Oğuzcan’ı duydunuz mu?



Artı Gerçek

İş bulmak istiyor. Çalışmak, mesleğini yapmak istiyor. 'Para yollamak istiyorsunuz ama bu benim sorunumu çözmez. Ben iş arıyorum. Aç da kalsam para istemiyorum' diyor.



Bir ülke düşünün ki, geleceği olan gençler sığamıyor o ülkeye…

Sığamama halini çok geniş düşünebiliriz…  Gençlere dar gelişinden, gençlerini safra gibi atan hallere kadar…

Hatırlar mısınız Mayıs 2017’de atanamayan coğrafya öğretmeni 27 yaşındaki İbrahim Yeşilbağ intihar etmişti.  Haberde “Cebinde 6 lira bulundu” ayrıntısı öne çıkarılmıştı. Oysa Yeşilbağ, bir hayat olarak toplamda bir sığamama halinin özetiydi.

Sosyal medyada bir gencin öyküsü düştü önüme. Aradım ulaştım. Onun öyküsünü duymamak, meslektaşımın isyanına sağır kalmak olurdu. Zira onun yaşadıkları, kendi riyakarlığı ile mutlu mesut yaşayan toplumun, kurumların, bir gence yaptığı “toplumsal vebalılığın” örneği…

Adı Oğuzcan… Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi. Kendi anlatımıyla milliyetçi muhafazakar bir ailede yetişmiş. Üniversite yıllarında çalışmaya başlamış. Ailesinden kısıtlı destek almış. Öğrenciliğinde kısa filmler, belgeseller çekmiş. Telifli yazılar yazmış, haberler yapmış. Bir dergide çalışırken, 30 senelik başka bir çalışana yapılan haksızlığa ses çıkarmış ve istifa etmiş.

Kafasını kuma gömmemiş, dönemin çok tartışılan dekanı Yusuf Devran’ın uygulamalarına, okul bünyesindeki medya merkezine belirli öğrencilerin alınmasına karşı çıkmış. Milliyet Gazetesi’ne isyanı haber olmuş. Yusuf Devran’ın medya merkezindeki cihazları bazı öğrencilerin kullanımına açtığını, bazı öğrencilerin taleplerini ise karşılamadığını paylaşmış.

Oğuzcan, tam da bir gazetecide olması gereken hasletlere uygun olarak, susmamış, haber değeri taşıyan bir uygulamanın haber olmasını sağlamış. Kamu yararını gözetmiş. Sorgulamış… “Neden” diye sormuş.

Maltepe’de uyuşturucu çetelerine karşı yapılan protesto yürüyüşüne açılan ateş sonucu hayatını kaybeden -ki bu cinayete karıştığı iddia edilen çetelere geçen hafta operasyon yapıldı- Hasan Ferik Gedik’in pankartını açtığı için Oğuzcan ceza almış. Denetimli Serbestlik’le serbest kalmış.

Bundan sonra özgürlüğüne kavuştu mu? Hayır! Kendi sözleri ile “Anayasada yer alan toplantı ve gösteri düzenleme ve katılma hakkını kullandığım için hapis yattım. Kısacık bir süre olmasına karşın ülkedeki geleceğimi bitirdi” demiş sosyal medya paylaşımında.

Anayasal hakkını kullanan bir kişi olarak ülkesine sığamadı. Çünkü kaymakamlıkta “kamu cezası” nedeniyle çalışması gerekiyor. Akşam saat 22’den sonra ise sokağa çıkma yasağı var. Her gün karakola giderek imza atıyor.

“Çalışmak istiyorum” diyor. Ancak çalışabileceği iş yok… Bu şartlarda nasıl çalışabileceğini de bilmiyor. Kıstırılmışlık yaşayan bir genç olarak isyanı duyulsun istiyor. Kaymakamlık -ev arasını yürümek zorunda kalıyor. Yürüme süresi 3 saat. Evinde elektrik yok. Zira kesik.

Para yardımı istemiyor. İş bulmak istiyor. Çalışmak, mesleğini yapmak istiyor. “Gazeteciyim, yazılı ve görsel basının tüm alanlarında çalışabilirim. Para yollamak istiyorsunuz ama bu benim sorunumu çözmez. Ben iş arıyorum. Aç da kalsam para istemiyorum” diyor. Bir senelik hapis cezasının sonu gelmiyor. Kefareti bitmeyen süresiz bir cezalandırma yaşıyor.

Oğuzcan’ın şu sözleri herkese sorumluluk yüklüyor: Söyleyeceklerim ve yapabileceklerim bu kadar. Elimden gelen her şeyi yaptım. Herkesi aradım, mesaj bıraktım, kapısına gittim. Bundan sonrası insanımıza kalmış. Umarım sorunum çözülür.”

Çözebilecek miyiz?