Prof. Dr. Funda Cantek: Pavyon, cinsiyet rollerini tersine çeviren bir mekân



Artı Gerçek

RTÜK düzenlemeleriyle denetim altına alınmak istenen, sansür tartışmalarıyla gündemde olan internet platformlarını, Pavyon’u ve pavyonları Prof. Dr. Funda Şenol Cantek’le konuştuk.


Ahmet Tirej KAYA


İnternet Platformu Blu TV’nin geçtiğimiz haftalarda yayınlamaya başladığı ve beş bölümden oluşacağı açıklanan Pavyon Belgeseli, Ankara’nın “Bildiğiniz gibi değil” şeklinde tarif edilen ve üzerine çok fazla söz edilmemiş mekânlarını seyircinin karşısına çıkarıyor. Patronlardan çalışan kadınlara, abone olarak taksicilik yapanlardan müzisyenlerine kadar, pavyonların içinden seslenme iddiasındaki belgesel, ‘köy odaları’ndan pavyonlara doğru gelişen bir kültürel şekillenişi de konu ediniyor. 

Pavyon Belgeseli yayınlandığı Blu TV’de şu ifadelerle tanıtılıyor: “Pavyonlar, Ankara eğlence sektörünün yaklaşık %80’ini karşılamasına ve il ekonomisini kayda değer bir biçimde beslemesine rağmen, efsaneleşmiş klişelerin yarattığı söylemler sebebiyle genişçe bir kısım tarafından kabul görmez. Konsomatrisler, müdavimler, yalnızlar, âlemciler, işletmeciler, bolca neon ışık, kabarık hesaplar… Ülkenin bir kesimince ‘tabu’ olarak kabul gören pavyon kültürü, seride etraflıca ele alınıyor.”

Pavyon Belgeseli’ne katkı sunan Prof. Dr. Funda Şenol Cantek çalışmayı şu ifadelerle değerlendiriyor: “Enver ve Sami, pavyonla ilgili ne anlatılsa, gösterilse iştah yaratacak olmasına rağmen, kolaya kaçmadılar. Çok emek verdiler, kılı kırk yardılar. Bana ve başka arkadaşlara da danışmalarının sebebi buydu. Kamerayı oraya kurup kenara çekilseniz bile izleyici toplardınız, onlar bir hikâye kurdular.”

Pavyon’u bir kadının çekmesinin teknik nedenlerden dolayı zor olacağını ifade eden Cantek, “O mekânlarda çalışan olmayan kadınların rahat hareket etmeleri zor. Ama velev ki, farklı cinsel kimlikten, kadın veya LGBTİ bir birey çekmiş olsaydı bu belgeseli, başka bir bakış açısından ve başka bir politik çerçeveden bakardı. Kaygıları farklı olurdu. Belki sadece cinsiyet kimlikleri, ilişkilerine odaklanırdı, belki cinsel kültüre daha fazla vurgu yapardı” diyor.

“SANSÜRDEN AKP SEÇMENİ DE RAHATSIZ OLUR”

RTÜK düzenlemeleriyle denetim altına alınmak istenen, sansür tartışmalarıyla gündemde olan internet platformlarını, Pavyon’u ve pavyonları; kent sosyolojisi, kent tarihi ve toplumsal cinsiyet üzerine çalışmaları bulunan ve Ankara Üniversitesi’nde akademisyen olarak çalışırken KHK ile ihraç edilen Prof. Dr. Funda Şenol Cantek’le konuştuk:

İnternet platformları gün geçtikçe medya ortamında daha fazla yer kaplıyor ve gündeme geliyor. Platformlar; daha kısa süreli bölümlerin olduğu, küfür ve argonun kullanılabildiği, politik meselelerin TV’lere göre daha rahat konuşulabildiği ve bu noktada da kitlenin ilgisini yoğun bir şekilde çekebilen alanlar olarak görülüyor. Hükümet de bu alternatif alanı ve kitlenin ilgisini fark etmiş olacak ki, RTÜK düzenlemeleriyle buralar üzerinde denetimini kurmayı amaçlıyor, hatta sansür tartışmaları yapılıyor. Siz bu platformları ve söz konusu düzenlemeleri Pavyon’u da dikkate alarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sansürden ve kontrolden bir ölçüde de olsa bağımsız olan medya mecraları otoriter yönetimleri her zaman rahatsız eder. Bizde de böyle. Abonelik sistemiyle yayın yapan şifreli internet yayıncılığı politik muhalefetin daha rahat sürdürülebildiği, geleneksel ahlakın ve değer yargılarının kıyılarına kaçabilen yayınlar yapabiliyorlar. Ancak, RTÜK gibi bir kuruluşla her şeyi denetim altında tutabilme imkânı bu kanalların tepesinde de Demokles’in kılıcı gibi sallanıyordu ne zamandır. Nitekim yakın zamanda hükümet harekete geçti. Fakat ben bu gelişmenin, daha ziyade SETA’nın muhalif gazetecileri hedef gösterdiği raporuyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Yani ahlaki erozyonu önleme, yerli ve milli olmayan yayıncılık türlerinin önüne geçme tehdidi şimdilik ikinci planda kalacak veya sümen altı edilecek gibi görünüyor. Yakın çevremdeki televizyoncu arkadaşlardan edindiğim izlenim de bu yönde.  Eğer küfür var, cinsellik, şiddet var diye bu kanallara sansür uygulamaya kalkarsanız ortada seyredilecek program ve dolayısıyla abone kalmaz. Bundan AKP seçmeni de rahatsız olur. Ama tabii RTÜK kozunu politik baskı amacıyla kullanmak da çok büyük bir tehlike.  Dolayısıyla, Pavyon belgeselinin bundan zarar göreceğini sanmıyorum.

Pavyon Belgeseli’ne nasıl bir katkınız oldu?

Ben Ankara hakkında yıllardır akademik çalışmalar yaptığım ve şehrin geçmişini, kültürünü araştırdığım için Ankara ile ilgili bir şey yapacak olanlar genelde beni buluyorlar. Pavyon’u hazırlayan iki arkadaşımız Enver Arcak ve Sami Öztürk’le de önceden tanışıyorduk. Enver ile Solfasol gazetesi çevresinde tanıştık. Sami ise Gazi Üniversitesi’nde hocalık yaparken öğrencimdi. Çok eskiden tanışıyoruz onunla. Enver, çekimleri yaparken bir iki tüyo istemişti. Sonra Sami de ham malzemeleri izletip, nasıl bir yol izleyebiliriz diye sordu. Son olarak da, belgesele son hali verilmeden önce izleyip bir iki öneri getirdim. Bir de, derlediğim Aynanın Önünde, Cımbızın Ucunda: Kuaför Kitabı (İletişim Yayınları, 2017) kitabında Şenay Yılmaz ile birlikte “Kuaför Koca Yarısıdır, Pavyon Kuaförleri” başlıklı bir araştırmamız yayınlanmıştı. Onun da etkisi olmuştur beni bulmalarında. Yani çok büyük bir katkı denemez. Sağolsunlar fikrimi almak istediler. Belki toplumsal cinsiyet konusunda çalışıyor olmamın da etkisi vardır. Hem kent sosyolojisi, hem de toplumsal cinsiyetle ilgilenince Pavyon denince akla ilk gelenlerden biri oluyorsunuz. Ben, hikâyenin hangi eksende kurulabileceği ve bir kadın çalışanın gözünden bu mekânın nasıl anlatılabileceği konusunda bir iki öneri getirdim, diyelim. 

“PAVYON BİR HİKÂYE KURDU”

Ankara’da yaşayan ve Ankara üzerine çalışmalar yapan biri olarak, Pavyon’un -yayınlandığı üç bölümü değerlendirirsek- içinden seslendiği dünyayı bize gerçekten anlattığını düşünüyor musunuz? 

Pavyon gibi çoğu insan için kapalı kutu olan bir mekânı ve onun yarattığı kültürü izleyiciye gösterebilmek iki açıdan büyük bir başarı. İlki, o mekânlara, mekânların mahremiyetini de ihlal ederek girip çıkabilme izni alabilmek bakımından; ikincisi ise o mekânın müdavimi ve çalışanı olan insanları rencide etmeden, yargılamadan bunu yapabilmek bakımından. Bence Enver ve Sami bunu büyük ölçüde başarmışlar. Daha da önemlisi, toplumsal cinsiyet rolleri ve ilişkilerinin, sınıf, kültür, ahlak gibi kategorilerin yıkıldığı, yeniden kurulduğu, tanımlandığı yerler buralar. İzlediğinizde fark edeceksiniz, içerideki ekip, patronlar, çalışanlar müşteriler karşısında çoğunlukla çok muhkem bir mevkideler. Dolayısıyla, müşteri üzerinde tahakküm kurmaları kaçınılmaz. Eğer çok itibarlı, şöhretli insanlar değillerse, müşteriler oraya genelde ailelerinden, çevrelerinden gizli giden, bazen aileleri için ayırmaları beklenen bütçeyi oraya yatırıp bir de üstüne borçlanan, geleneksel ahlakın onaylamayacağı bir eylemi gerçekleştiren insanlar. Ama öte yandan, belli sınıf ve kültürlere mensup erkekler için erkeklik performansının sergilendiği bir sahne orası. Ya da öyle bir yanılmasa içindeler diyelim. Belgeselin yıldızı olan konsomatrisi dinlediğinizde zaten bu yanılsamanın budalalık biçimini aldığı durumları görüyorsunuz. 

Enver ve Sami, pavyonla ilgili ne anlatılsa, gösterilse iştah yaratacak olmasına rağmen, kolaya kaçmadılar. Çok emek verdiler, kılı kırk yardılar. Bana ve başka arkadaşlara da danışmalarının sebebi buydu. Kamerayı oraya kurup kenara çekilseniz bile izleyici toplardınız, onlar bir hikâye kurdular. Yer yer sosyolojik analizler içeren görüntüleri/konuşmaları birbirine eklediler. Siyaseten doğru olmaya da çaba harcadılar.

“PAVYON’U BİR KADININ ÇEKMESİ TEKNİK NEDENLERLE ZOR OLURDU”

Belgeselde bir kadın bazı erkeklerin kendilerine “Buraya nasıl düştün?” dediğini hatırlatarak, “Geri zekâlı sen buraya nasıl düştün? Bir onu açıkla!” diyerek tepkisini gösteriyor. Benzer örneklerle beraber, Pavyon’u ‘erk zihniyet ve kadınlar’ açısından bir değerlendirmeye alırsak, neler söylersiniz? Pavyon’un yönetmen koltuğunda bir kadın otursaydı sizce nasıl farklar ortaya çıkardı?

Aslında yukarıda biraz anlattım. Pavyon alışılageldik cinsiyet rol ve kimliklerini şaşırtıcı biçimde tersine çeviren bir mekân. Bu belgeselden önce birkaç çalışma yapıldı bu konuda. Ama çoğu kadük kaldı. Bunlar arasında en kıymetlisi Osman Özarslan’ın saha çalışması yaparak hazırladığı Hovarda Alemi. İletişim Yayınları’ndan kitap olarak çıktı. Özarslan, taşra pavyonlarını dolaşarak, çalışan ve müşterilerle konuşarak pavyon çalışanları ve müşterilerinin profillerini çıkarıyor, pavyon mekânının sembolik anlamını irdeliyordu. Enver ve Sami de bu kadar sistematik ve akademik kaygılarla olmasa da, benzer bir iş yapıyorlar. Pavyona kimler, neden gider, pavyonun yarattığı kültür nasıl bir kültürdür? Bu işkolunda çalışanların mesleki profilleri, iş dışı hayatları nasıldır, bu mekânda iktidar ilişkileri nasıl kurulur, sorularına yanıt aramaya çalıştılar. 

Tabii ki bir sanatsal veya akademik üretimi, onu hayata geçiren kişinin kimliği belirliyor. Bu belgeseli bir kadının çekmesi bazı teknik sebeplerden zor olurdu. O mekânlarda çalışan olmayan kadınların rahat hareket etmeleri zor. Ama velev ki, farklı cinsel kimlikten, kadın veya LGBTİ bir birey çekmiş olsaydı bu belgeseli, başka bir bakış açısından ve başka bir politik çerçeveden bakardı. Kaygıları farklı olurdu. Belki sadece cinsiyet kimlikleri, ilişkilerine odaklanırdı, belki cinsel kültüre daha fazla vurgu yapardı. Belki erkeklik çalışmaları perspektifinden bakan biri de çıkabilirdi. Bahsettiğim gibi bir erkeklik performansı olarak pavyon müdavimliğine bakılabilirdi. Umarım bundan sonra da bu tip çalışmalar yapılır. 

“SIRADAN BİR KADINI ÇİLEDEN ÇIKARACAK BİR YAKLAŞIM, ORALARDA BELLİ SINIRLAR İÇİNDE MEŞRU”

Belgeselde aynı kadın işyerinde tanıştıkları insanlara psikologluk yaptıklarını, aynı şekilde kuaförlerin de kendilerine psikologluk yaptığını ifade ediyor. Bununla beraber, çok farklı kesimlerden insanın pavyonlara gidip, yine belgeselin aktarımıyla 10 bin TL’yi bulan hesaplar ödemesini, hatta arsasını satıp “Güzel eğlendim” demesini nasıl değerlendirebiliriz? Psikologluk, eğlenme isteği, cinsellik… Bunlar toplumdaki bir sıkışmışlığa mı işaret ediyor?

Aslında bu soruların yanıtları koskoca bir akademik literatüre uzanıyor. Özetlemek çok zor. Ama hem pavyon kuaförleri konusunda çalıştığım için, hem de toplumsal cinsiyet çalışma alanım olduğu için bazı fikirler paylaşabilirim bu konuda. Baştan beri söylediğim gibi erkeklik performansı, tek tip olmamakla birlikte, belirli sınıflar ve kültürler için benzeşiyor. Üst sınıftan bir erkek büyük meblağlar ödeyerek kiraladığı bir eskorttan ne bekliyorsa, alt sınıftan bir erkek de pavyondaki kadınlardan benzer şeyler bekliyor. Erkekliğinin yüceltilmesi, dertlerine ortak olunması, cinsel haz, insan olarak kabul ve onay görmek ve benzeri birçok beklenti. Tabii bir de itibar kazanmak. Biliyorsunuz erkekler arasında  “skor yapmak” olarak tabir edilen cinsel performans önemli. Muhtemelen pavyona giden erkek gecenin sonunun böyle gelmesini bekliyor. Ama izleyince görüyorsunuz ki, bunun için gidilebilecek en son mekân pavyon. Cinsel taciz ve saldırıya karşı şaşırtıcı bir güvenlik önlemi var pavyonlarda. Ama öte yandan, cinsel taciz ve saldırının tanımı da biraz daha farklı oralarda. Sıradan bir kadını çileden çıkaracak bir yaklaşım, oralarda belli sınırlar içinde meşru. 

“PAVYONDA ROLLER DEĞİŞEBİLİYOR”

Bir de şu var: özellikle piste çıkıp kadınlarla oynamak için yüklü miktarda parayı gözden çıkaran erkek, o anda arkadaşlarına o yakınlığı göstermek için bunu yapıyor. Mahrem alanında kendisine ait saydığı ve namusundan sorumlu olduğuna inandığı kadını her anlamda kapatırken, pavyondaki kadını haz nesnesine dönüştürdüğü vehmine kapılıyor. Ama birçok örnekte görüyorsunuz izlerken, o kadınlar erkeklerin bu zaaflarının farkındalar. Bazen onları itip kakarak, küfredip hoyrat davranışlarda bulunarak da aşağılıyorlar. Mesela bir Sarı Tutku vardır meşhur pavyon çalışanı. Kült bir figürdü o uzun zaman. Youtube’da videolarını görebilirsiniz. Erkeklere hem belli ölçüde fiziksel şiddet uyguluyor karşılıklı dans ederken, hem de hakaret ediyor. Yani başta da söylediğim gibi, pavyonda beklenmedik şekilde roller değişebiliyor. Ve bu da erkeklerde bir gerilim yaratmayabiliyor. Kadınların ataklığı, cesareti her zaman erkekleri şaşırtmış ve geriletmiştir. Pavyon performansının böyle de bir özelliği var.

Son olarak şunu da söylemek isterim: bu anlattıklarımdan kadınların oralarda çok güçlü, çok güvende ve çok iyi koşullar altında çalıştıklarına dair bir genelleme yapılamaz. Öyle olanlar da vardır. Ama tehdit altında, çaresizlikten ve çok az bir ücretle, bazen boğaz tokluğuna çalışan, işten ayrılmasına izin verilmeyen, belalılarıyla mücadele eden, takıntılı müşterilerden şiddet gören, hastalık vb. durumlarda anlayış gösterilmeyen, gece hayatı ve alkolün yarattığı olumsuzluklardan etkilenen birçok kadın da var.