Ozan Emekçi: Haksızlıkları dile getirmenin cezası bu kadar ağır olmamalı



Artı Gerçek

'Çok sevdiğim yurdumdan, sevdiklerimden, dinleyicilerimden uzak kalmak çok zor geliyor bana.'


Yavuz ÖZCAN


Ozan Emekçi 1 Ocak 1955’te Maraş’ta doğdu. Asıl adı Ali Haydar Levendiz. Bağlamayı ilk kez babasından dinledi. Küçük yaşlardan itibaren yöresindeki aşıklardan aşıklar geleneğini öğrendi. Önceleri ustaların türkülerini çalıp söyleyen Emekçi, zamanla kendi şiirlerini türküleştirmeye başladı. Dönemin politik koşulları nedeniyle meslek lisesinin 2. sınıfına dek okuyabildi.

Özellikle Mahsuni, Meçhuli ve İhsani gibi halk ozanlarındana etkilendiğini belirtiyor.

İlk kasetini 1973, ilk plağını ise 1975 yılında çıkardı. Bu yılları izleyen dönemlerde kovuşturmaya uğradı, tutuklandı ve ilk kez cezaeviyle tanışmış oldu.

BİR OZANIN SÜRGÜNDEN SESLENİŞİ

Emekçiye “sen kimsin diye sorduğumda” elinden hiç düşürmediği bağlamasını alarak ve kendisini şiirsel bir dille anlatmaya başlıyor; “Emekçi’yim yersiz yurtsuz kuş oldu / hayallere daldı sıla düş oldu / En sonunda iki damla yaş oldu / Döker gideriz bırakmaz yerinde…’’ Fakat Ozan Emekçi’nin hayatı ve mücadelesinin sicili dört mısraya sığmayacak kadar kabarık.  

Mahsuni, Nesimi Çimen, İsmail İpek ve İhsani’yle çeşitli turnelere katılan Ozan Emekçi, özellikle 70’li yıllarda politik türküleriyle tanındı ve ünlendi. Yazdığı şiirlerde ve söylediği türkülerde işçi-köylü örgütlenmesini överek devrimci motifleri işlemesi nedeniyle sol kesim içinde dinlenen ve sevilen bir ozan oldu. 

1980 döneminde Almanya’ya sürgün edilen ve yurda girişi yasaklana Emekçi, Kanada’dan Avustralya’ya kadar pek çok ülkede konserler verdi. Emekçi’nin eserleri birçok sanatçı ve grup tarafından seslendirildi ve halen seslendiriliyor. Çoğu insan için çok özel olan "Özgürlük Mahkûmları’’ adlı türküyü seslendiren ve aynı zaman da toplumsal çarpıklıkları en yalın şekilde mısralara döken usta bir şairdir Ozan Emekçi. Şiirleri değişik ülkelerde, çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlandı.

ÜRETTİKLERİYLE ÖNEMLİ OZANLAR ARASINDA YER ALIYOR

Bugüne dek 30’a yakın kaset ve 4 tane 45’lik plak çıkaran Ozan Emekçi, şiirlerinin bir bölümünü “Özgürlük Mahkûmları” ve “Feryad-ı İsyan” isimli kitaplarında topladı. Halen Almanya’da yaşayan Ozan Emekçi, yaklaşık 31 yıl aradan sonra, en son geçtiğimiz yıllarda Türkiye’ye dönmüş ve katıldığı çeşitli etkinliklerde sevenleriyle buluşmuştu. Emekçi ürettiği birbirinden güzel eserlerle en önemli ozanlar arasında yer almaktadır.

‘ÖLÜM SENİ ARAR OLDUM NEREDESİN’’ 

Ozan Ekmekçi’nin eserleri birçok sanatçı tarafından ‘Emekçi Türküleri’ albümünde toplanmış. 2 CD’den oluşan albüm Öz Diyar Müzik tarafından Tanju Duman ve Burhan Çelik yönetmenliğinde raflarda yerini almış. 34 eserinden oluşan bu değerli albümünde Erdal Erzincan, İlkay Akkaya, Hüseyin Turan, Arzu-Tolga Sağ, Tayfun Talipoğlu, Abidin Biter, Feryal Öney, Pınar Aydınlar, Yılmaz Çelik, Mehmet Ekici, Seyfi Yerlikaya, Tanju Duman gibi halk müziğinin tanınmış isimlerinin yanı sıra gelecek vaat eden genç seslere de yer verilmiş ve ortaya insan yüreğine serin bir ırmak gibi akan bir albüm çıkıvermiş.

Albümde insanı derinden etkileyen seslerden Hüseyin Turan “İntizar İmiş”, Oktay Coşkun ve Özgür Özdemir “Ali Haydar”, Didem Ketenci'nin “Yandırırlar”, Yılmaz Çelik'in “Niye mi”, Seyfi Yerlikaya'nın “Güle Barut Serdim”, Ercan Es'in “Ölüm Seni Arar Oldum Nerdesin”, Ozan Alver “Gurbet Kuşları” yorumları yeralıyor.

‘MEMLEKETİ SİNDİRE SİNDİRE YAŞAMAK İSTERİM’ 

Yıllardır sürgün de yaşayan ve hep yüreğinde memleket özlemi taşıyan Ozan Emekçi Artı Gerçek’le yaptğı bu röportajında “Dostlarıma sarılmak, anılarımı tazelemek isterim. Memleketi sindire sindire yaşamak, çocukluğumla, gençliğimle buluşmak isterim. Nerede o günler demiyorum, o günler gelecek diyorum” diyor. Biz de o günler gelsin istiyoruz. Ozan Emekçi türküleriyle büyümüş, öfkelenmiş, lise yıllarında ki en önemli anılarımız içinde yerini almış Emekçi şiirlerini, hafızamıza işlemiş bir nesil olarak onu kendi topraklarında kucaklamak istiyoruz. 70′li yıllardan bu yana sosyalist hareket ile tanışmış ya da tanışmamış hemen herkesin tanıdığı bildiği bir isim. Yıllar sonra bile dillerden düşmeyen, çok sayıda eseri üretmiş ve yaratmış bir ozan.

Özellikle Maraş Katliamı bugüne kadar çok kişi tarafından yazıldı, yorumlandı, konuşuldu. Ancak babası dahil 17 akrabası katledilen Ozan Emekçi 41 sene sonra ne düşünür, ne anlatır, yaşamı, gurbetlik için neler söylüyor, hepinizin merak ettiklerini Artı Gerçek için sordum, Emekçi cevapladı.

Sevgili Emekçi, ilk sorum şu; yaşarken kıymeti bilinen bir ozan mısınız?

Öncelikle kıymetten ne anlamamız gerekiyor. Bu konuda bir standart yok. Dostumuz da çok, düşmanımız da çok. İnsanın dostu da düşmanı da olmalı. Her kese dost değilim, her kes de bana dost değil.

Bestelerinizi çok sayıda sanatçı seslendirmekte ve bu seslendirilen eserler ‘Emekçi’nin Türküleri’ albümünde toplandı. Bu size verilen değerin bir göstergesidir diyebilir miyiz?

Benim tespit ettiğim kişi ve grup 150'nin üzerinde eserlerimi yorumluyor. Önce 34 sanatçı birer eserle 2 CD olarak çıktı. Çok ünlü dostlarım da var içlerinde, yeni başlayanlar da. Hepsine yürek dolusu teşekürlerimi yolluyorum. İnsan tekrar edildikçe yaşar. Ozanın tekrar edilmesi ürettiği eserin seçtiği hedef kitleyi ve yıllar sonrasının hedef kitlesine sunulmasıyla ilgilidir. Başka bir deyişle bu bir duruşla ilgilidir. Doğru yolda doğruya en yakın bir dün değerlendirmesini göz önüne alarak bu günü gerçekçi yorumlayarak yarını sağlıklı görebiliriz. Üretilen eser böyle bir süzgeçten geçerse kalıcılığı olur. Tekrar edilir. Tekrar edildikçe üreticisini yaşatır.

90'lı yıllarda yaşananlar hala izlerini canlı tutuyor. Feryad-ı isyanım isimli şiirinizde, "Bilcümle taş kesildiler sözde ıtır sevenler, kirli sarı bir bıçakla nergisler kesilirken" diyorsunuz ve yaşananları gösterir gibi. Siz bu şiiri yazarken elbette ki başka çağlarda yaşanan 'insan kasaplığı'nı bir metafor deryasından geçiriyorsunuz ve de Kürdistan denen yer tam da sizin bu metnin altında duruyor yanılıyor muyum?

Bizim coğrafyamız çok etnisiteli, çok dilli, çok dinli bir coğrafyadır. Hem Kürdistan, hem Türkiye böyledir. Ama yaklaşık yüz yıllardır ‘tekçilik’ pompalanıyor. 'Tek bayrak, tek vatan, tek dil, tek millet' gibi. Bir çok rengimizi yok ettiler, sürgün ettiler ve soykırıma tabi tuttular. Mezopotamyanın kadim halklarından olan Süryanilere, Ermenilere ne oldu? Rumların başına ne geldi? Karadeniz sahilinde irili ufaklı kaç halk yaşıyor, isimleri nedir, hangi dili konuşuyorlar, inançları nedir bilmiyoruz. Oysa detaylarına kadar bilmemiz gerekiyordu. Bizleri bundan mahrum bıraktılar. Onlarca halka Türklüğü dayattılar. Onlarca inanca islamı dayattılar. Sizin tam isabetle işaret ettiğiniz bil cümle taş kesildiler,s özde ıtır sevenler kirli sarı bir bıçakla nergisler kesilirken mısraları bunlara dairdir. Kirli ve sarı bıçak Kemalizmdir. Yüz yıldır bunu  Kürtlere de yapıyorlar.  Ama başaramadılar. Kürdün itirazı  görkemli ve yüzyılın hesabı ile yüklüdür. Kürtler son 40 yıldır kendilerine bu yapılanların hesabını soruyorlar. Kürdün binlerce yıldır yaşadığı öz yurtları Türklere vatan olmaz ve olamaz. Kısaca Kemalizmin özü faşizmdir. Osmanlı döneminde bu coğrafyanın ismi Kürdistanken M. Kemal bunu yasakladı ve bu güne kadar bunu böyle sürdürülüyor.

‘SEN BUNDAN SONRA KENDİNİ EMEKÇİ OLARAK TANIT’ 

Ozan Emekçi bize kendisini anlatırsa neler anlatır, sıkı sıkıya bir sosyalis olarak hep sizi gördük, Ağalara, Patronlara karşı isyan çağrıları yapan ‘feryad etme isyan eyle' diyen Emekçiyi hep tanıdık. Sosyal yaşamda, evde nasıl bir Emekçi var onuda bilmek isteriz... Gerçek ismimizi ve soy isminizi unuttuğunuz oluyormu hiç? 

Gerçek ismim Ali Haydar Bender’dir. Bender soy ismini sonradan aldım. Önce Levendiz’di. Aileden ve yakın çevreden gerçek ismimle çağırdıklarında bazen şaşırdığım oluyor. Ama şimdiye kadar gerçek ismimi unutmadım. Kamil Mermertaş isimli köylüm, yakınım ve ağabeyim (geçtğimiz aylarda hakka yürüdü) İstanbulda yaşardı ve her yıl Maraş’ı ziyaret ederdi ve beni mutlaka dinlemek isterdi. Bir defasında bana, sana bir mahlas bulalım dedi. Biraz düşündükten sonra sen bundan sonra kendini 'Emekçi olarak tanıt' dedi. O gün bu gündür Aşık Emekçi ismini kullanmaya başladım ve plaklarım da bu isimle çıktı. Emekçi, Ozan Emekçi olarak tanındım ve anıldım. Bu ismimi çok seviyorum. Evde çalışkan biri değilimdir. Tembel biriyim. Evin yükünü sağolsun eşim çekiyor. Haklı olarak bazen isyanda ediyor. Feryad etmek göreceli olarak bir duyarlılık yaratıyor. Ama eğer isyan ardından gelmiyorsa yalnız kalıyor feryad. Feryad isyana dönüşürse sonuç alabilir.

Dönemin ozanları arasında siyasi çizgisi daha belirgin olan ya da sosyalist bir rotada kararlılıkla yürüyen siz varsınız sanıyorum, yanılıyor muyum?

Söylediğiniz doğru. Ben halkların kurtuluşunu ve özgürlüğe kavuşmasını sosyalist sistemde gördüğüm için daha açık bir ideolojik duruşum vardı. Bugün de buna inanıyorum. Türkiye ve Kürdistan’da insanların Demokratik Sosyalizm ile kurtulacağına inanıyorum. Bizler öyle bir ortamda yaşıyoruz ki; bir sanatçı aynı zamanda hem siyasetçi hem de toplumsal konularda konuşmak ve faaliyette bulunmak durumundadır. 

Ben öncelikle biraz geriye gidip sizin müziğe ne zaman ve nasıl basladığınızı sormak istiyorum.

Bizim köyde herkes bağlamayı tanır ve çalardı. Bizim ailede saz vardı. Babam çalar ve söylerdi ve ben ilk bağlamayı babamdan dinledim. Dayım çok iyi cura çalardı. Yani aileden başlayan bir bağlama ve müzik tanışıklığım var. 

‘MALLARINI GASPETTİLER YA DA HARAÇ MEZAT ALDILAR’

Yani her Alevi ailesinde olan bir durum. Peki bunu devam ettirmek istemenizin nedeni neydi?

Tabii köyümüzde çok sayıda halk ozanı vardı. Aşık Meçhuli vardı. Yine felsefik ve kültürel derinliği olan Aşık Perişan Güzel’i tanıyordum. Daha çocuk yaştayken Aşık Mahsuni ile tanıştım. Bunların benim üzerimde çok derin etkileri oldu. Yine abim Aşık Vicdani ve yine çok başarılı bir yorumcu olan İsmail İpek gibi yöremizde yetişmiş bir çok ozandan bahsedebilirim. Köyümden çok sayıda halk ozanı yetişmiştir ve hala yetişmeye devam etmektedir.

Biraz da katliam öncesi Maraş’a gidelim, kimler yaşardı nasıl bir ortam vardı?  

Kürtler, Türkler, Çingeneler, gizli Ermeniler ve az sayıda da olsa Araplar yaşardı Maraş’ta. İnanç olarak da Aleviler ve Müslümanlar yaşardı. Müslümanlar çoğunlukta, Aleviler ise katliamdan önce hatırı sayılır bir çoğunluk olan yüzde 35 oranındaydı.

Sanırım Maraş il merkezinden bahsediyorsunuz?

Evet bahsettiğim Maraş’ın merkezidir. Tabii bu sayı katliamdan sonra yüzde birlere kadar geriledi. Örneğin bizim köyde 300 aile vardı. Şimdi 3 aile kalmış. Alevileri ya da başka bir deyişle Kürtleri sürgün ettiler. Mallarını gaspettiler ya da haraç mezat satın aldılar. Bir çok Alevinin arsasının üzerine apartmanlar yapılmış, gidip haklarını bile arayamıyorlar.

'BÜTÜN KÜRTLERİN ALEVİ, BÜTÜN TÜRKLERİN DE SÜNNİ OLDUĞU GÖZÜYLE BAKILIRDI'

Eli silahlı, postallı insansı karartıların 'vatanın selameti' için 'kahramanlaştığı' Maraş katliamının kurbanlarından birisiniz. Maraş Katliamı bugüne kadar bir çok kişi tarafından yazıldı, çizildi, konuşuldu. Ancak babanız dahil 17 akrabanız katledildi. Ozan Emekçi bunca yıl sonra bu katliam hakkında ne düşünür, ne anlatır diye merak ediliyor… Siz saldırılar başladığında neredeydiniz?

Ben Maraş’ta büyüdüm. Ailem ben bir yaşındayken 1956′da Afşin’e bağlı Kaşanlı köyünden Maraş’a taşınmış. Babamın anlatımına göre o dönem 20 veya 30 aile ya vardı ya yoktu. İnsanlar köylerinden gelir pamuk çapalamada çalışır ve geri giderlerdi. Daha sonra çocuklarını okula göndermek isteyenler Maraş’a yerleşmeye başladılar. Tek odalı evlerde 7 veya 8 kişi kalırdı. Zamanla arsalar almaya başladılar, üç tekerlekli arabalarla sebze meyve satmaya başladılar. Gittikçe esnaflık yapmaya başladılar. Maraş’ın ekonomisi eskiden beri Pazarcık’tan gelen köylülerin ticaret yapmasına bağlıydı. Pazarcık ekonomik olarak zengin bir bölgedir. 78 yılına gelindiğinde Maraş’ta hemen her iş kolunda bir Alevi görmek mümkündü. Fabrikatöründen tutun restauranta veya kuyumculuk yapanına kadar. Merkez dışından gelen Aleviler onlardan alış veriş yapıyorlardı. Aleviler zamanla ekonomik gücü ellerine almaya başladılar. Bu da bazı çevreleri oldukça rahatsız etmeye başladı.

Maraş Katliamı’nın önemli nedenlerinden birisi de budur bence. Bir amaç da Alevilerin mallarına el koymaktı. Çünkü Aleviler ildeki ekonomiyi yönetmeye başlamışlardı ve bu durum bir çok kesimi rahatsız ediyordu. İkinci neden ise; oradaki Alevilerin aynı zamanda Kürt olmalarıdır. Orada bütün Kürtlerin Alevi, bütün Türklerin de Sünni olduğu gözüyle bakılırdı. Çünkü Alevilik ve Kürtlük bu kadar iç içe geçmişti. Biz hem Kürdüz hem Aleviyiz hem de sol’a sempati ile bakmaya başlamıştık. Tabii bir de Maraş’ta faşistlerin Ermeni katliamı mirası var. Ermenilerden kalan bir çok yer bugün müslümanlar tarafından kullanılmaktadır. Maraş’ta bugün kullanılan tarihi binalar ve köprüler Ermenilere aittir.

Maraş’ta yapılanlara katliamı mı yoksa soykırımı mı demek doğrudur sizce?

İkisi de vardı. Sonuçta beni orada kovuyorsun, malıma mülküme el koyuyorsun, kökümü kurutmaya çalışıyorsun. Normal bir savaşta cephede kim varsa onu öldürürler veya ölürler. Burada hamile kadının karnındaki bebeği çıkartıp duvara yapıştırıyorsun. Bunu Maraş Belgeseli’nde rütbeli bir subay anlatıyor. Bu bir soykırımdır. Soykırım sayıyla ölçülmez. Zihniyet soykırımcıdır. Devlet sıkıyönetim ilan etmek için böyle büyük bir kırıma ihtiyaç duydu ve akabinde 13 ilde sıkıyönetim ilan etti.

‘DEVLETİN BUNDAN HAFTALAR ÖNCESİNDEN HABERİ VAR’ 

Siz katliam olduğunda neredeydiniz?

Ben katliam olduğunda Niğde’de cezaevindeki arkadaşlarımı ziyaret ediyordum.

Nasıl haberiniz oldu?

O akşam televizyon haberlerinde Maraş’ta olaylar olduğunu duydum. Ancak o dönem hergün olaylar vardı ve her gün üç beş kişi ölüyordu. Türkiye alıştırılmıştı bu ölümlere. Daha sonra bunun hergün olandan farklı olduğunu öğrendim. Dönemin içişleri bakanı ”olayları solcular çıkartmıştır” demişti. Bülent Ecevit hükümetinin İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı.

İrfan Özaydınlı, Alevilerden en çok oyu alan Ecevit hükümetinin bakanıydı. Maraş’ta askeri bir alay vardı ve hiç bir şey yapmadı. Kayseri’den Hava İndirme Tugayı’nı günler sonra getirerek kurtarıcı rolü oynattılar. Oysa Alevilerin en çok katledildiği mahallelerden olan Yörüksever ile askeri Alayın arasında sadece bir yol geçer. Benim bir çok akrabam burada katledildi. O dönem Kayseri’den gelen bu Tugayda askerlik yapan bir arkadaşım anlatmıştı. Şöyle demişti; ”Katliamdan bir kaç hafta önce bizi teyakkuza geçirdiler. Her gece botlarımızla yatıp kalkıyorduk. Hiç olmadığı bir şekilde radyo 24 saat açıktı. 19 Aralık’ta uçaklara binme emri verdiler bize. Ancak biz Alevileri ayırdılar ve diğerlerini alıp götürdüler.”

Götürülen askerler nereye gittiklerini biliyorlar mı peki?

Hayır bilmiyorlar. Bu da şunu gösteriyor ki, devletin bundan haftalar öncesinden haberi var bundan. Askerler teyakkuz durumundalar ve postalları ile yatıp kalkıyorlar.

Ecevit’in, gizli bir devlet örgütünden bahsettiğini ve kendilerininden de bunu gizlediklerini söylemişti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Alevilerin şeriat korkusunu bilen CHP, Alevileri bu çizgide tutmak için bu korkuları hep kullanmıştır. Meselenin görülmesi gereken bir yönü de budur. Madımak'ta da böyle oldu. İnsanlar yakılırken askerler seyrediyordu. Yani Kürtlerle yakınlaşırsanız sonunuz bu olur demek istiyorlar. 

Bu katliam insan olan herkesin yüreğini yaktı. Ancak bir de sizin gibi bir çok yakınını kaybedenlerin duyduğu acı vardır. Hani ateşin düştüğü yeri yakması gibi. 39 sene geçti aradan neler hissediyorsunuz?

Ben Maraş Katliamı’nı asla unutmuyorum. Sadece babamı veya akrabalarımı değil, katledilen hiç kimseyi unutmuyorum. Okul arkadaşlarım ve komşularım da vardı içlerinde. Maalesef bu katillerden hesap sorulamadı. Bu katliamın baş sorumluları milletvekili yapıldı. Bu aslında Alevilere cihat ilan etmektir. Alevilere diyorum ki bunu iyi görsünler ve iyi anlasınlar.

Katledilenlerin bir çoğunun mezar yerleri bile belli değil sanırım?

Evet, ben Türkiye’ye gidemiyorum. Amcamın oğlu babamın mezarını köye götürmek istemiş. Ortada mezar falan yok.

Peki ilgili yerlere sormamış mı?

Belediye’ye müracaat etmişler cevap yok. Pazarcıklı bir avukat arkadaş ilgileniyor. Bu isimler altında bir kayıt yok diyorlar. Yani yok hükmünde. Ölülerimizden de korkuyorlar.

‘İÇ ASİMİLASYON EN TEHLİKELİ ASİMİLASYONDUR’

Alevilere yönelik bir tehlikenin olabileceği görüşü son dönemlerde çok dillendiriliyor. Siz bu görüşe katılır mısınız?

Tehlike her zaman vardı. Aleviler risk altındaki bir toplum. Yaşadığı yerlerde, devletin kurumları temsilcileri karşı. Sokaktaki karşı, camideki adam karşı. Hiç bir yasal güvencesi yok. En çok da içten kemirilip yıpratılan bir toplum. Nasıl ki iç savaş en kötü bir savaşsa, iç hastalık en tehlikeli bir hastalıksa; iç asimilasyon da en tehlikeli asimilasyondur. Bunu dürüst olanları tenzih ederek söylüyorum, bazı alevi dedeleri yapıyorlar. İncinse de incitme gibi uyduruk sözlerle devlete karşı Alevileri tepkisiz bırakarak yapıyorlar.

Kentleşmenin dayattığı bazı değişimler de var ve bu sosyolojik bir olgu. Köyde homojen bir yapıda olan Aleviler kentlerde daha heterojen bir yaşamla karşı karşıyadırlar.

Dominant ve baskıcı bir yapısı olan Sünnilik, "Madem kitabımız ve peygamberimiz bir diyorsunuz o halde bizim gibi olun” anlayışını dayatıyor mu sizce ?

Evet bunu deyip bunu dayatıyorlar. Diyanet diyor ki madem peygamberimiz bir, allahımız ve kitabımız bir, o halde sen neden başka bir ibadethane istiyorsun. Aslında kendi içinde tutarlı bir söylem. Bu zemini de bu söylemi terketmeyen bazı Alevi dedeleri oluşturuyorlar. İyi de madem her şeyimiz bir o halde sen gelip cemevinde ibadet et.

‘BAZI UYDURUK DEDELER İSLAM MİSYONERLERİ GİBİ ÇALIŞIYORLAR’

Siz, ‘yurda geldim 28 yıl sonra’ diye bestelediğiniz Türkünüzde memleketin ahvalını anlatırken ‘Dedeler var hoca olmuş bir nevi / İhtirasa kurban edilmiş sevi / Minaresiz cami gibi Cemevi / Aleviyi namaz kılarken gördüm’ diyorsunuz. Gerçekten durum bu kadar vahim mi? 

Alevilerin hiç bir yasal güvencesi yoktur. Tehlike her zaman mevcuttur. Tehlikeye karşı Alevilerin militan bir örgütlemesi de yoktur. Olması da gerekiyor. Zalime karşı anladığı dilden cevap veremezseniz katliamlardan kurtulamasınız. Yıllardır biz islamın özüyüz diyorlar ama bir türlü ölümlerden kurtulamıyorlar. Alevilik islamla uyuşamaz. Alevi felsefesi sulh içinde yaşamayı esas alır. İslam ise zor kullanmayı. Nasıl uyuşacaklar. Gerçekçi olalım. İslam bir baskı mekanizmasıdır. Gerçeklere kapalıdır. Son olarak IŞİD olayını hep birlikte yaşıyoruz. Bazı uyduruk dedeler islam misyonerleri gibi çalılışıyorlar. Kimi korkudan kimide ruhunu satarak bunu yapıyor. Alevileri asimile etme gayretindeler. Kısmen de başarı olanlar vardır. Kemal Kılıçdaroğlu 80 yılda yüzde elisini asimle ettik derken alevilerin müslüman olmadığını da itiraf ediyor. Tabi bu asimile edilmiş yüzde 50'sinin içinde kendiside bulunmaktadır.  Aleviler islam olup olmadıkları konusunu netleştirmedikçe rahat yüzü göremeyecekler. Alevi kurumların ortaya attığı talepler bir saatte çözülebilinir. Ancak devlet Alevilerin bu taleplerle oyalansınlar diye çözmüyor. Kısaca alevilerin işi oldukça zor.

'DEVLET ÇİFTE STANDART UYGULUYOR’ 

Siz yıllardır Avrupa’da sürgünde yaşıyorsunuz. Türkiye’ye gidişte yaşadığınız sıkıntılar hala devam ediyor mu? 'Şivan Perwer’i davet ediyorlar da bana neler reva görüyorlar' dediğiniz oluyor mu? Ya da 'benim de arkamda onun dayısı gibi bir dayısı olsaydı' dediğiniz zamanlar oldu mu?

Şivan eski arkadaşımdır. Tayip Erdoğan’a yakınlık duymasını kendisine hiç yakıştıramadım. İyi bir sestir Şivan. Kendisini, dinleyicilerini Erdoğan’a feda etmemeliydi. Kendi kendisine yazık etti. Onun adına çok üzüldüm. Barzani dayısı mıdır bilemem, ama ben dayılara hiç itiyaç duymadım, duymam da. Ürettiğim eserler buna izin vermez ve ben eserlerimden asla vaz geçmem. Şivan ezan okudu. 'Ey heval Robson' diyerek ayağa kalktı, 'Allahü ekber' diyerek diz çöktü. Ben bunu yapmam, yapamam. Ürettiğim eserlere hakaret olur bu. Almanya devletinin katkılarıyla gittim. 12 ayda 3 defa 19 gün bu sürenin yarısı yollarda geçti. Benim eserlerimi herkes okuyor serbest ama ben okuyunca yasak. Bu çok ilginç değil mi? Devlet kimin ne söylediğinden çok, söyleyenin kim olduğuyla ilgileniyor.

“Yeterince incitildik, sayın bakanım. Bunun bitmesini istiyoruz. Son aylarda Türkiye’de yaşanan olumlu gelişmeler insanı şaşırtıyor. Devlet bazı sanatçılara resmi davet çıkarırken, Emekçi’ye resmi yasak uygulamayı sürdürüyor. Bu, çifte standarttır. Türkü üretip icra etmekten başka ne yapmışım? Ülkemin kültürel ırmağında damla olmak istiyorum.” Bu sözler size ait. Bakan sizin bu mektubunuza cevap verdi mi?

Bakan Ertuğrul Günay doğrudan cevap vermedi. Basında konu işlenince kamuoyuda duydu. Devlet çifte standarlıdır bu konuda hep kendinden olanı dost, kendinden olmayanı düşman olarak görüyor.

CHP Maraş Milletvekili Durdu Özpolat, halk arasında 'Ozan Emekçi' olarak tanınan Ali Haydar Bender'in Türkiye'ye giriş yasağını TBMM gündemine taşıdı. Zamanın İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın yanıtlaması istemiyle, Meclis Başkanlığı'na soru önergesi vermiş bundan haberiniz oldu mu ?

Durdu Özpolat ve Süleyman Yağız soru önergesi verdiler. Dönemin içişleri bakanı Beşir Atalay bunun üzerine cevap verdi. Bakan benim yeniden Türk vatandaşı olmam durumunda yasağı kaldıracağını yazılı olarak bildirdi. Ben Almanya vatandaşıyım ve hep de bu böyle kalacak. Durdu beye de Süleyman beye de teşekür ederim.

‘BEN VARLIĞIMI TÜRK VARLIĞINA EMANET ETMEM' 

Kürt sorununun çözümü hakkında Ozan Emekçi ne düşünüyor, neler söylemek ister? 

Kürt sorunu Türkiye’nin en büyük sorunudur. Bu mesele çözülmediği sürece ne Türkiye, ne Kürdistan ne de bölge huzur bulamaz. Kürtlerin bir statüsü olmalı, dili okutulmalı, birliği tanınmalı. Ulus devlet korunarak bunlar yapılamaz. Devletin ismi Türk devleti ama Kürtler Türk değildir. Devlet Kürtlere statü verirse yok olacağını düşünüyor, ama Kürtler de bu şekilde yaşamayı düşünmüyor haklı olarak. Ben varlığımı Türk varlığına armağan etmem ve kimsenin etmesini de istemem. Çok sayıda Türk bile varlığını devlete armağan etmez. Uluslararası gözlemcilerin katılımıyla yeniden bir barış süreci başlatılmalıdır. Önce eşit olalım sonra kardeş olalım. Kürtler hep kardeş oldular devlet hep düşman oldu. Ölülerimizi arabaların arkalarına bağlayarak sürüklediler ve bunu da kardeşliğin bir gereği olarak görüyorlar. Çocuklarımızın cesetlerini buzdolabında saklamak zorunda bırakıldık. Öldürülen gerillaların kafalarını kulaklarını kestiler, kadınları soyup sosyal medyada paylaştılar ve buna kardeşlik dediler. Bunları Kürtler nasıl unutsun nasıl unuturlar. Bu Cumhuriyet ya demokratlaşır ya da bu savaş onu yıkana kadar sürer. Devlet uyguladığı teröre son vermelidir. Gerilla onlarca asker polis esir aldı tekinin burnu kanadı mı bunu görmek bilmek gerekir.

"Kamil beni duyuyor musun? / Şimdi nerelerdesin Kamil / Beni duymak zorundasın / Sana seslenmem yakarma değil / Yalvarmak hiç / Bunu iyi bil Kamil / Ya örs olacaksın ya örse çekiç " Bu şiir sizin. Çok konuşuldu yorumlar yapıldı, o da olmadı kavgalarda yapıldı, ayrılıklar oldu vs. Şimdi samimiyetinize güvenek sormak istiyorum. Bunun anlaşılır tercümesi nedir bize yapar mısınız?

Kamil bir dönemin şiirsel bir dille tarihe aktarılmasıdır. Evet çok farklı yorumlara vesile oldu. Ama ana öğesi doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin seçilmesini işler. Yaklaşık 40 yıl önce yazılmıştır Kamil. Bugün de hala geçerliliğini koruyor. Kamil’i yazarken ki, o duygulara bu gün de sahibim. Abartı yok, haksızlık yok. Realite neyse o. Bir kurumun içerde nasıl çökertildiğini ona karşı durarak kamuya ilan edilmesidir Kamil. Ben 50 yıllık politik hayatımda sayısız fedakar yiğit yoldaş tanıdım. Bir o kadar da yalancı, hilekar, sahtekar tanıdım. Bunların ayırt edilmesini önerdim dinleyicilerime. İyi yaptığıma inanıyorum. Kamil her hangi bir kişi değildir. Bir çok kişidir. Kurumunu iyi tanıyarak onu sahiplenmedir Kamil. Özel olarak bir kurumu kastetmekten öteye geçmiştir. Bir çok kurum için görecelilik kazanmıştır süreç içinde. Bu şiiri düşünürken 3 isim üzerinde yoğunlaştım. Aziz, Rıza ve Kamil. Sonuçta Kamil'in söylemek istediklerime en uygunu olduğuna karar verdim.

Yılmaz Güney, Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Yusuf Ziya Bahadınlı, Fethi Savaşçı, Vehbi Bardakçı, Emekçi, Bahattin Gemici, Zamani, Seyfili, Garip Şahin, Esin Afşar ve daha başkalarıyla birlikte "Yabanel" dergisinde bir dönem yazdınız. Bize biraz bu dönemi anlatırmısınız?

Yabanel dergisini Mustafa Demir hazırlıyordu. Ben de yardımcı oluyordum. Yaklaşık 10-12 sayı çıktı. Dergi halk ozanlarını esas alıyordu. Şiirin, kültürün dergisiydi. Mustafa Demir halk aşıklarına ve üretimlerine ilgi duyan, halk şiirine bağlılığı olan, sanat ve edebiyata aşina bir dostumdur. Şimdi öyle bir dergi yok artık.

Siz bugüne kadar kaç albüm çıkardınız. Yeni bir çalışmanız var mı? Ayrıca  kitaplarınız hakkında da bilgi sahibi olmak isteriz?

Dört tane 45'lik diye tabir edilen plakım var. Kaset, CD ise 30 civarında. Dört adet şiir kitabım var. İki adet şiir kitabım da basılmayı bekliyor. Şiirlerimde aşk, ayrılık dostluk, düşmanlık ve direniş var. Sadece Feryad-ı İsyan Türkiye’de basıldı.

Yıllardır Avrupa’da sürgünde yaşıyorsunuz. Türkiye’ye girişte yaşadığınız sıkıntılar devam ediyor mu?

Evet, 39 sene oldu. Tayyip Erdoğan Hükümeti bir karar alıyor, "Türkiye Cumhuriyeti’nin emniyetini ve umumi nizamını tehlikeye koymak veya koymak isteyenlere yardım etmek maksadı ile geldikleri sezilenler” diye devam eden madde bana uygulanıyor. Giriş iznim İçişlerinin iznine bağlıdır. Biz de bu müracaatı yaptık ve 3 defa toplam 19 günlük bir giriş ve çıkışım oldu. Her gidişimde protokol yapıp imzalatıyorlar. Sekiz on günlük izinlerle girmeyi kabul ediyorsan imzala ve gir diyorlar. Davetli olduğum bazı etkinliklerde yer alabilmek için gitmiştim ben de.

Tüm dostlara ve dinleyicilerime sevgilerimi aracılığınızla iletiyorum. Size de teşekkür ederim.