP’nin yapısı çok enteresan. Kemalist’inden tutun ılımlı sosyal demokratına kadar karmaşık bir parti. Daha işin başında CHP’de birçok adayın ismi konuşulmaya başlandı. Birileri adaylığını ilan etti. CHP’de kimin aday olacağına dair bir tahmin yürütmek bu yüzden zor. Ancak bir ihtimal İlhan Kesici olabilir. Yine onlar arasında toparlayıcı olabileceklerden birisi o. Çünkü Türkiye’nin seçim sonrasında önündeki en önemli konulardan biri de ekonomi olacak. AKP, seçim vaatleriyle birlikte ekonomiyi daha da açmaza sokacak adımlar atıyor. Herkese bol keseden dağıtıyorlar. Dolayısıyla seçim sonrası bunu düzeltebilmekte çok zor. İlhan Kesici, bildiğim kadarıyla iyi bir ekonomist ve aday olarak gösterilebilir. (ARTI GERÇEK)