Olmayan yargının reformu



Artı Gerçek

Ne zaman AKP büyük gürültü ile bir açıklama yapsa, dünyada konuyla ilgilenen herkes meseleye ‘ne bit yeniği var’ diyerek bakıyor. Çünkü geçmişte yaşanmışlıklar hiç de iç açıcı değil.


Memet KILIÇ*


Hatırlıyorum, AKP Genel Başkanı Erdoğan kameralar önünde üstüne basa basa bir ‘Varlık Barışı Kanunu’ duyurmuştu. Yurtdışından para altın gibi menkul kıymetlerini Türkiye’ye getirip maliyeye bildirenlerden paranın kaynağı sorulmayacak ve sadece yüzde iki oranında vergi alınacaktı. Bu kanun sadece altı ay geçerli olacaktı. ‘Bir yerde iki kamyon paraları var, onu aklayacaklar’ diye düşünmüştüm. Ancak bu kanun 2008 tarihinden bu yana her altı ayda bir uzatıldı. İşin boyutu ise ABD’deki Reza Zarrab davasına kadar dayanıyor.

Şimdi AKP’nin genel başkanı işi adalet bakanına bırakmıyor ise ve kendisi kamuoyuna duyuruyor ise, ‘amacı ne olabilir, olmayan yargının reformu olur mu?’ diye sormak haklıdır. 

Şu sorular akla geliyor:

1). Adı ‘Af Kanunu’ olmayan bir kısmi af mı İstanbul seçiminden önce gündeme geliyor?

2). Ekonomik sıkışmanın sadece batı bloku ile yakınlaşma ile mümkün olduğu görüldü, bunun için psikolojik alt yapı mı hazırlanıyor?

3). Avrupa Birliği ile ilişkilerin sadece ekonomik amaçlı devam ettirilebilmesi için bir adım mı atmak gerekti?

4). Hükümet için siyaseten daha az tehlikeli olanları enselerinde demloklesin kılıcı ile bırakıp, içeri atılacaklara yer açmak ve daha fazla hapishane binası inşaatına girişmek?

5). Enerji ve imar alanlarına ilişkin özel mahkemeler kurarak, asıl rant sağladıkları alanlardaki yargıyı daha iyi kontrol edebilmek?

6). Reform yapıyormuş gibi yapıp, bazı adli süreçleri uzatarak, insanları daha uzun bir adli süreç cenderesine almak.

Konuya tarihsel bakarsak, ‘bunların hepsi’ demek gerekir.

İSLAMCILAR YARGI BAĞIMSIZLIĞI İSTEMİYOR

‘Deforme’ edilmiş bir yargının ‘reforme’ edilme hedefinin olmadığı, sadece bazı taktiksel yaklaşımlar olduğu bariz.

Benzeri şeyleri bu hükümet (yürütme) 9’uncu kalkınma planında, 2006 yılında ve 2014 yılındaki açıklamalarda hep söyledi.

2010 yılında Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru ‘olanağı’ getirilip 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe konulduğunda, bunun çok olumlu bir gelişme olduğunu düşünmemiz gerekirdi, değil mi? Ama hedef, Ergenekon ve Balyoz adı verdikleri davalar ve benzerleri ile ömürlerini çaldıkları insanların AİHM’e gidişini biraz daha geciktirmek ve siyasal yargı ile ömürlerinden biraz daha fazla zaman çalmaktı.

Şimdi ise ‘İstinaf mahkemelerinin verdiği kararları bir de Yargıtay inceleyebilecek’ diyerek, süreci uzatmak hedefleri. Yargıyı siyasallaşmadan korumak ve bağımsızlığını sağlamak gibi bir hedefi hiç olmadı islamcıların. 

Avrupa Birliği Komisyonu 29 Mayıs 2019 tarihinde ‘ekonomi dahil, her alanda kötüleşme var. Yeni fasıl açılmayacak, açılanlarında başarıyla kapatılması söz konusu değildir’ deyince, Türkiye’deki iktidar psikolojik hamle ile piyasaları rahatlatmaya çalışıyor. Yabancı yatırımcı açıklamaya değil, uygulamaya bakacaktır ama.

Hamile kadınların, emzikli bebeklerin hapse atıldığı görülünce AKP’nin tabanında da bir memnuniyetsizlik doğdu. Sürekli anketler ile ‘gerçek liberal demokrasi’ değil, sandıktaki oy sayısını kurtarma ölçümleri yapan AKP, İstanbul belediye seçimi öncesi sözlü sakinleştirme manevrası yapıyor. 

AF YERİNE ‘REFORM’

Sayısı 389 olan ve kapasitesi 212 bin kişi olan hapishanelerde 264 bin kişi orada kalıyor. Hükümet yaklaşık 200 hapishane daha planlıyor. İnşaat sektörü dışında ekonomik bir alandan anlamayan AKP, yeni hapishaneler yapılıncaya kadar siyasi rakiplerinin altı ay daha geç hapse girmelerine göz yumacak, hepsi bu.

Hapishanelerin kapasitesi yetmediği için, payandası MHP’yi memnun edecek ama kendi tabanını kızdırmamak için ismi ‘AF’ olmayan bir ‘reform’ ile, bazı hükümlülerin denetimli serbestliği sağlanacak.

2018 yılında her beş yetişkinden birine soruşturma açıldığı dikkate alınırsa, AKP’nin adalet gibi bir derdinin olmadığı anlaşılır. Bir hukuk devletinde yeterli ve makul delil yok ise soruşturma başlatılmaz.

TUTUKSUZ YARGILAMA

AKP’nin büyük oranda algı operasyonu yaptığının en önemli göstergesi, ‘tutuksuz yargılama kural, tutuklu yargılama istisna olacak’ söylemidir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 90/5 maddesine göre usulüne uygun yürürlüğe konmuş uluslararası sözleşmeler kanun hükmünün üstündedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi böyle bir uluslararası sözleşmedir. Uzun tutukluluk sürelerinin insan hakkı ve böylece AİHS’in 6’ıncı maddesinin ihlali olduğuna ilişkin çokça AİHM kararı var. Örneğin Osman Kavela’yı bir buçuk yıldır tutuklu olarak hapiste tutmamak için reforma ihtiyaç yok. Peki, o neden hala içerde? Barış için imza veren akademisyenler neden işlerinden atıldı ve hapisteler? Neden hala hamile kadınlar ve emzikli bebekler hapiste?

1 Haziran 2005 tarihinde değişikleri yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu tutuklu yargılanmayı zaten istisna olarak öngörmüyor mu (delillerin karartılması, kaçma vs.)? Anayasa’nın 19’uncu maddesi sınırlı belli haller ‘dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz’ hükmünü içermiyor mu?
Neden peki bir cadı avı var bugün Türkiye’de?

YARGI VİZYONU

Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile insan haklarını esas alarak adalet hizmetlerinin, hızlı ve etkin bir şekilde sunulmasını sağlamak hem AB’nin beklentisi, hem Türkiye’deki hükümetin sürekli tekrar ettiği bir vaadidir.

Hedef ne idi ‘hak ve özgürlükleri koruyan, adil, güven veren, erişilebilir ve etkin bir adalet sistemi’. Bu 2002 yılından beri AKP Hükümeti’nin ‘vizyonu’. Elimizde olan ne? Yargının hiç olmadığı kadar siyasallaştırıldığı ve tarafsızlığını yitirdiği bir sistem. 

Peki, 17 yıldır bunları bize ‘vizyon’ olarak sunup, tersini yapan bir yürütmeye neden inanalım?
Var olan Adalet Akademileri’ni kapatıp, yeniden açmak mı reform?

İŞKENCE İLE MÜCADELE

Ben 2002-2005 yılları arasında Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Üyeliği yaptım. Prof. İbrahim Kaboğlu o kurulun başkanıydı, şimdi KHK ile görevden alındı. Türkan Saylan hanım o kurulun üyesiydi sabaha karşı kapısında polis ile dayandılar. Prof. Baskın Oran o kurulun üyesiydi, şimdi medyadan uzak tutuyorlar.

2004 yılında ‘işkenceye karşı sıfır tolerans’ söylemi ile gönülleri kazanıp, şimdi Avrupa Konseyi’nin İşkencenin Önlenmesi Komiteleri’nin raporlarını açıklamasına engel olan bir hükümet olana biz neden inanalım? 

AVUKATLARA YEŞİL PASAPORT

Avukatlara yeni ekmek kapıları açmak (bazı sözleşmelerin avukatta yapılmasının zorunlu kılınması, noter sayısının arttırılması ve bazı işlemlerin noterlerin yetkisine verilmesi) ve hizmet pasaportu vermek dışında, savunma sistemini sevindirecek bir şey görünmüyor. Avukatın sorunu yeşil pasaport değil, hak aramada önüne konulan engel, bir ayağı hapiste mesleğini icra etme, elinden pasaportu alınması, eteğinin boyunun resmini çekmeye çalışan sözde hakim, babasının mezarına eli kelepçeli olarak toprak atmak zorunda kalmaktır!

Yani ortada alkışlanacak bir şey yok!

Kaldı ki, Avrupa artık yeşil pasaportluların da enflasyoner bir şekilde artmasından dolayı, vize sorunu çıkarıyor. Hem muhtarların başı kel mi? Onlara neden yeşil pasaport verilmiyor?

TERÖR İLE MÜCADELE

Hedef Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlalini önlemek değil, sadece dünya ve iç kamuoyunu oyalamaktır. 

Türk Ceza Kanunu’nun tartışmalı maddelerini kaldırdım deyip, benzer düzenlemeleri Terör İle Mücadele Kanunu’na koyan AKP düzeni, şimdi hemen herkesi ‘terör örgütüne yardımdan’ yargılıyor. Ha bir de karikatür çizenlerin, sosyal medyada görüş bildirenlerin, cumhurbaşkanına hakaretten yargılandığını unutmayalım.

Hak ve özgürlükleri koruyan, adil, güven veren, erişilebilir ve etkin bir adalet sistemi ortak talebimiz olmalıdır. Enseyi karartmadan ve kararlılıkla bunu talep ediyoruz!


*Av. Memet Kılıç, LL.M. (Heidelberg Üniversitesi)
Ankara ve Karlsruhe/Almanya Baroları Üyesi
17. Dönem Almanya Federal Parlamentosu Üyesi