‘Hırsız var’ diye bağıra bağıra çalıyorlar!



Artı Gerçek

‘Çalıyorlar ama çalışıyorlar’ efsanesi çöktü. İktidarlarını kaybetmemek için önlerine geleni çalıyorlar. 'Hırsız var' diyerek slogan çalıyorlar, vaat çalıyorlar, kişisel veri çalıyorlar...


31 Mart’ta çalamadıkları için kaybettiler; ancak gelin görün ki kazanan rakiplerini çalmakla suçladılar.

Çünkü özellikle son birkaç seçimdir “çalmadan”, hile yapmadan kazanma şansları yoktu ve hep öyle kazandılar.

Bu yüzden de herkesi kendileri gibi sanıp kazanan tarafı çalmakla suçladılar.

Ama yenilenecek olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazanmak için “çalmaya” devam ediyorlar.

Slogan “çalıyorlar”, proje “çalıyorlar”, vaat “çalıyorlar…”

Mazbatası iptal edilen İmamoğlu “Her Şey Çok Güzel Olacak” sloganını kullanınca “Bu FETÖ’cülerin sloganı” diye ortalığı ayağa kaldırdılar.

Baktılar bu tutmuyor, “İstanbul Valiliği bu sloganı yasakladı” diyerek üzerinde “Her Şey Çok Güzel Olacak” yazan pankartları bile topladılar.

Fayda etmeyince sloganı “çalmaya” karar verdiler; “Daha Güzel Olacak” demeye başladılar.

Sloganı uydurdular da İstanbullulara söyleyecek yeni şeyler gerekiyordu.

Bu kez İmamoğlu’nun vaatlerini “çaldılar”. CHP adayının verdiği sözleri AKP’liler tutmaya başladı. Suyu, öğrencilerin kent içi ulaşımını ucuzlattılar. 25 yıldır yönettikleri kente yeni bir hizmet etme yolu bulmuşlardı; İmamoğlu’nun vaatlerini yerine getirme…

Oysa daha birkaç hafta önce bu vaatlere karşı çıkıyorlardı “kaynak nerede”, “kimin parasını kime veriyorsun” diye.

AKP öyle bir düşüşe geçmişti ki ne kendilerini ifade edebilecek bir sloganları vardı ne de İstanbullulara verecek bir sözleri, gerçekleştirebilecekleri bir projeleri…

Onlar da en kısa yolu seçip rakiplerinin sloganını ve vaatlerini “çaldılar”.

“Çaldıkları” sadece bunlarla sınırlı olsa yine iyi.

Meğer, İstanbul seçimini iptal ettirmek için YSK’ya götürdükleri o üç valizin içerisinde “çalıntı” mallar varmış.

HDP’nin YSK’deki temsilcisi olan Mehmet Rüştü Tiryaki, TBMM kürsüsünden “Ne diyorsunuz? ‘Çünkü çaldılar’ diyorsunuz. Ben şimdi kimin neyi çaldığını size anlatacağım” diye başladı madde madde sıralamaya:

“Siz Sağlık Bakanlığı’ndan kişisel verileri çaldınız. Çalan biri var; sizsiniz. 20 bin zihinsel engellinin verisini hukuka aykırı biçimde Sağlık Bakanlığı’ndan aldınız… '10 bin kısıtlı oy kullandı’ dediniz. Bu kısıtlıların TC kimlik numarası, hangi mahkemede kısıtlılık kararı verildiği ve bunların ne zaman kesinleştiği bilgisinin tamamını Adalet Bakanlığı’ndan aldınız, çaldınız! Başka şeyler de çaldınız… Dokuz bini aşkın sandık kurulu üyesinin isimlerini aldınız, TC kimlik numaralarını aldınız, bunların nerede çalıştığına dair bilgileri SGK’den aldınız, BAĞ-KUR’dan aldınız; bütün verileri aldınız, devletin bütün olanaklarını kullandınız… İçişleri Bakanlığı’nı kendi yan şirketiniz gibi kullandınız, bütün verileri aldınız.”

Tiryaki anlattıkça AKP adayı Yıldırım’ın seçimi kaybettikten üç gün sonra Dolmabahçe’deki Cumhurbaşkanlığı Ofisi'nde Erdoğan’ın yanı sıra “bazı bakanlar”la yaptığı toplantının esbabı mucibesi daha net anlaşıyor.

Nelerin “çalındığını” tane tane anlatmasını sürdürüyor Tiryaki:

“Daha başka şeyleri aldınız, bunların ailelerine ilişkin bilgileri aldınız… Dilekçelerinizde var, o valiz valiz, bavul bavul getirdiğiniz dilekçenin ekinde var. Dilekçelerinizde yazıyor, deniliyor ki; ‘Bu sandık kurulu başkanının eniştesi FETÖ’den alındı, kayınbiraderi FETÖ’den yargılandı’. Bu ne demek? Sadece sandık kurulu başkanlarının değil, sadece sandık kurulu üyelerinin değil, yetmiş yedi sülalelerinin verilerini aldınız İçişleri Bakanlığı’ndan. İşte çalma budur. Siz bütün kişisel verileri çaldınız, sonra da itiraz ettiniz.”

Bütün bu “çalmaları” İstanbul’da 31 Mart seçimlerinde çalamadıkları için yapıyorlar.

Şimdi bir de kalkmışlar Kürtlerin oylarını “çalmaya” çalışıyorlar yalan, yanlış, samimi olmayan açıklamalarla. Onu da AKP’ye kayyım olarak atanan Bahçeli’nin verdiği izin, çizdiği sınır dahilinde yapabiliyorlar ancak.

Hiç değilse artık kendilerine oy vermeyen muhafazakâr Kürt seçmenin oylarını “çalabilmek” için “Öcalan’a avukat yasağı kaldırıldı” diyorlar. Ama artık bu düzenli görüşmelerin sağlanabileceği konusunda hiçbir garanti vermiyorlar.

Elbette “çalma” işine bu seçimler özelinde ilk önce İmamoğlu’nun mazbatasını “çalarak”, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı CHP’den “çalarak” başladılar.

YSK, birkaç saatte aldığı İstanbul seçiminin iptal kararının gerekçesini 10 günden fazla bir süre geçmesine karşın hâlâ yazamıyor.

Devletin bütün kurumlarını ortak ettikleri halde mazbatayı “çalma” gerekçelerini hâlâ açıklayamamaları da gösteriyor ki, “minareyi çalan kılıfını hazırlar” sözünü unutacak kadar fütursuzlaşmışlar bu “çalma” işinde…

İktidarlarını, ikballerini kaybetmemek için fezleke “çalıyorlar”, vaat çalıyorlar, slogan çalıyorlar, devletin bütün kurumlarını alet edip yasaları da çiğneyerek kişisel verileri “çalıyorlar”.

Ama bu “çalma” işinde o kadar arsızlaşmışlar, o kadar yüzsüzleşmişler ki, “hırsız var” diye bağıra bağıra “çalıyorlar”.