İmamoğlu’na dinleme tuzağı!



Artı Gerçek

Tarafsız olduklarını iddia edip Binali Yıldırım’a soruları verenler, Ekrem İmamoğlu’nun yayın öncesi ekibiyle konuşmasını dinlemiş…


İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu, geçen hafta NTV-Star TV ortak yayınına çıktı. Canlı yayınlanan programda Sabah gazetesinin Ankara temsilcisi Okan Müderrisoğlu’nun tavrı sosyal medyada uzun süre konuşuldu. Müderrisoğlu program boyunca bir gazeteciden ziyade siyasi taraf pozisyonu aldı.

Simge Fıstıkoğlu’nun moderatörlüğünde yapılan ve Okan Müderrisoğlu ile Ahmet Arpat’ın da gazeteci olarak katıldığı programın bir hafta önceki konuğu ise Binali Yıldırım’dı. Müderrisoğlu’nun iki isme yaklaşımındaki farkı daha iyi anlayabilmek için iki programı da izlemenizde fayda var.

Farklardan en önemlisini Artı TV Program Koordinatörü Serkut Bozkurt çok başarılı bir habercilikle ortaya çıkardı: Sorular Binali Yıldırım’a daha önce verilmişti! (Kaçıranlar Youtube’dan izleyebilirler)

Kameralara takılan görüntüde Yıldırım, elindeki mavi kaplı bir dosyadan İSPARK ile ilgili bilgileri okuyordu. Sayfanın başlığı soruların önceden verildiğinin kanıtıydı: İSPARK Soruları.

Üstelik sadece bu da değil. Yıldırım konuşurken ekrana vaatlerinin görselleri yansıtılıyordu. Hani ya önceden konuşulmuş ve hazırlanmış olması gerekir ya da o sırada rejide bir adamının olması gereken bir ayrıntıdan söz ediyorum. Hatta öyle bir şey oldu ki “hadi projelere geçelim” dendiği sırada ekranda Yıldırım’ın metro hattına ilişkin vaatlerinin görüntüleri yansıdı. Ancak soru o değildi. Görüntü ekrandan alındı. Daha sonra Yıldırım projelerini anlatmaya başladığında yeniden o görüntüler ekrana yansıdı.

Bu işin bir tarafı. Ama başka bir tarafı daha var. Onu da Okan Müderrisoğlu bizzat kendi yazısında itiraf etti.

Meğer Ekrem İmamoğlu’na bir de dinleme tuzağı kurmuşlar.

Nasıl mı? Yayından bir gün sonra Sabah’ta yayınlanan Müderrisoğlu’nun yazısından okuyalım:

“Şeytanın avukatı filminin en çarpıcı sahnesi:
"Şüphe yok ki kibir, en sevdiğim günahtır!"
Çiğnediği sakızı gizlemeye çalışan ve elini zoraki uzatan bir danışman!
"Senin için neler hazırladık bilsen! Yazık olacak sana!" bakışları atan bir diğer danışman.
Özgüvenden, kibirden başları dönmekte! Karşılarında, onlara göre ‘yandaş!’ medyanın temsilcisi... Güya sıkıştırıp puan toplayacaklar. CHP'nin adayı Ekrem İmamoğlu ise sevgi kelebeği modunu terkederek, tırnaklarını çıkarmış, daha önce denediği metodu bir kez daha uygulama telaşında!

Ve bir başka an!
Tesadüf bu ya açık kalan cep telefonu. CHP'nin adayı ve ekibi bir mekânda programı konuşuyorlar. ‘Bunlar da (ki biz oluyoruz) prim yapacağım derken, mezara gömülmeye ne kadar hevesli!’ diyor. Allah büyük! Mezardaki (!) bizler, o talihsiz diyaloga anbean tanık oluyoruz!”

Şimdi Okan Müderrisoğlu’nun bu olayı açıklaması gerekiyor.

O “mekân” hangi mekân? Çekimin yapıldığı mekân mı? O cep telefonu kimin? Ve neden açık? Eğer telefon tesadüfen açık kaldıysa kulağınızda değildir zaten dolayısıyla konuşmaları duyamazsınız. Ama ortama konulmuş bir telefon ise fark ettiğiniz anda da kapatırsınız. Utanmadan karşı tarafın konuşmalarını dinlemezsiniz. Sonra da utanmadan yazmazsınız.

Öyle “tesadüfen açık kalan telefon” diye yazıp kaçamazsınız.

Müderrisoğlu, hem “açık” kalan telefondan hem de İmamoğlu’nun programda “sorularına” verdiği yanıtlardan memnun olmamış ki söz konusu yazısında AKP yöneticilerinin ağzıyla İmamoğlu’nu suçlamayı sürdürdü:

“FETÖ’nün psikolojik harp yöntemlerinden ya yararlanıyor ya da lojistik destek alıyor. Belki de daha önemlisi, Ankara’da kimi devlet dinamiklerinden de şu veya bu ölçüde himaye gördüğü izlenimi veriyor!”

Kendisini “gazeteci” gibi sunan bu şahıs benzer şeyleri A Haber’de de dile getirdi:

“Ak Parti ile ilgili eleştirileri yapalım muhasebeyi yapalım ama çözümü bu aday ve bunun üzerinden arayan samimi olarak bu ülkeyi seven ya da AK Parti’ye gönül vermiş ama kendine göre bir arayış içinde olduğu iddia edilen kitlenin bolca düşünüp şapkayı öne alması lazım. Çok büyük yanlış yaparlar. Bu kadar yapay, proje ve maskeli bir insanla Türkiye’de siyasetin değişeceğine inananlar büyük hayal kırıklığına uğrarlar. Allah muhafaza…”

İşte geldiğimiz nokta ne yazık ki bu. Koltuğunu ve konumunu kaybetmek istemeyen iktidar düşkünleri ya VİP’te tuzak kurar ya da televizyon stüdyosunda.