Kimlerin çocukları askere gitmiyor?



Artı Gerçek

Acaba son otuz senedir kaç iktidar ya da muhalefet milletvekilinin, kaç bakanın oğlu riskli bölgelerde, riskli pozisyonlarda görev yaptılar?


Keşke hiç böyle yazılar yazmak zorunda kalmasak, hatta kimsenin çocuğu da askere gitmese, kimse savaşlar nedeniyle ölmese ama bu son temennimin biraz fantezi olduğunun da farkındayım.

Kamu hizmeti ya da savunma hizmeti anlamına askere gidilecek ise bu yükün toplumun bütün kesimleri tarafından eşit paylaşılması toplum olabilmenin ilk koşullarından biri.

Bu arada vicdani red meselesinin de AİHM kararlarıyla bir iç hukuk mecburiyeti olduğunu hatırlatalım.

Türkiye’de kimse pek konuşmuyor ama şehitlerin coğrafi ve sınıfsal dağılımına bir baktığınızda ortaya çok sevimsiz bir manzara çıkabiliyor.

Şehit cenazelerinin hangi camilerden kalktığına değil hangi camilerden kalkmadığına bir baktığınızda durum biraz netleşebilir.

Bayrak asılan şehit cenaze evlerinin yaklaşık tümünün üzerinde demir filizlerin varlığı da başka sevimsiz bir gösterge.

Hamaset krallarının mahallelerinden pek görmüyoruz şehit cenazesi kalktığını mesela.

Türkiye’de iki konu iyi araştırılsa ortaya çıkacak araştırma sonuçlarının çok şaşırtıcı olabileceğini biliyorum.

Bunlardan biri, bugünkü konumuz değil, son otuz senedir mesela yanan, yakılan orman arazilerinin bugün ne durumda olduğu konusu.

Orman fakültelerinde bugüne dek acaba böyle bir master tezi yazıldı mı?

İkinci konu da askerlik meselesi.

Sahi, kimlerin çocukları mesela askere gitmiyorlar, bu da hiç araştırıldı mı acaba?

Savaşa, hamasete karşı, Kürt sorununun askerî yöntemler dışında çözümünde ısrarlı anne babaların çocuklarını bu kapsam dışında tutuyorum.

Ama,  bazı annelerin, babaların savaş da savaş diye bağırdığı, Kürt meselesi ancak askerî yöntemlerle çözülür diyenlerin çocuklarının askerlikten yasal ya da yasal-meşru olmayan yollardan kaytarmalarını en azından ahlaki açıdan iyi değerlendirmek lazım.

Acaba son otuz senedir kaç iktidar ya da muhalefet milletvekilinin, kaç bakanın oğlu riskli bölgelerde, riskli pozisyonlarda görev yaptılar?

Eski bir başbakanın oğlunun İstanbul-Beykoz’da bir havuzda talim yaparak askerlik yaptığını ama bu çocuğun amfibik komando diye tanımlandığını hatırlıyoruz değil mi?

Son otuz beş senedir (1984 sonrası) acaba kaç üst düzey Genelkurmay görevlisinin, ordu komuta kadrolarının çocukları Güneydoğu Anadolu’da riskli pozisyonda görev yaptılar?

Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın iki tane aslan gibi oğlu var, internet kayıtlarında bu çocukların askerlik yapmadıkları görülüyor.

Neden?

Bir Cumhurbaşkanının oğlu belki cephede en önde savaşmamalı çünkü o çocuğun orada olması yanındakileri daha da riskli pozisyona getirebilir, hedef olabilirler ama askerlik yapmamayı anlamak mümkün değildir.

Üstelik babanın söylemleri bu ölçüde hamasi ise, bu durumu anlamak daha da zorlaşabilir her açıdan.

Her büyük ihaleyi ihale kanununun 21-b maddesine istinaden alan büyük müteahhitlerin oğullarının askerlik durumlarına da bir göz atmakta yarar olabilir.

Keza, besleme basının patronları ve köşe yazarlarının da oğullarını mercek altına almak gerekebilir.

Ancak, bu aşamada gündeme daha da can sıkıcı bir konu gelebilir.

Bu mesele basında, TBMM’de tartışılmıyor, konuşulmuyor ise bunun gerçek nedeni acaba nedir?

Bir “omerta yasası” (Sicilya’da sessizlik kanunu) gündemde ise acaba bilemediğimiz daha geniş bir ittifak mı var?

Oğullarını askere göndermeme meselesi yoksa sadece iktidar partilerine, besleme basına, davet usulü ile ihale alanlara özgü bir konu değil midir?

Muhalefet partileri, muhalif basın, zenginler, taşra esnafı, her partinin il başkanları ve çevreleri de bu gruba giriyorlar mı?

Çok güçlü bir ihtimaldir kanımca bu son ihtimal.

Başka türlü “omerta” mümkün olamazdı muhtemelen.

Tekraren ifade ediyorum, şehitlerin coğrafi ve sınıfsal dağılımı çok önemlidir bu ülkede.

Yazımı şöyle bitirmek istiyorum: Kürt meselesinin bu kadar sıcaklaştığı, Rojova’ya askerî harekâtın düzenlendiği bir gündemde “şehit” kelimesini ve kavramını tarafgir bir anlamda kullanmıyorum.

Cenazelerin coğrafi ve sınıfsal anlamda dağılımında ağır bir biçimde mağdur olan aileler için “şehit” kavramı ve anlamı çok önemli.

Bu gariban, talihsiz ailelerden bu kadar bir teselliyi lütfen kimse esirgemesin.