Osman Kavala: Hitler Üzerine Notlar'ın düşündürdükleri



Artı Gerçek

Tutukluluğunun ikinci yılını geride bırakan Osman Kavala, 'Hitler Üzerine Notlar' isimli kitaba ilişkin yazdı.


Silivri Cezaevi'ndeki tutukluluğunun ikinci yılını geride bırakan Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı, insan hakları savunucusu, iş insanı Osman Kavala, Sebastian Haffner’in 'Hitler Üzerine Notlar' isimli kitabına ilişkin yazdı. 

Kavala'nın Birikim Dergisi'nde yayınlanan yazısının bir kısmı şöyle: 

Sebastian Haffner’in Hitler Üzerine Notlar’ı önemli bir kitap, Türkçeye çevrilmesi çok iyi olmuş. Guido Knopp önsözünde, “konu hakkında bilgi sahibi olmayan okur için hâlâ en iyi Hitler kitabı” olduğunu yazmış. “Adeta bir psikologun divanına uzanmış Hitler: hayatı, icraatları, başarıları, yanılgıları, hataları, suçları, hıyaneti (…) mükemmel izah edilmiş” (s. 9) diyor.

Knopp’un Haffner’in genel olarak yazdıkları hakkında yaptığı değerlendirme, bu kitap için de bir o kadar geçerli: “Onun bildik meseleleri sivri tezlerle, yepyeni ve afallatan bir ışık altında sunmadaki dehası insanları düşünmeye kışkırtır, provoke ederdi.” Kitapta yer alan bu nitelikteki bir dizi tez, kendini konu hakkında fazla bilgi sahibi olmayan bir okur olarak değerlendiren biri olarak, benim de zihnimi meşgul eden meseleleri yeniden düşünmeme neden oldu. Yakın zamanda okuduğum birkaç kitaptan da yararlanarak, Haffner’in notları üzerinden bir ufuk turuna çıkmak istedim.

MİLLİYETÇİLİKLE ANTİSEMİTİZMİN FÜZYONU

Hitler ile ilgili yaygın kanaat, malum, canice antisemitizminin ve savaş saldırganlığının aynı ırkçı, faşist dünya görüşünün tezahürleri olduğudur. Haffner de Hitler’in ideolojisinin “nasyonalizm ile antisemitizmin bir füzyonu” olduğunu söylüyor, diptekinin antisemitizm olduğunu vurgulayarak. Sonra da Hitler’in dünya görüşü ve siyasi programını oluşturan unsurları teker teker ele alıyor.

Haffner, Hitler’in Alman ulusunu Avrupa’ya -sonra da dünyaya- hakim kılma planı ile Yahudileri yok etme niyetinin birbirleriyle bağdaşmayan siyasi hedefler oldukları görüşünde. Hitler’in antisemitizminin Alman vatandaşı Yahudilerin ülkelerine olan derin duygusal bağlarını nefrete dönüştürdüğünü, Alman bilim dünyasına tahmin edilemeyecek miktarda kan kaybettirdiğini, dünyanın her köşesinde ekstra düşmanlar yaratarak Almanya’nın itibarına gölge düşürdüğünü, Almanya’nın dünyaya hakim olma davasına başlangıçtan itibaren büyük zarar vermiş olduğunu anlatıyor.

Dünya tarihindeki bütün hadiselerin ırkların mevcudiyetlerini sürdürme içgüdülerinin ifadesi olduğunu düşünen Hitler için tarih, ulusların birbirleriyle savaşmalarından, yaşam alanlarını (lebensraum) genişletme ve dünyaya hakim olma mücadelesinden ibaret. Bu “teori”, belli ki Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra şiddetlenen Alman halkındaki sıkıştırılma ve aşağılanma ruh halini yansıtıyor; Hitler’in Avrupa’da asıl düşman olarak gördüğü Fransa’ya diz çöktürmek ve Doğu’da geniş bir yaşam alanı yaratmak için savaşı rasyonalize etmeye yarıyor.

Her ne kadar ulusların sürekli birbirleriyle savaştıkları, özellikle de lebensraum ve dünya hakimiyeti için savaşa girdikleri yanlış bir tarih anlayışının ifadesi ise de, Haffner, Hitler’in Yahudilerle ilgili olan ikinci ırkçı tarih teorisinin bununla tezat oluşturduğunu söylüyor. Hitler’e göre tüm Ari ırklarla Yahudiler arasında da ezeli bir mücadele cereyan etmektedir. Devlet kurma kabiliyetleri olmayan, beynelmilel karaktere sahip Yahudiler, “dış politikada pasifizm, enternasyonalizm, kapitalizm ve komünizm, iç politikada ise parlamentarizm ve demokrasiyi kullanarak”, “Ari ulusları lebensraum için verdikleri görkemli savaşta taciz etmek, zayıflatmak ve böylelikle kendi uğursuz dünya hakimiyetlerini kurmak” için faaliyet göstermektedirler (s. 117). Bu nedenle tüm Ari ulusların bir taraftan birbirleriyle savaşırken, diğer taraftan Yahudilere karşı aynı safta olmaları gerekir. Haffner’e göre, bu iki tarih teorisi, Hitler’in siyasi hedefleri gibi çelişkilidir, bir araya gelmeleri ancak “büyük hokkabazlıklarla” mümkündür. Haffner, Hitler’in Nisan 1945’teki, “İnsanlar Almanya ve Orta Avrupa’daki Yahudilerin kökünü kazıdığım için nasyonal sosyalizme sonsuza dek müteşekkir kalacaklar,” sözlerindeki “enternasyonalist” vurgunun tuhaflığına dikkat çekmiş.

NASYONAL SOSYALİZM VE FAŞİZM

Haffner, sosyalizmin faşizmden farklı olduğu, Hitler’i faşist olarak nitelendirmenin yanıltıcı olacağı görüşünde. Bu çarpıcı değerlendirmesi Haffner’in, sosyalist çevrelerde bir zamanlar revaçta olan Dimitrov’un tanımına uygun biçimde, faşizmi yüksek sınıfların iktidarı olarak tanımlamasından kaynaklanıyor. Hitler’i “gücünü seçkinlerden değil kitlelerden alan (…) iktidara yükselmiş bir halk temsilcisi” (s. 87) olarak görüyor, onun yüksek sınıflarla ilişkisinin gerçek bir ittifak dahi sayılamayacağını iddia ediyor.

Haffner’e göre, nasyonal sosyalistlerin iktidarda olduğu III. Reich, Mussolini’nin faşist devletine benzemez. İtalyan faşistler “korporatif devletin”, yani zümreler devletinin ihyasını hedeflemişlerdir, halbuki “nasyonal sosyalistler farklı zümrelere ait ayrıcalıkların ve sınıfların arasındaki bariyerlerin ortadan kaldırılmasına” (s. 60) taraftardırlar.

Haffner’in tartışmaya çok açık diğer tezi, nasyonal sosyalizmle sosyalizm arasındaki benzerliklerle ilgili. Nasyonal sosyalistlerin “Volkgemeinschaft” (milli birlik)  ülküsüyle sosyalistlerin sınıfsız toplum hedefi arasında paralellik olduğunu düşünüyor. 

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN