'Gitmediğimiz kurum kalmadı, çocuk gibi avutulduk'



Artı Gerçek

Askere giderken PKK tarafından alıkonulan oğlu için çaldıkları hiç bir devlet kapısından yanıt alamayan aileler, son çare olarak HDP Diyarbakır İl Örgütü binası önünde oturmaya başladı.


Bir grup aile, dağa kaçırıldığını iddia ettikleri ya da polis-asker iken PKK tarafından alıkonulan çocukları için bir süredir HDP’nin Diyarbakır İl Örgütü binası önünde oturma eylemi yapıyor.

Çeşitli iddia ve suçlamalarla HDP Diyarbakır İl binası önünde oturmaya başlayan ailelerin hikayeleri iktidara yakın medyanın kameraları gidince ilginç bir hal alıyor.

Oğlunu Müge Anlı'nın programında bulamayınca kameraların çokluğunu görüp son umut HDP binası önü gelen annelerden, oğlu cezaevinde olduğu ortaya çıkan annelere kadar bu eylemle bir çok insan öyküsüyle tanıştık.

'HDP KAÇIRDI' DENİLEN GENCİN ZORLA EVLENDİRİLMEK İSTENDİĞİ İÇİN EVDEN KAÇTIĞI ORTAYA ÇIKTI

Özellikle 21 Ağustos'ta HDP önündeki oturma eylemini başlatan Hacire Akar, 21 yaşındaki oğlu Mehmet'in HDP'liler tarafından dağa kaçırıldığı iddia etmiş, ancak kaçırıldığı iddia edilen Mehmet Akar iki gün sonra ortaya çıkıp, zorla evlendirilmek istendiği için evden kaçtığını anlatmıştı.

Anne oğlunun geri dönmesinin ardından eylemine son verse de oğlu Mehmet çıkarıldığı mahkemece ev hapsiyle cezalandırıldı.

'DEVLETİN ÇÖZÜM ÜRETMEYEN YAKLAŞIMININ DOĞURDUĞU DRAMLAR'

HDP binası önünde oturan aileleri tanıdıkça, insanın yüzünde hüzünlü bir tebessüm yaratan olayların yanında devlet tarafından daha da çözümsüzlüğe itilen olaylarla da karşılaşıyoruz.

HDP Diyarbakır İl Örgütü binası önünde oturan ailelerden baba Şevket Altındaş bunlardan biri.

Usta birliğine giderken yolda alıkonulan çocukları için çaldıkları tüm kapılardan 'sabredin' yanıtı alan Altıntaş ailesi, son çare olarak HDP Diyarbakır İl Örgütü binası önünde oturmaya başladı. Baba Şevket Altıntaş, devletin hiç bir çözüm üretmeyen yaklaşımını "Gitmediğimiz müracaat etmediğimiz kurum, kişi kalmadı. Çocuk gibi avutulduk, enayi yerine konulduk. Kameralar önünde ayrı, kameralar yok iken ayrı konuşuyorlar" sözleriyle dile getiriyor.

MECLİS’İN KAPISINI 6 KEZ ÇALDI

Ellerinde çocuklarına ait fotoğrafla oturan çift, çocuklarının alıkonulduğu 2015’den bugüne tam 6 kez Meclis’in kapısını aşındırdı. Birçok siyasi parti yetkilisi ile görüşen anne ve baba, tüm bu girişimlerinden hiçbir sonuç elde edemedi.

Çocukları için bu çabalarda bulundukları sırada hiçbir medya kuruluşunun kapılarını çalmadığı Altıntaş ailesinin sesini Mezopotamya Ajansı (MA) daha önce duyurmaya çalışmıştı.

SÜREKLİ ‘SABREDİN’ DENİLDİ 

Baba Şevket Altıntaş, 6 Ekim 2017’de Mezopotamya Ajansı'nın yaptığı bir röportajda, çocuğunun alıkonulduğu günden sonra 6 kez Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giderek Cumhurbaşkanı dışında birçok üst düzey yetkili ile görüştüklerini, ancak yetkililerin kendilerine sürekli 'sabredin' dediklerini aktarmıştı.

Baba  Altıntaş, o röportajda şunları ifade etmişti:

"Ben oğlumu istiyorum. Doğrudur bir savaş süreci var. Ancak oğlumun hiçbir suçu günahı yok. Devlet çocuklarımızı geri getirmek için artık gerçekten çaba göstermelidir. Devlet yetkilileri fedakârlık etsin. PKK’nin elinde olan asker ve polislerden birisi yüksek düzey devlet yetkilisinin çocuğu olsaydı, devlet farklı davranırdı. Bizler halkız. Sadece kendi evladım için değil iki tarafta bulunan tüm esirler özgürlüğüne kavuşmalıdır. Devlet yetkilileri diğer büyük acıları kendi acımız ile kıyaslayarak yaramızı deşmekten vazgeçmelidir. Oğlum keyfinden değil, zorunlu olarak askere gitti."

ANNE: PKK'DEN BARIŞ SÜRECİ BAŞLATMASINI İSTEMİŞTİ

Anne Songül Altıntaş ise, Anneler Günü’ne dolayısıyla 13 Mayıs 2018 tarihinde yine Mezopotamya Ajansı'nda yayınlanan röportajda 'Barış süreci istiyoruz mesajı vermişti:

"Ben devletten ve  PKK’den oğlumu istiyorum. Devlete sesleniyorum. Ne zaman oğlumu istesem, bana ‘Şurada savaş var, Suriye’de savaş var’ diyorlar. Ne zaman sıra bu çocuklarımız kurtarmaya gelecek? Bir kez Sur’da savaş var dediler. Bir kez seçimler var dediler. Yeter sıra bize de gelsin. Barışsa barış olsun. Bir adım atsınlar bir şeyler yapsınlar. Ne oluyorsa anne ve babalara oluyor. Devlete bir şey olmuyor. Olan halka oluyor. Devletimizden barış süreci istiyoruz. Barış olsun da şu çocuklarımızı kurtarsınlar. PKK’ye sesleniyorum, sizden rica ediyorum, bu annenin ciğer acısını dindirin. Güveniyorum size inşallah çocuğumun sesini bana duyuracaksınız."

'DEVLET YETKİLİLERİNİN ÇOCUĞU OLSA BU MESELE BU KADAR SÜRMEZDİ'

Aynı  haberde yine baba Şevket Altıntaş da, çabalarının sonuçsuz kalması nedeniyle devlet yetkililerine şu sözlerle isyan etmişti:

"Bu savaş bitsin artık. Bu savaşı değil, barış istiyoruz. Barış süreci gelsin. Kim kiminle niye savaşıyor? Kavganın sonu yok. Biz de barışa açız. Bir müzakere, bir anlaşma, bir şeyler yapın. Devlete şunu söylüyorum; kardeşim bir adım atın. Devlet yetkililerine sesleniyorum, sizin kendi çocuğunuz olsa, ben de bu halkta biliyor ki, bu mesele kadar sürmezdi."

DEVLETTEN UMUDU KESİNCE SON ÇARE OLARAK HDP ÖNÜNE GELDİLER

Aşındırdıkları devlet kapısı ve yaptıkları çağrılardan sonuç elde edemeyen Altıntaş ailesi, son çare olarak HDP binası önüne gelip oturmaya başladı.

Eyleme dahil oldukları daha ilk gün 'sadece çocuklarımızı istiyoruz' diyen aile, sonraki günlerde basına verdikleri röportajlarda da yine hiçbir siyasetçiyi samimi bulmadıklarını ve artık süslü kelimelerle avutulmak istemediklerini söyledi.

'KAMERALAR ÖNÜNDE AYRI, KAMERALAR YOKKEN AYRI KONUŞUYORLAR'

İktidara yakın medyanın taleplerini ve mesajlarını manipüle etme çabalarına rağmen baba Şevket Altıntaş, kendisine bir kez daha uzattığımız mikrofona hala ısrarla süslü kelimelerle avutulmak istemediğini; “Biz HDP’ye kaç defa gittik. Diğer partilerle  de görüştük. Bu ülkenin gözü önünde 13 tane asker ve polis 4 yıldır PKK’nin elinden alınamıyorsa yazıklar olsun, başka bir şey demiyorum. Hiçbir siyasetçinin sözüne inanmıyorum, güvenmiyorum. 13 tane ana kuzusu, 4 yıldır dağlarda PKK’nin elinde. Bizler süslü kelimelerle, politik kelimelerle avutulan insanlarız. Duyuyorlar sesimizi birleşsinler. Bu ülke için fedakarlık yapılacaksa yapılsın. Hiçbir siyasetçinin söylemleri bize inandırıcı gelmiyor. Sonuç olarak gitmediğimiz müracaat etmediğimiz kurum, kişi kalmadı diyebiliriz. Çocuk gibi avutulduk, enayi yerine konulduk. Kameralar önünde ayrı, kameralar yok iken ayrı konuşuyorlar" sözleriyle dile getirdi. (MEZOPOTAMYA AJANSI)