Michael Löwy: Entellektüel görev hakikat için dövüşmektir



Artı Gerçek

Marksist düşünür Michael Löwy, Türkiye'de sürdürülen sistematik psikolojik işkencenin Erdoğan'ın otoriter yönetiminin kanıtı olduğu inancında.



Dr. Halis YILDIRIM


Türkiye'de yaşanan akademik kıyımı değerlendiren Marksist Düşünür Michael Löwy, şimdiki Türkiye koşullarında mücadele vermenin zor olduğunu ön görse de en önemli entellektüel görevin hakikat için dövüşmek olduğunu belirtiyor.

Löwy, Artı Gerçek için Dr. Halis Yıldırım'ın sorularını yanıtladı.


HALİS YILDIRIM - Öncelikle, Türkiye’deki siyasi kararların mağdurları olan akademisyen ve öğretmenlerle olan büyük dayanışmanız için teşekkür etmek isterim.Türkiye’de, beş binden fazla akademisyen ve otuz binden fazla öğretmen alınan bu siyasi kararlar sonucunda işlerinden oldular. Bunun yanı sıra, işlerinden edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça ise işlerine dönebilmek adına açlık grevine başlamış, daha sonra da devlet tarafından göz altına alınıp cezaevinde konulmuşlardır. Buna rağmen, bugün hala ikisi de kötü şartlar altında açlık grevlerine cezaevinde devam etmektedirler. Türkiye’deki bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

MICHAEL LÖWY - Türkiye’de akademisyen, öğretmen ve aydınlara karşı sürdürülen sistematik psikolojik baskı, Erdoğan rejimi tarafından işlenen otoriter yolun bir kanıtıdır. Bu sadece akademik özgürlüğe direk bir saldırı değil, aynı zamanda demokrasiye ve en temel insan hakarına da saldırıdır. Son on yılda emsali olmayan, bu rezilliklere karşı önlem alan uluslararası kamuoyunun sesi mutlak suretle duyulmalı, Avrupalılar ve Kuzey Amerika ülkeleri Erdoğan’la suç ortaklığına son vermelidirler.

HALİS YILDIRIM– Türkiye 1915 Soykırımı’nı sistematik olarak inkar etmeyi sürdürüyor. Resmi tarih tezlerinde kendi ‘alternatif olguları’na ulaştılar. Bu devletçi reddetme düşüncesi tekrar tekrar üretilmekte. Burada entelektüel görevler nelerdir?

MICHAEL LÖWY - İlerici Türk ve Ermeni enetelektüelleri – yazarlar, gazeteciler, aydınlar – Ermenilere karşı yapılan 1915 Soykırımı’nın Türk otoritelerince inatçı reddetmelerinin geçersizliğini çokça duyurmuşlardır. Bunlardan bazıları bu cesaretlerinden ötürü canlarından olmuştur. Dolayısıyla, entelektüel görev, hakikat için dövüşmektir. Lakin bu durum şimdiki Türkiye koşullarında olduça zor olmaya başladı.

HALİS YILDIRIM- Seyla Benhabib, Erdoğan için ‘bu bir dinsel eğilimli diktator başkan’ dedi. Diğer yandan, birçok entelektüel de Erdoğan’ın yaptıklarına Bonapart tanımını getiriyor. Erdoğan’ı Bonapartvari bir şekilde imlediğimizde, bu tip devlet yapılanmaları - genel olarak, Erdogan, Putin, Trump, Orban vb. gibi birinin devletin başı olması ve devletin tüm aygıtlarının elinde olmasını kast ediyoruz - neyi temsil ediyorlar?

MICHAEL LÖWY - Doğrusunu söylemek gerekirse, günümüz dünyasında gözlemlediğimiz Bonapartist figürlerin -başkanlık ve diktatörlüğün- yükselişi ksenofobi (yabancı düşmanlığı), ırkçılık ve/veya gerici milliyetçilik gibi ana kozların kullanılıyor olmasıdır. Bu dört unsur, söz konusu fenomenin güçlü örnekleridir. Bunların hepsi yıkıcı Neo-liberal (Kapitalist) politikaları geliştiriken, diğer milletlere – Müslümanlar, Romanlar ya da Kürtler – günah keçileri gibi saldırıyorlar. Faşist tehditleriyle bu otoriter Bonapartist liderler, yönetici sınıfının en gerici kısmının hizmetindeler ve onların yalnızca teslimiyetçi politikalarının sürdürülebilirliği için değil, devletin herhangi bir aygıtında aklanmaları için de ellerinden geleni yapıyorlar. Bu rejimlerde demokrasi, sadece bir maskenin ardında, tamamen otoriter ve hürriyeti ihlal eden bir görünümdür.

HALİS YILDIRIM- Bilim ve entelektüelizme nefret duyan ve kendi ‘alternatif olgular’ı içinde büyüyen birçok hareket var. Sosyolog Stephan Lessenich’in tanımladığı gibi, bu anti-entelektüalizmin anlamı nedir? Yanlış giden neydi?

MICHAEL LÖWY - Eğer politik güç, sistematik bir şekilde yalanlara, kamusal gülünç manipülasyon ve Orwellvari ‘yeni-dil’e dayanırsa, o zaman bilim, hakikat ve bağımsız entelektüel hareket zorunlu düşman oluverir. Bu durum sözü geçen ‘başkanlık diktatörlüğü’nde neler olduğunu bizden anlatır. Tabiki de, antik Tiranlardan beri, her zaman, otokratlara iradesiyle hizmet eden eski bir sözde-entelektüellik vardır. Lakin, Bilim insanı ve aydınların ciddi çoğunluğu hakikate karşı olan bu vahşi savaşa direnmeye çalışmaktadır. Dikkat çekici bir örnek, Amerikalı iklim bilim insanlarının, Trump yönetimi tarafından akıl almaz geriletici iklim değişikliği inadına karşı olan zorluklarıdır.

HALİS YILDIRIM- Özellikle Marksizm’de, söylenmesi mümkünse, mevcut sol düşünme akademi camiası bir kriz mi yaşamakta? Robert Pippin “Marksizm, entelektüellerin afyonu olmuştur” demekle ne kadar haklı olabilir?

MICHAEL LÖWY - Sol, Fransız Devrimi’nden -modern ‘’Sol’’ kavramının başlamasından - bu yana her daim bir kriz içinde olmuştur. Marksizm’de 19. Yüzyıl’dan beri her zaman bir kriz içindedir. Benedetto Croce 1907 yılında, ‘’Marksizm kesinlikle öldü’’ deyişini zaten keşfetmişti... Ve Raymond Aron daha 1950’lerde Marksizm’i ‘’entelektüellerin afyonu’’ diye tanımlamıştı.

Son 30 yıla oranla, bugün, Kuzey Amerkia, Avrupa ve Latin-Amerika akademi dünyasında Marksizm daha da önemli entelektüel güç olmaktadır. Tabi ki Sovyetler’in (Stalinci) dogmatik, ve ideolojik ’devletçi-Marksizm’’ nesli modası geçmiş ve fiilen ortadan kaybolmuştur. ‘’Entelektüellerin afyonu’’ birçok konformist akademik enstitüde neo-liberal sanı (doxa) derslerinde hakim olan ideolojidir.

HALİS YILDIRIM - Yeni bir entelektüel nesle sahip değiliz. 1968 kuşağı artık yaşlı ve yeni nesil ise teori bakımından zayıf. Marx, Troçki, Gramsci, Benjamin vb. düşünürler, çağın dünya çapında oluşan krizlerinde (organik krizler) yer alan genç nesilere ne sunmaktadırlar?

MICHAEL LÖWY - Açıkçası, bir sürü parlak genç Marksist aydın var. Bunlardan bazıları birkaç on yıl içinde, muhtemelen ‘’klasik’’ olacaktır. Marx, Troçki, Gramsci, Benjamin’e ihtiyacımız olduğu kadar osa Luxemburg, Georg Lukacs, CLR James, Jose Carlos Mariategui ve birçok diğerlerine de ihtiyacımız var. Bunlar olmadan, ne mevcut neo-liberal dünya ve küresel finansal sermaye tarafından yönetilen rejimleri, ne de mevcut gerici Bonapartist rejimler anlaşılabilir. Onlara hem direnmenin detaylı stratejileri hem de alternatif bir toplum, diğer dünya imgesi için ihtiyacımız var. Tabi ki Marksizm, 21. Yüzyıl ilişkisi içinde, bize ‘’klasik’’ olanın ne olduğunu sadece tekrar etmekle yetinmeyip aralarında belki de en önemlisi ekolojik sorunlarla birlikte, günümüzün yeni zorluklarıyla baş etmek zorunda olduğunu da anlatmalıdır.

HALİS YILDIRIM - Akademik dünya demokrasiyi, akademik özgürlüğü ve konuşma özgürlüğünü koruyabilir mi? Neyin değiştirilmesi gerekir?

MICHAEL LÖWY - Akademik dünya kendi başına demokrasiyi, özgürlüğü ve insan haklarını koruyamayabilir. Bu, tüm toplumun, gençlerin, alt sınıfların, ezilen kadınların ve azınlık halkların mücadelesi olmalıdır. Akademik dünya bu kararlı savaşa katkıda bulunmalı, fakat bunu akademi duvarlarının ötesine, ihtiyaç duyulan özlem, mücadele ve sıradan insanların düşlerine taşımalıdır.

 


MICHAEL LÖWY KİMDİR?

Löwy, 1938’de Brezilya’da kimya mühendisi ve öğretmen anne-babanın oğlu olarak doğdu. Ailesi 1934'te Avusturya'dan Brezilya'ya göç etmiş Yahudilerdi. 1960’ta burs alarak gittiği Fransa’da yaşıyor. Burada Lucien Goldmann'la birlikte çalıştı ve Marksist düşünce alanında adını duyurdu.

Bir süre İsrail ve İngiltere'de öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1969'da Paris'e döndü ve Paris VIII üniversitesinde Nicos Poulantzas'ın asistanı olarak çalışmaya başladı. Doktora tezini Lukacs üzerine yazdı. Halen Paris merkezli Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi'nde (CNRS) sosyoloji alanında çalışıyor. Son 20 yıldır özellikle din sosyolojisi üzerine çalışıyor. Marksizmin yanı sıra Troçkizm, ulusalcılık ve enternasyonalizm üzerine çalışmaları bulunuyor.

Dünyayı Değiştirmek Üzerine-Karl Marx'tan Walter Benjamin'e Siyaset Felsefesi Denemeleri, Latin Amerika Marksizmi, Marksizm ve Din-Kurtuluş Teolojisi Meydan Okuyor, Che Guevara'nın Düşüncesi-Devrimci Bir Hümanizm ve Ulusal Sorun Enternasyonalizm ve Küreselleşme başlıklı kitapları Türkçe'de yayınlandı.