HDP’ye sahip çıkmanın anlamı ya da HDP’nin sorumluluğu



Artı Gerçek

İçinde olduğumuz süreçte Kürt siyasi hareketi yani HDP’nin siyaseten daha çok sahiplenilmesi gerekiyor.


Bir önceki yazıda 2013 yılının başında başlayan çözüm sürecinin en temel zaafının, iktidar ve Kürt siyasi hareketinin başlatılan süreci toplumsallaştırma yerine iki lidere yani Erdoğan ve Öcalan’ın inisiyatifine bırakmış olmaları olduğunu yazmıştım.

Ki ana muhalefet partisi CHP ve Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sürecin Meclis’e getirilmesini, tüm partilerin katılımıyla şeffaf biçimde işlemesi için çok çağrı yapmıştı.

Bu çağrıların hiç biri ne iktidar ne de Kürt siyasi hareketi tarafından yeterince dikkate alınmamıştı. Çünkü bir taraf siyasi liderine, diğer taraf da PKK da mahkum liderlerine o kadar güveniyordu ki, onların “iradesi” her sorunu çözecek güçteydi. Anlayış buydu.

O dönem IMC TV dahil konuk olduğum kanallarda, iki liderin inisiyatife bırakılan bir süreçten, toplumsal yararı maksimize edecek bir çözüm çıkmayacağını sıkça dile getirdim. Ve bu konuda Kürt siyasi hareketinin ve milletvekillerinin sürecin “nesnesi” değil “öznesi” olmasının daha önemli olduğunu hatırlattım.

SORUN ORTA YERDE DURUYOR

Erdoğan ve Öcalan, çözüm sürecini yani  PKK'nın sınır dışına çekilmesi, silah bırakması ve silah bırakanlardan dönmek isteyenlerin ve dönebilecek koşullarda olanların Türkiye'ye dönüşlerinin yolunun açılmasını sağlayabilir ama bu tek başına Kürt sorununu çözmezdi.

Çünkü Kürt sorunu yani ana dilden kültüre, Kürt kimliğinin kabulünden Kürtlerin temel hak ve özgürlükleri içine alan eşit vatandaşlık sorunu olarak tanımlayabileceğimiz bütünü çözmek, liderlerden bağımsız olarak demokrasinin güçlendirilmesi ve derinleştirilemesi ile mümkündü. 

Nitekim bir bütün olarak çözüm süreci, Gezi ve Mısır’da Mursi’nin devrilmesiyle bitti.

Gezi süreci, siyasi iktidarın (ve Devletin), Öcalan ile vardığı anlaşmada (basamak modeli) atması gereken demokratikleşme adımlarının durmasına yol açtı. Öcalan’ın Gezi sürecindeki tavrının siyasi iktidardan yana olmasına rağmen bu gerçek değişmedi. Sonraki süreçte olanları hepimiz biliyoruz.

Aynı şekilde Mısır’da Mursi’nin devrilmesi ile biten sürecin en temel sonucu; Esad’ın lider kalması ve siyasal İslamcı bir siyasetin hem Batı hem de Rusya tarafından kabul edilmemesiydi. Ve bu siyasi iktidarın Suriye politikasının bir kez daha ifası anlamına geliyordu.

Bugün Suriye özelinde karşımıza çıkan tavır, siyasi iktidarın neden Türkiye’de “Kürt sorunu yoktur”a indirgediğini net biçimde göstermektedir. Çünkü siyasi iktidar için Suriye’de IŞİD’e karşı ABD’nin en başından bu yana yanında olan Kürtlerin, oradaki varlığı bile bu kadar alerji yaratıyorken, Türkiye’de Kürt sorunu var demek, etnik Kürt kimliğiyle kamusal alanda var olmak demek elbette hayli zorlaşacaktır.

Ama gerçekler, siyasi iktidar “yok” diyor diye ortadan kalkmıyor. Türkiye’de Kürt sorunu var ve çözümsüz her günle birlikte Türkiye, dışarıdan empoze edilecek çözümlere mahkum olacak gibi görünüyor.

YENİ SÜRECİN HEDEFİ NE?

Son haftalarda İmralı’da bulunan Öcalan’a yönelik tecridin kalkması, avukatların her hafta düzenli olarak adaya gitmeleri, adadan Öcalan’ın açıklamaları ile dönmesi ve Öcalan’ın yeniden “bir bilen” olarak sahneye sürülmesi akıllara ‘yeni bir çözüm süreci mi var?’ sorusunun sorulmasına yol açmıştı. Hatta bu konuda eylül ayı içinde yeni bir sürecin başlatılması dahi konuşulmaya başlanmıştır.

Ama hafta başına Diyarbakır, Van ve Mardin Belediye Başkanları’nın  görevden alınmaları konuşulan böyle bir sürecin başlayabilmesinin koşullarının olmadığını bir kez daha göstermiştir.

Üstelik görevden almalarla ilgili teknik detaylar ortaya çıktıkça bunun hukuki gerekçelerin kullanıldığı siyasi bir tasarruf olduğu da ortaya çıkmaktadır.

Bu operasyonların devamının gelmeyeceğinin hiç bir garantisi de yoktur. Sadece HDP’li belediyelere değil, CHP’li belediyeleri de hedef alacak şekilde bu operasyonlar genişletebilir.

Evet bugün siyasi iktidarın hedefinde Kürtler var gibi görülebilir ama bu operasyonlar Kürtler üzerinden bütün demokrasi, özgürlük ve adalet talebinde olanlara yöneliktir. O yüzden bu operasyonlara demokratik tepkilerin de, demokrasi, özgürlük ve adalet talep edenlerden gelmesi gerekiyor.

HEDEF SURİYE’DEKİ KÜRTLER Mİ?

Bu operasyonların bir başka hedefi de şu olabilir. Eğer gerçekten yeni bir süreç başlatmak isteniyorsa hedeflenen bu süreçte de Kürt siyasi hareketinin önceki süreçte olduğu gibi işlevsiz kalması olabilir. Bu operasyonlar onun için yapılıyor da olabilir.

Olası başlatılacak çözüm sürecinin hedefi, bu bağlamda Kürt sorununu çözmekten ziyade Öcalan üzerinden Suriye’deki Kürtlere siyaseten geri adım attırmak olabilir.

Olabilir mi?

Olmaz demenin, olabilir demekten daha zor olduğu zamanlardayız.

Son olarak içinde olduğumuz süreçte Kürt siyasi hareketi yani HDP’nin siyaseten daha çok sahiplenilmesi gerekiyor. Bu sadece onlar mağdur edildiği için değil,  parçası oldukları siyasi alanının tüm muhalif partiler için daralmasındandır. Tabi bu aynı zamanda onların da siyasete daha çok sahip çıkmasıyla anlam kazanacaktır. Bunun yolu da merkeze biraz daha yakınlaşmaktan geçiyor. Kendileri buna itiraz etse de.

HDP’nin artık Kürt sorununun çözülmesinde PKK ve Öcalan’ın siyasi vesayetinden kurtulma ve “siyasi özne” olma zamanı gelmiştir.