OHAL Ko-Misyonu nedir?



Artı Gerçek

Komisyonun adli ve idari yargı içinde hiçbir dayanağı yok. Haklarında soruşturma ve dava olmayan insanların suçluluğuna karar verebilen bu komisyonun çoğunluğu zaten hukukçu da değil.


Veli SAÇILIK


20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen OHAL'in ardından peşe peşe KHK'ler yayınlanmaya başlandı. Güya darbe tehlikesine karşı önlemler alınacak ve en kısa sürede kaldırılacaktı. Dediğinin tersini yapmakla ünlü olan AKP, üç ayla sınırlı olacak dediği OHAL'i ikinci yılında da sürdürmeye devam ediyor. Yayınlanan KHK'lerin neredeyse tamamının darbeyle falan alakası yok tabi. Tek parti, tek adam hedefine ulaşmak için korku iklimi yaratmanın manivelası bu KHK'ler. 12 Eylül 1980 darbesini yapan K. Evren'in "kardeş kanı dökülmesini önlemek için yönetime el koyduk" edebiyatına rağmen ilk imzaladığı kararnamenin patronlara hediye olarak lokavt kanunu olması ve Metal İşverenleri Sendikasının Başkanının "bugüne kadar işçiler güldü, bundan sonra artık biz güleceğiz" demesi 12 Eylül'nün amacını iyi açıklıyordu. 20 Temmuz 2016'da ilan edilen OHAL için R.T. Erdoğan, yabancı yatırımcılara hitap ettiği konuşmasında "OHAL'i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Grev tehdidi olan yere biz OHAL'den istifade ederek anında müdahale ediyoruz" diyerek 12 Eylül zihniyetiyle aynı amacı taşıdığını açıkça göstermiş oluyordu. 

Yayınlanan KHK'lerle işten ihraç edilen kamu emekçisi resmen 108 bin civarında, kayyum atanan belediyelerden çıkarılan işçiler, sözleşmesi yenilenmeyenler ya da hakkettiği halde göreve başlatılmayanları da hesaba katarsak 200 bin civarında insan bu süreçten etkilenmiş durumda.

Darbe girişimiyle uzaktan yakından alakası olmayan 4 bin 500 KESK'li ve 2 bin kadar DİSK üyesi de bu sayının içinde. İşten ihraçların hukuksuzluğu üzerine çok laf çevirmeye hacet yok. AKP bile yapılan işlemin hukuka uygun olduğunu iddia etmiyor.

Mahkemeye başvuru yollarını kapatarak zaman kazanmak için çaba sarf ediyor. Anayasa Mahkemesi'nin "OHAL KHK'lerini inceleme yetkimiz yok" kararı darbe hukukunu bile aşan bir yol açmış oldu AKP'ye. Bütün hukuk yolları kapatılmışken AİHM'e başvuru yolu açılmış oldu. AB ile kavga ediyormuş gibi görünen AKP'ye abilik yapan AB, hukuksuzluğa koltuk çıkarak OHAL Komisyonu fikrini AKP'ye vermiş oldu. Kamuda iş güvencesinin kaldırılması ve direngen sendika geleneğinin kırılması doğal olarak emperyalist AB devletlerinin de işine gelen bir durum olduğundan AKP'nin elini güçlendirmekte beis görmedi. AKP, AB'ye kafa tutuyormuş gibi görünerek oy devşirirken, AB politikacıları da Erdoğan karşıtıymış gibi söylemlere sarılarak oylarını arttırabildiler. KHK mağduru on binlerce insanı yıllarca hukuktan ve adaletten mahrum bırakmayı hedefleyen OHAL Komisyonu denen gayrimeşru çocuğun fikir babalığını AB'li emperyalistler yapmış oldu. 

OHAL KOMİYONU MU, DEVE KUŞU MU?  

AB politikacılarının tavsiyesiyle AİHM, OHAL Komisyonu'nu hukuki süreçlerden birisi olarak kabul etti. On binlerce dosya yükünden kurtulmuş oldu böylece. Yapısal olarak komisyonun adli ve idari yargı içinde hiçbir dayanağı yok. Haklarında soruşturma ve dava olmayan insanların suçluluğuna karar verebilen bu komisyonun çoğunluğu zaten hukukçu da değil. AKP'nin seçtiği ve her an görevden alabildiği komisyon üyeleri kurşun askerden başka bir şey değil tabi ki. Yargı görevi yok ama suçluluğa karar verebiliyor, bağımsız değil ama bağımsız olduğu iddia ediyor. Deve mi, kuş mu tartışması yapmak yerine devekuşu demek en doğrusu olacaktır böyle bir garabete.

OHAL KOMİSYONU ÇOK GİZLİ ÖRGÜT MÜ?

Komisyonun kurulmasına 2 Ocak 2017'de düzenlenen ve R. T. Erdoğan'ın başkanlık yaptığı Bakanlar Kurulu toplantısında karar verilmişti. OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu, OHAL kapsamında çıkarılan 23 Ocak 2017 tarihli 685 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kuruldu. Kurulduktan altı ay sonra Yargıtay Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Karagöz, Danıştay Tetkik Hakimi Murat Aytaç, Mülkiye Başmüfettişi Hasan Şıldak, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Daire Başkanı Esat Işık, Milli Eğitim Bakanlığı Atama Daire Başkanı Mustafa İkbal ile Devlet Denetleme Kurulu (DDK) üyesi Salih Tanrıkulu komisyona üye olarak seçildiler. Komisyonun faaliyete geçmemesi için AKP her türlü yavaşlatma yol ve yöntemlerine başvurdu. Nuriye-Semih'in açlık grevinin de baskısıyla komisyon kurulma kararından nerdeyse bir yıl sonra ilk kararını vermek zorunda kaldı. Uzun süre komisyonun yeri belli olmadı. Komisyona askeri kışla içinde bir bina tahsis edildiği sonradan açıklandı. Böylece komisyona yönelik protestoların önüne geçilmiş oldu. Mekanı ulaşılmaz, çalışma ilkeleri bilinmez, kimi göreve iade ettiği açıklanmaz, reddedilenlerin neden reddedildiği sır olan efsanevi Tapınak şövalyeleri gibi varlığı bilinen ama ulaşılmaz yapısıyla OHAL İnceleme Komisyonu illegal örgütlerden bile daha illegal bir örgütü andırıyor. Bir yılda sadece dört bin dosyayı ele aldığını açıklayan komisyon, üç bin küsur dosya hakkında karar verdiğini ve bunlardan sadece 100 kişiyi işe iade ettiğini açıkladı. Komisyonun önünde 120 bin civarında başvuru varken, bir yılda sadece dört bin dosyanın ele almış olması değerlendirme sürecinin yıllarca süreceğinin kanıtı. 

AKP, iktidar gücünü Fethullah Gülen Cemaati sayesinde büyütmüş olmasına rağmen kendi dışında herkesi "Fetöcü" olmakla suçlamakta beis görmüyor. Üçüncü derece akrabaları bile KHK ile ihraç edildiği için binlerce insan, "güvenlik soruşturması" olumsuz olduğu gerekçesiyle işe alınmıyor. Bank Asya'nın kurdelesini kesenler bankaya para yatıranları hapse atıyor. Cemaat okullarında büyüdüm diyen Damat Berat, cemaat okulunda İngilizce öğretmenliği yapan Filipinler vatandaşı Hristiyan Karen'i bir yaşındaki bebeğinden ayırarak sınır dışı etmeyi kendinde hak olarak görebiliyor. 15 Temmuz darbe girişiminin baş aktörlerinden Mehmet Dişli'nin kardeşi Şaban Dişli AKP yöneticisi seçilebiliyor, ancak ihraç edilen bir memur hakkında hiçbir dava olmasa bile kendi dahil bütün ailesinin yurtdışına çıkışı yasaklanıyor, başka işe girmesi engelleniyor, hayasızca "sosyal ölü haline getirdik" denilebiliyor.

OHAL Komisyonu üyesi Mustafa İkbal'in kardeşinin KHK ile ihraç edildiği ortaya çıkıyor ve Mustafa İkbal "kardeşimin yaptıkları beni ilgilendirmez" diyerek "demokratik hakkını" kullanabiliyor. Türkiye'de sonsuz demokrasi ve ifade özgürlüğü var! Tabi ki AKP yandaşıysanız eğer. AKP'nin sürekli dile getirdiği "OHAL'den kimse etkilenmedi, demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü" vb. söylemlerin, rakiplerini zincirleyip, kendine sonsuz hareket alanı yaratmak için olduğu ortada. OHAL ilan edildiğinden bugüne tek yasa geçerli; Madem AKP'li değilsin, OHAL'de teröristsin! OHAL Komisyonu denen yapının varlık sebebi ağızlara verilmiş yalancı memeyle insanların öfkelerinin törpülenmesin başka bir şey değil.