Kılıçdaroğlu Kürt seçmenle yakınlaşan CHP'yi değerlendirdi: O eski tablo değişti



Artı Gerçek

CHP Lideri, 'Geçmişte belki sağlıklı politikalar üretemedik. Doğu ve Güneydoğu’daki her kesim ile görüşüyoruz. Erdoğan 'Sivas'ın ötesine geçemiyorsunuz' derdi, o tablo değişti.' dedi.


Seçim çalışmalarını İstanbul’da sürdüren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, T24'ten Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtladı. Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım’ın katıldığı ortak canlı yayına ilişkin tartışmalara tepki gösteren Kılıçdaroğlu, İmamoğlu’nun görüşme yaptığı otelin kamera kayıtlarının AKP ve iktidara yakın medya tarafından kullanılmasını “Demokrasi açısından vâhim bir şey” olarak tanımladı.

Kılıçdaroğlu, “Birincisi; otel yöneticileri, siyasi iktidara hizmet eder bir konumda. O güvenlik görüntülerinin orada korunması lazım. İkincisi devletin istihbaratının bir bölümünün siyasal iktidara çalışmış olması. Neresinden bakılırsa bakılsın, demokrasi açısından kan kaybettiğimiz bir süreç” diye konuştu. 

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na yöneltilen sorular ve Kılıçdaroğlu’nun yanıtları şöyle:

Son iki gündür yayının moderatörü İsmail Küçükkaya'nın, Ekrem Bey ile bir görüşme yaptığı tartışılıyor. Etik midir değil midir tartışması da devam etti. Mahir Ünal da bu konuyu eleştiren bir konuşma yaptı. Öncelikle Küçükkaya ile İmamoğlu'nun konuşma yapmasını nasıl değerlendirirsiniz?

Bildiğim kadarıyla İsmail Bey iki tarafla da görüşeceğini zaten söylemişti. Binali Bey ile telefonda görüşme yapmış. Ekrem Bey ile de yüz yüze görüşme yaptı. Bu görüşmede bir şey yok. Aynı sorular iki tarafa da soruldu. Ayrıca Binali Bey ve Ekrem Bey’e “Siz 3'er soruyu birbirinize sorabilirsiniz” denildi. Burada özel bir şey çıkarmak çok doğru değil diye düşünüyorum.

Fenerbahçe'de bir taziyeye gittiğiniz görüntünüz çekildi, iktidara yakın medyada gördük. Daha sonra bu görüntü servis edildi. Bir süredir unutmuştuk bunları aslında, tekrardan bir kaset siyaset başlatma isteği var. Nasıl görüyorsunuz bunu?

Demokrasi açısından vâhim bir şey. İki açıdan bakmak gerekiyor. Birincisi; otel yöneticileri, siyasi iktidara hizmet eder bir konuda. O güvenlik görüntüleri. Orada korunması lazım. İkincisi devletin istihbaratının bir bölümünün siyasal iktidara çalışmış olması. İki yanlış bir doğru etmiyor maalesef. Neresinden bakılırsa bakılsın, demokrasi açısından kan kaybettiğimiz bir süreç. İktidarın bundan bir şey çıkarması değil, aslında bundan utanması gerekiyor. Utanacak yüz var mı? Onu da ayrı bir yere koymamız lazım. Baktığım tablo şu; bir görüşme, bir tartışma var, evet. Medyanın önünde oldu. İnsanlar karşılıklı aldılar, baktılar, değerlendirdiler.

İsmail Bey de önceden açıklama yaptı, iki tarafla da görüşeceğini söyledi. Bir tarafla telefonla görüştüğünde biz hiçbir şey demedik. Toplantıyı, oturumu yönetecek arkadaşın kendi inisiyatifi. Tek taraflı olsa etik değil derdim ama iki tarafla da görüştü. Burada ahlaki olan bu tartışmanın kamuoyu önünde olmasıdır. Ahlaki olmayan ise telefonla ve yüz yüze yapılan görüşmelerin sanki gizli bir görüşme gibi, otelden alınan kamera kayıtlarıyla kamuya sunulması. Devletin istihbaratının bir bölümünün siyasal iktidara hizmet etmesi. Buna baskı rejimlerinde rastlanır.

Yine bir süredir gelen bir polemik konusu var. İmamoğlu bir Karadeniz turu yaptı. Ciddi bir kalabalık toplandı. Ordu Havalimanı'nda geçerken polislerle bir polemik oldu. Bunu nasıl görüyorsunuz?

Birincisi şu, VIP'ten geçme konusunda Vali baştan şunu yapabilirdi: Kusura bakmayın, VIP’ten geçemezsiniz. Kapıda bir uyarı yapsaydı bu iş çözülürdü. X-ray'den eşyalar geçiyor, Ekrem Bey’in annesi geçiyor, bir sorun yok. Sonra birdenbire tam ortada durun diyorlar, VIP'ten geçemezsiniz diyorlar. Tamam, “Bir tartışma olmasın” diyor. Oradan ayrılıyorlar. Normal süreçten geçiyorlar. Vali bey, gerçekten VIP'ten geçirmek istemiyorsa daha girerken görevlilere talimat verirdi. Kimse de ısrarcı olmazdı. Yarısını geçirip, yarısını geçirmemek, vali tarafından yapılan bir kumpas aslında. Karadeniz’deki tartışmaları başka bir alana çekmek için yapılan bir kumpas. Devletin valisi değil, iktidarın valisi. Duruma böyle bakmak lazım. Binali Bey giderken bırakın VIP'i, apronda bile uğurlama ekibi var yüzlerce kişi sıraya girmiş vaziyette. Ona hiç kimse bir şey söylemiyor.

Bu aslında devlet dediğimiz kurumun sağlıklı çalışmasını içine sindiremeyen anlayışının tezahürüdür. Rakibine zorluk, engel çıkarmak gibi bir anlayış var ama toplum bunu aşacaktır. Ekrem Bey, Pazar günkü seçimlerde iyi bir sonuç elde edecektir.

Erdoğan, "Ordu Valisi'nden özür dilemezse o makama gelemez" dedi, nasıl yorumluyorsunuz?

O’nu o makama getirecek olan Erdoğan olsaydı bir anlamı olurdu. Niye özür dileyecek? O makama getirecek olan milli iradedir. İstanbullular getirecek o makama. Dolayısıyla hiçbir güç, milli iradenin üstünde değildir. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyor anayasa. Dolayısıyla Erdoğan’ın kendisini milli iradenin üzerinde görmesini zaten kabul görmüyoruz. Söyleyebilir, Erdoğan için bu sıradan bir sözdür. Çünkü onda demokrasi kültürü yok. Demokrasinin içselleştirmiş birisinin bu tür bir cümle kurmaması lazım.

İmamoğlu tekrar kazanırsa yeni bir iptale doğru gidebilecek bir argüman olabilir mi bu?

Hayır, olamaz. Bu seçimlerde Ekrem Bey açık farkla alacak. YSK'da özel bir kumpas kurmaya kalksalar bile sonuç değişmeyecek.

Sizin B planlarınız var mı?

Yapacakları her türlü eyleme karşı elbette biz de düşünüyoruz. Seçim sabahı, bir önceki seçimde kullanılan seçmen listelerinin basımını yapıp, yeni seçmen listeleriyle oynamasınlar diye, her sandık itibariyle kendi örgütlerimize vereceğiz. Her türlü önlem alınmış vaziyette. Ciddi destekler var STK'lardan, meslek kuruluşlarından başta barolar olmak üzere. 

Pazar günkü tartışmadan sonra birkaç kuruluş rapor yayımladı. Uzun süre CHP, hem Doğu ve Güneydoğu'da oy olarak yoktu. 31 Mart’ta ve şimdi Kürt seçmen de CHP oy verir noktaya geldi. Demirtaş'ın da bir çağrısı oldu. CHP açısından yeni bir durumu da konuşmamız lazım.

Kürt seçmen büyük ölçüde kendisini dışlanmış bir seçmen olarak görüyordu. Kürtler bu ülkenin asli unsuru. Onları azınlık olarak görme hakkımız yok. Onlarla ilgili geçmişte belki sağlıklı politikalar üretemedik. Doğu ve Güneydoğu’daki her kesim ile konuşuyor, görüşüyoruz.
Erdoğan eskiden, "Sivas'ın ötesine geçemiyorsunuz" derdi, o tablo değişti. Ben Diyarbakır'a 5-6 kez gittim. Sorunları nasıl çözebileceğimize dair düşüncelerimizi de ifade ettik. Erdoğan, “Siz bunları söylüyorsunuz ama kanun teklifi geldiğinde kabul etmiyorsunuz” diyordu. Bunun ardından biz “Bütün taahhütlerimizi kanun teklifi olarak hazırlayın ve imzalayalım” dedim. Böylece bizim samimiyetimizi de test etmiş olsun. Bize yönelik eleştiriler de kesildi.

Elbette ki Ekrem Bey haksızlığa uğradı. Uludereli vatandaşlarla bir araya geldik. Birisi aynen şunu söyledi: “Ekrem Bey haksızlığa uğramıştır, bunu en çok biz biliriz, bizler çocuklarımızı kaybettik. Haksızlığa karşı durarak hakkını teslim edeceğiz”

Haksızlığa karşı durmak insani bir davranıştır. Haksızlığa uğrayan bir kişiye hakkını teslim etme seçimine dönmüştür.  Bu bağlamda baktığımızda AK Partili kardeşlerimin de “Bu kadar da haksızlık olmaz” diyeceğini düşünüyoruz. O nedenle farkın açılacağını düşünüyoruz. Ekrem Bey’in kullandığı dil toplumun her kesimini kucaklayan bir dil. "Harcadığım her kuruşun hesabını millete veririm" diyor, siyaseten yönetme yetkisi alanlar, vatandaşlardan alınan vergileri kullanırlar. Öyle de olmalı zaten. Ekrem Bey unutulan hesap verme kavramını dile getiriyor. Bundan kimsenin alınganlık göstermemesi lazım. Hesap vermezse siyasal iktidar der ki, “Harcadığın her kuruşun hesabını verecektin, neden vermiyorsun?” Sayıştay denetçisini gönderir, İçişleri Bakanlığı müfettişini gönderir, kontrol ettirir...  O hesap verme konusunda çok kararlı.(HABER MERKEZİ)